İBADET BİLİNCİMİZ VAR MI ?

İnsanoğlu her amelinin mükafatının Allah tarafından verileceğini bilse de gene de bazen gaflete düşebiliyor .Göşteriş merakı ağır basabiliyor .
Bir gün Bâb-ı Âlî’de, ileri gelen bazı devlet adamları bir araya gelmişler, sohbet ediyorlardı. Mevzu bir aralık servet ve ihtişamıyla meşhur olup fakat aynı zamanda ahlak ve seciyesi pek de olumlu olmayan zamane vezirlerinden birinin emsalsiz denecek derecedeki iftarlarına intikal etti: Sadaret müsteşarı Rauf Bey (Paşa) bu esnada Celal Bey’e dönerek:
          “Siz, Paşa Hazretlerinin Ramazanlarını bilmezsiniz değil mi?” diye sordu. Celal Bey:
          “Değil yalnız Ramazanını, ben onun Cemaziyelevvelini de bilirim!” cevabını verdi.
Eskiden vardı şimdilerde yok mu ?
Gariplerin sofralarda yer alamadığı
Beki de üstüm başım döküntü diye sokağa çıkamadığı, toplu iftarların bulunduğu çadırlara gidemediği
Sırf eğlenmek için iftar çadırlarını gezenler ,bu çadırlarda Ramazan’ın ruhuna uygun olmayan eğlenceler .
Eski Ramazanları anmak adına yapılan saçmalıklar ,kuru gürültü ,patırtı içinde güya eğlenceler ,
İçi boşaltılan Ramazan kültürümüzü ve içi boşalmış açlık ve susuzluktan ibaret kalmaya indirgenmiş bir oruç ve eğlencelerle geçen Ramazan geceleri .Bunları ALLAH MI EMREDİYOR BİZE .ALLAH’IN Kur’an’da
“Ta ki sakınasınız ,ta ki korunasınız dediği oruç bu mudur sahi ?”
          Bir zat Ramazanda hiç evine gelmez, boyuna davetli davetsiz iftarlara gidermiş. Bir akşam evine birisi gelerek:
          “Bu akşam sizin efendiyi filan yerde iftara davet ediyoruz, buyursunlar” deyince, evin hanımı:
          “Ramazan neredeyse bitecek, efendiyi gören yok. Siz görebilirseniz söyleyin, bir gece de kendi evinde iftara buyursun!” demiş.
Eskıden de vardı böylesi asalak ve aylaklar bugün de var .
Sözümüz şudur ki ,insanımızı bilinçlendirmek gerek .
Oruç nedir ,ramazan nedir ,ibadet dediğin nedir ,nedir ,nedir,nedir ?
Bize ALLAH bunları niye emretti düşüncesi hiç mi hiç zihinlerimizi işgal etmezken ,bilinçlendirme adına yapılan proğramlarda en çok reytingi alan proğramların saçma  sapan ,akla ziyan soruların sorulduğu anlarda midemize giren kramplar bizi acılara sevkediyor .
Eskiden topla ,tüfekle ,kılıçla,okla yapılan hak ile batılın savaşı…
 bugün hiç de kan dökmeden ,hiç de yorulmadan,masalarına oturmuş ,koltuğuna kurulmuş TÜRK VE İSLAM DÜŞMANI kişilerin masabaşından ,perde ardından yönettiği içi boşaltılan dinimizin ,Türklük değerlerimizin birer birer yokolduğunu görmek ne acı .
insanımız bugün yemek ,içmek ,gezmek ,tozmak ,eğlenmek üzere proğramlanan birrrobota dönüştürülüyor .farkına vararakveya varmayarak yapılan reklam ve propagandalarla idealsiz ,hedefsiz ,şuursuz bir topluma nasıl dönüştürüldüğümüzün bile farkına varamadan günler vızır vızır geçip gidiyor .
Eskiden böyleydi ,şimdi de böyle .Değişen ne var ?
Bakalım geçmişe .iki lokma fazla yemek uğruna sergilenen rezillikler dizboyu .
          “Keçecizâde İzzet Molla, bir iftarda obur bir adamın yanına düşmüştü. Adam kıtlıktan çıkmış gibi yemeklere saldırdıkça, İzzet Molla’yı sıkıntılar basıyor, midesi bulanıyordu. Obur adam bir ara elmasiye tatlısına öyle bir kaşık salladı ki, koca bir parça sıçrayıp İzzet Molla’nın kucağına kondu ve titremeye başladı. İzzet Molla dayanamadı:
          “Mübarek tatlı, şu obur adamın hışmından bana değil, Allah’a sığın!”
Şimdilerde Allah’a sığınacak çok yiyecekler var hışma uğrayan .
Ramazan olur da Bektaşî’yi anmamak olur mu?
          Bektaşîye sormuşlar:
          “Ramazanla nasılsın?”
          Cevap vermiş:
          “Pek iyiyiz erenler; ne fakir, mübareği incitiyorum ne de o fakire dokunuyor”
İkisi birbirini incitmeyen ,oruçsuz tufeyli bedava Ramazan sofrasında herkesten önce yerini alıyor vesselam .
Oruç tutmuyor ama Bayramı en önce onlar hak ediyor .
          Bir gün bektâşîye niçin oruç tutmadığını sormuşlar:
          “Vallahi tutmak isterim ama halim, mecalim yok” demiş.
          “Peki iftara çağrılırsan gider misin?” demişler.
          “Aaaa. Tabii ne yapar, yapar giderim” demiş.
          “Canım bu nasıl olur? Allah’ın emrini dinlemiyorsun da, kulların davetine icabet ediyorsun” diye sitem edilince de:
          “Eee, Cenab-ı Hak, merhametlilerin en merhametlisidir. Kullarının günahlarını affedebilir. Fakat insanlar en küçük ihmalde güceniverir. Bunun için davetleri kaçırmam” cevabını vermiş.
 Sağ elinin verdiğini sol eline duyurmayanlar…
          Ramazan günlerinde çoğunlukla zenginler tebdil-i kıyafetle hiç tanımadıkları mıntıkalara giderler, tenha zamanları kollayarak bakkal, manav dükkanlarına girer ve sorarlarmış:
          “Zimem defteriniz (veresiye defteri) var mı?”
          Esnaf bu defteri çıkarınca gelen şöyle dermiş:
          “Lütfen baştan, sondan veya ortadan şu kadar sahifenin yekununu yapınız.”
          Esnaf söyleneni yapar, gelen de kesesini çıkarır ve hesabı ödermiş. Ardından da:
          “Silin borçlarını… Allah kabul etsin!” der ve çeker gidermiş.
          Borcu ödenen, borcu ödeyenin kim olduğunu, borcu sildiren de kimi borçtan kurtardığını bilmezmiş. Çünkü hepsi sadece ve yalnız Allah rızası içinmiş…
Osmanlı’da her devlet ricalinin  Allah dostu bir sohbet arkadaşı vardır .Paşa’nın musahibi Haşmet Baba adlı haramdan sakınıp, sözünü sakınan, hikmet ehli bir zattır .Koca Ragıp Paşa “Bu ayda tebasında bulunanlara kolaylık gösterenler affonulur” müjdesi mucibince Haşmet’i de yanına alarak, tebasındakilerin çarşı-pazar defterlerini kontrole gider .Paşa’nın her Ramazan yaptığı bu gizli işini sadece Haşmet Baba bilir
 Ragıp Paşa bir manava girip:
 -Selamün aleyküm veresiye defteriniz var mı?”,
-“Vardır” cevabını alınca, o defterde ne borç varsa öder .
Esnaf da Paşa’nın huyunu bilip, gizlilik tembihine uyar. Borcu ödenenler, Allah’a hamdü senâ eder .
Nüktedan Ragıp Paşa işi bitince Haşmet’e takılmadan edemez.
– Haşmet! Senin de borcun var mı? diye sorunca, Haşmet:
– Evet efendim! diye cevap verdi. Mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş… Ragıp Paşa gülerek:
 – Onu sormuyorum yahu, dedi. Oruç borcun var mı, sen onu söyle.
Şair Haşmet şu cevabı verdi:
 – Paşam, oruç borcunu Allah sorar. Sizin soracağınız, kul borcudur.
Şimdi yine “nerde o eski ramazanlar ,nerde o eski bayramlar derken keşke bu güzelikleri ,yani o zimem defterlerini ,yani o sadaka taşlarını ,yani o garibanlara gizliden yapılan yardımlardaki güzel hasetleri diriltebilsek .
Yine biz bizi olsak ,yine özümüze dönsek ,yeniden yönümüzü değil kalbimizi kabeye çevirsek ,yeniden Müslüman olmanı bilincine varsak vesselam .
Hayırlı ramazanlar
SERAP UYSAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir