ANILARDA RAMAZANLAR

Ahh nerde o eski Ramazanlar sözü her Ramazan geldiğinde ,ah nerde o eski bayramlar sözleri de her bayram gelende söylenir .
Eski Ramazan’da direklerasını,eskilerin Ramazan gecelerinde eğlencelerini ,Ramazan sofralarının zenginliğini anlatanlar, nedense işin hep eğlence ,yeme ,içme gibi Ramazan-ı Şerifle ilgisi alakası olmayan şeylerden anlatırlar .
Bunların Ramazan-ı Şerif’in manevi havasıyla ne alakası var diye sorayım sonra da cevabı kendim vereyim :
Her İSLAMİ inanç ,değer ve düsturumuzun planlı ve kasıtlı olarak yokedilmek istendiği kanaatindeyim .Yemek kültürümüzden ,misafirlik adabımızdan ,eğlencelerimizden ,evlilik ve aile hayatımızdan ,müziğimizden ,ahlak ve karakterimizden …
Herşeyimizin dejenere edildiğini ,TÜRK –İslam medeniyetinin yokedilmek için nasıl da sinsice hareket edildiğini görerek bir şeyler yapamamanın verdiği sıkıntı boğuyor bazen bizleri .
Osmanlı denildiğinde ,Müslüman -Türk denildiğindeki hemen akla geliveren karakteristik özelliklerimizi her şeyde olduğu gibi Ramazan kültürümüzde de yitirdik maalesef .
Dedik ya sıkıntı boğuyor bizi .
Ama yapacak bir şey var bizler için .
O da o özlediğimiz halis TÜRK-İSLAM kültürünü diriltmek .
Bu da nasıl mümkün olur ?
Önümüze güzel örnekleri sererek ,sonra da onları diriltip yaşatarak .
Biz ,o ruhu yeniden diriltebilir ve öze dönebiliriz ?
İki şey anlatacağım .Aradaki zıtlığı düşünün ,haklı olduğumu anlayacaksınız .
Birisi bir fıkra ama ,yaşanan günümüz olaylarından :
“Temel …O, zengin bir işadamı .
Bir gün ,bir kısım insanlar yardım kuruluşlarına ondan yardım istemek üzere bürosuna giderler .
O güne kadar TEMEL BEY ,hiç kimseye yardım etmemiş .
Belki kuruluşa teşvik edersek yardım eder düşüncesiyle büroda karşılanan ve:
– Buyurun ,oturun .Ne istemiştiniz ?sorusuna muhatap olan adamlar ,biraz da sıkılarak :
-Temel Bey !
Bugüne kadar hiçbir yardım kuruluşuna yardım etmediğinizi öğrendik ve sizi bizim kuruma yardıma davet için geldik ,demişler .
Temel Bey ,koltuğuna şöyle iyice yerleşmiş ve ellerini dizlerine vurarak :
-Siz benim dul bir kızkardeşim olduğunu ve bir de özürlü bir çocuğu olduğunu ,kocasının ise ona hiçbir şey bırakmadan gittiğini biliyor musunuz?
-Yooo ,demiş adamlar şaşkın …vah vahı da eklemişler .
Devam etmiş TEMEL :
-Peki siz benim babamın hasta olduğunu annemin de ona bakamayacak kadar yaşlı olduğunu ,bir bakıcı tutamadığını biliyor musunuz ?
Hay ALLAH! Bütün dertler de Temel Bey’i mi bulmuş ne?
-Çok üzüldük, demişler utanarak.
-Peki ,diye devam etmiş Bay Temel ;
-Siz benim bir erkek kardeşim olduğunu, onun işsiz olduğunu ve işi olmadığından bir türlü evlenemediğini bilior musunuz ?
– Çok üzüldük ,lafının ardından, bu minval üzre birkaç şey daha söylemiş Bay Temel .Her konuştuğunda da adamlar iyice yerin dibine girmişler ve son bomba cümle :
-Peki ,ben onlara zırnık koklatmazken ,size niye yardım edeyim ki?”
*
Evet burası geldiğimiz nokta .
Herkes aynı mı ;değil elbette .
İhlas ile aşk ile hala birbirine yardım eden insanlar var şükür .
Lakin o kadar az ki bunlar .Allah sayılarını çoğaltsın .
“HER ŞEY ZIDDIYLA KAİMDİR .”demiş CELALEDDİN-İ RUM-İ .
Yani; “ Her şey zıddıyla bilinir .”
İşte bilmek istiyoruz .Zıtlardan ders çıkarmak istiyoruz .
İki şey anlatacağım demiştim .Birinciyi anlattık ,ne demek istediğimizi ,bunu niçin anlattığımızı düşünedururken ikincisi için tarihe yol alalım …

*
“Sultan IV. Murad Han’ın damadı Melek Ahmed Paşa Kuzguncuk’ta otururdu. Bu ailenin her sene tekrarladıkları bir âdetleri vardı. Konaklarındaki fazla eşyayı Ramazan ayında haraç-mezat satarlardı.

Bu mezadın iştirakçileri de pek sevinirler, aldıkları eşyaya karşı vereceklerini seve seve yerine getirmeye çalışırlardı. Belli günde münadî mezatçı bağırır:

– “Bir altın kaplama sahan!..Haydi bir kapaklı altın sahan…Yok mu talibi?

-Kaça? kaça? diye merakla sorarlar.
Mezatçı:
– Bir yetim okutmaya, bir yetim okutmaya!

-Benden iki yetim.

-Benden üç yetim okutmaya.

Mezatçı:

-Üç yetim okutmaya satıyorum, satıyorum, saaat, sattım! der ve bir altın kaplama sahanı üç yetim okutmak karşılığında satarlardı. Münadî başka bir eşya için:

-Bir murassâ kılıç, beş yetim okutmaya, satıyorum!
diye yeni bir rekabeti açar ve en çok yetimi kim okutmaya söz verirse o eşya da ona verilirdi.
Buyazıyı ilk okuduğumda çok şaşmış ve arşivlarime eklemiştim .
Bugün ve her daim paylaşma zamanı ,iyilikleri ,güzellikleri paylaşma zamanı.
Bir söz ile bitirelim yarın devam edeceğiz inşaallah .
“KÖTÜLÜKLERİ BİTİREMEYİZ AMA,İYİLİKLERİ ÇOĞALTABİLİRİZ .”
Doğru değil mi?
Ramazanın hayrına ulaşmamız dilek ve duasıyla .
Serap Uysal
Emekli Kur’an Kursu Öğretmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir