KADIN HAKLARINDA FEMİNİZM ÇARE Mİ ?

ALLAH’IN KADINA VERDİĞİ DEĞER :DÜŞÜNMEYE DEĞER!

Zayıf düşmüş ,horlanmış ,değer verilmeyen kadınların sesine tercüman olmuş aşağıda okuyacağımız  olay bize,Allah’(cc)ın  ve Allah Rasulunün kadınlara eziyet edilmesini asla  tasvip etmediğinin bir nişanesidir.Bu olay sadece birisi .
Diğer bazı olaylarda da kadının cemiyetin merkezinde erkeğiyle omuz omuza nasıl beraber olabileceğine dair örnekler  çoktur.Cahiliye devrinde ve günümüzde horlanan kadının kurtuluşunun feminizmde değil ,İslam’ın gerçekten öğrenilip ,kadınların haklarının din adına gasbedilmesinin önüne geçilerek mümkündür  diye düşünüyorum.Kadınlar da haklarını öğrenmek istiyorsa dinimizi güzelce öğrenmeliler.Dinimizi öğrenmenin de sadece namaz kılmak ,oruç tutmak ,başını örtüp Kur’an öğrenmekle mümkün olmayacağı da bir gerçek.Bunlar elbette  yerine getirilecek ancak din sadece bu değil.Hayatımızın her anını kuşatan hareketlerimizde dinimizin emrine uyulduğunda bizi iyilik ve güzelliklerin beklediğinin unutmayalım.
BUolayı anlatmaktaki maksat,kadınların Allah katında erkeklerden ayrılmadığını ,bilakis onlara özel bir değer verildiini göstermek içindir .Gelin ASR-I SAADET’e ,sevgili peygamberimiz (sav)’in ALLAH’ın emrini bizzat uygulayarak 23 yıl gibi kısa sayılabilecek bir sürede devrini ,çağını “MUTLULUK ,ÇAĞINA ,SAADET DEVRİNE”götürdüğü o zaman dilimine bir yolculuk yapalım .
OKUYALIM ,DÜŞÜNELİM ,ANLAYALIM VE ŞİMDİKİ HAL-İ PÜRMELALİMİZE BAKIP AĞLAYALIM .HANGİ DEVİR DAHA MEDENİ DİYE DE BİR KRİTİK YAPALIM .
“KURAN-I Kerim’deki 4 .surenin adı “Nisa” Suresi’dir Nisa, “kadınlar” anlamındadır. Kuran-ı Kerim’de “rical”, yani erkekler anlamında herhangi bir sure yoktur.
Kuran-ı Kerim’deki en manidar surelerden biri olan ve  58. sırada yer alan “Mücadele” Suresi’dir konumuza manset olan sure . Medine’de inen bu surenin kadınlar açısından anlamlı bir hikáyesi (sebeb-i nüzulu-iniş gerekçesi) vardır.
Mücadele, “peygamberle tartışan kadın”anlamına da gelir.Bu surede zikredilen kadın Hz Havle, bugün bile horlanmış, zorlanmış, terk edilmiş, önemsenmemiş, gençliğinden sonra kenara itilmiş bütün kadınların ortak isyanı olmuştur.Sembol olmuştur .Önemsenmediklerini zanneden kadınlara,
– “Hayır, Rabbiniz sizi önemsiyor Rabbiniz ,sizin adınıza zulmeden erkeğe dünyada cezalar getirdiği gibi ahirette de hesap soracak.Üzülmeyin, sesinizi Rabbiniz duyuyor, halinizi görüyor .”cevabıdır Mücadele Suresi…

Şimdi Havle’(ra)yi tanıyalım:

Havle(ra), Medineli, Hazrec kabilesine mensuptur. Hicretten sonra Rasûlullah (SAV) Efendimize bey’at etti. Babası Sa’lebe İbn-i Esrem’dir. Amcasının oğlu Evs İbni Sâmit el-Ensâri ile evlendi. Rebî’ adında bir çocukları oldu.
Evs İbni Sâmit (r.a), tanınmış sahabe, Ubâde İbni Sâmit (r.a)’ın kardeşidir. Bedir ve Uhud’dan başka birçok gazvede bulunmuştur.
Havle bint-i Sa’lebe (r anha) Peygamberimize hizmet etme ve ona yakın olma saadetine eren kadın sahabelerdendir Duha suresinin nüzul sebepleri anlatılırken ondan da şu şekilde bahsedilmiştir:
-“Bir enik, Resulullah’ın sediri altına girmiş, ölmüş de haberimiz olmamış Resulullah dört gün durdu, vahiy inmiyordu “Ya Havle! Resulullah’ın odasında ne oldu ki bana Cibril gelmiyor?” Sonra dışarı çıktı, ben süpürgeyi alıp odayı temizlemeye başladım .Ağır bir şey sedirin altında süpürgeme takıldı. Ölü bir enik karşıma çıktı. Onu evin arkasına attım Peygamberimiz (sav) geldiğinde mübarek sakalı titriyordu
-“Havle! Beni ört Allahü Teâlâ Duha suresini nazil eyledi ” buyurdu.Havle bint-i Sa’lebe (ra)’ya bütün sahabeler hürmet ederdi. Hakkında nazil olan âyetler onun Allah katındaki değerini ilân etmişti. Bu olaydan sonra adı “Mücadile” diye anılır olmuştu. Ayrıca güzel konuşmasıyla da tanınırdı. Bu sebeple ona karşı hizmet ve hürmette kusur etmezlerdi. Hz. Ömer (r.a)’ın devrinde geçen şu hâdise, bunun en açık örneği idi:
Hz. Ömer (r.a) halifeliği döneminde Ashab-ı Kiram’dan Abdülkays kabilesinin reisi Cârûd İbni Mualla ile birlikte yolda giderken Havle bint-i Sa’lebe (râ)’ya rastladı. Artık o yaşlanmıştı. Ona selam verdi. Havle (ra) selâmı aldı ve Hz. Ömer’e, elini onun göğsüne koyarak, şu nasihatte bulundu:
“Biz seni bir hayli zaman önce “Ömercik” diye bilirdik. Sonra büyüdün “delikanlı Ömer” oldun. Daha sonra da sana “Mü’minlerin emiri Ömer” dedik. Allah’tan kork ve insanların işleriyle ilgilen. Zira Allah’ın azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden korkan, fırsatı kaçırmaktan da korkar.” dedi.
Bu sözlerden duygulanan Hz. Ömer (r.a)’ın gözlerinden yaş akmağa başladı. Arkadaşı Cârûd bu duruma üzüldü. Nasıl olur da bir kadın halifeye bu sözlerle hitab edebilirdi? Onun halifeyi üzmesine ve yolda bekletmesine gönlü razı gelmedi. Koca halifeye karşı böyle rahat hareket etmesine sabredemedi. Öfkeli bir şekilde tanımadığı hanıma Havle bint-i Sa’lebe (râ)’ya dönerek:
– “Be kadın! Mü’minlerin Emiri’ni rahatsız ettin. Yolda beklettin.” diye çıkıştı. Hz. Ömer (r.a) ise arkadaşına o hanımın nasîhatlarından memnun olduğunu bildirdi. Hatta onun konuşmasını istercesine:
– “Bırak onu, istediğini söylesin! Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun?” dedi. Cârûd da: “Hayır, tanımıyorum.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) arkadaşı Cârûd’a o hanımı şöyle tanıttı:
– “Bu, şikâyetini Allah Teâlâ’nın arş-ı a’lâdan duyup değer verdiği Havle’dir. Vallahi beni geceye kadar burada tutmak istese, namazdan başka bir şey için kendisini bırakıp gitmezdim. Namazımı kılıp gelir yine onu dinlerdim.” dedi. Onun Allah katındaki değerini bu şekilde bildirdi. Kendisinin de Allah’a teslim olma konusundaki güzel hâlini, tevazûsunu bu sözleriyle göstermiş oldu. Allah’ın sesini duyduğu bu hanıma Ömer’in daha fazla kulak vermesi gerektiğini belirtti.
Havle bint-i Sa’lebe (ra) dînî konularda çok hassastı. İnancını hayata geçirmek için çalışırdı. Hz. Ömer’in yol arkadaşına anlattığı olaya gelince:
Yaşlılık yıllarında kocası ile arasında bir hadise geçmişti. Haklarında Allah ve Rasûlünün hüküm vermesini bekledi. Kimseye durumunu açmadı. Kocasına karşı tavır aldı. Şikâyetini ancak Allah ve Resûlüne bildirdi. Sıkıntısına çözümü ancak Allah ve Resûlünün bulmasını istedi. Sızlanışı, ısrarı, onun îmânî hassasiyetine en güzel örnekti. Başından geçen olayı kendisi şöyle nakletmektedir:
“Evs İbni Sâmit hayli yaşlanmıştı. Ne dediğini, ne yaptığını bilemez bir hale gelmişti. Birgün canı sıkkın bir vaziyette iken, öfke ile bana: “Sen bana anamın sırtı gibi ol!” dedi. Daha sonra evden çıkıp gitti.
Bir müddet sonra pişman olarak eve döndü. Beraber olmak istedi Ben: -“Hayır! Sen çok büyük lâf ettin. Sonu nereye varacak bilemiyorum.” dedim. Sonra Evs’e:
–          “Sen Rasûlullah’a git ve yaptığın işten sor!” dedim. O da: “Ben bunu Rasûlullah’tan sormaya utanırım. Git bunu Allah Rasûlüne sen danış.” dedi.
Bu ifadeler Araplar arasında boşanmayı gerektiren bir söz olarak kabul edilmekteydi. Cahiliye devrinin bu boşama şeklinin İslâm’da da geçerli olabileceği ihtimalini dikkate alan Havle bint-i Sa’lebe (ra) haklarında Allah ve Resûlü bir hüküm verinceye kadar bir araya gelemeyeceklerini kocasına söyledi. Daha sonra Resûl-i Ekrem (SAV) Efendimizin huzuruna gitti. Hâne-i saâdete vardı. Efendimizi Hz. Aişe (RA)annemizin evinde buldu. İzin alarak huzura girdi ve olup biteni açık ifadelerle şöyle anlattı:
“Yâ Rasûlallah! Bildiğiniz gibi kocam Evs, çocuklarımın babası, amcamın oğlu. Aşırı yaşlılıktan dolayı biraz geçimsiz ve dengesiz bir halde çok ağır bir kelime konuştu. “Sen bana anamın sırtı gibisin.” dedi. Talaktan söz açmadı, ama bu şekilde söyledi diye halini arz etti. Rasûlullah (SAV) onun eşinden boşanmış olduğuna, o zamanki Arap geleneklerine göre hükmetti. Fakat Havle bint-i Salebe (ra),Efendimizin yanından ayrılmadı. Sağından, solundan peygamberimizi adeta kuşatıp derdine derman bulmasını rica etti. Sonuç olumlu olmayınca da, devamlı dua ve tazarru halinde: “Yâ Rabbi! Halimi sen biliyorsun. Bize bir kurtuluş yolu lütfeyle!” diye sızlanmaya başladı.
Hazret-i Âişe (ra)Validemiz buyururlar ki:
–          “Hamd olsun o Allah’a ki, O’nun işitmesi bütün sesleri kapsar. Tartışıp hâlini arzeden kadın, Resulullah(sav) gelip konuştu, ben de evin bir köşesinde bulunuyordum. Kadının söylediklerini duyuyordum. Bunun üzerine ilgili âyet indi.” (Buhari)
Hz. Aişe (ra) annemiz Havle (r.a)’nın bu durumuna çok üzüldü. Onun acısını paylaşmak üzere birlikte gözyaşı döküp dua ettiler.
Diyordu ki havle (ra)Rabbine olan ilticasında:

“Allah’ım! Çok yalnızım. Bu ayrılık bana çok acı verecek. Küçük çocuklarım var. Onları babalarına bıraksam perişan olurlar, kendime alsam aç kalırlar. Halimi sana arz ediyorum. Beni bu sıkıntıdan kurtar. Rasulünün dilinden bir vahiy inzal buyur.”

Olayın tanığı Hz. Aişe diğer bir rivayette şöyle söylemiştir.
“Bütün sesleri işiten Allah(CC) ne kadar yüce! O kadın durumunu anlatırken ve Allah’a yalvarırken öylesine yavaş ve fısıltıyla konuşuyordu ki dediklerinin bir kısmını işitemiyordum.”
Hz. Aişe annemizin bu sözleri adeta ilk ayetteki , “ Allah her şeyi işitmekte ve görmektedir.”mealindeki kısmın tefsiri niteliğindedir.
Hüzün her taraflarını kaplamış iken birden Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin halinin değiştiğini gören Hz. Aişe annemiz Havle’ye işaret edip susmasını söyledi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz’in yüzünde vahiy sırasında görülen alâmetler görülmeye başlandı. Hz. Aişe (r.anhâ) bu hâli görünce:
– “Ya Havle! Allah bilir ya, vahiy geliyor muhakkak. O da olsa olsa senin hakkında olabilir.” diyerek teselli etmeye çalıştı. Havle (r.anhâ) duâya devam ediyor ve:
-“Ya Allah, hayırlı olanı lütfet. Zira ben, Peygamberinden ancak hayır istedim.” diye gözyaşı akıtıyordu.
Bir müddet sonra İki Cihan Güneşi Efendimiz kendisine geldi. Vahiy hali geçmişti. Etrafına nur saçan tebessümleriyle gülümsemeye başladı ve:
-“Ya Havle! Allah senin ve onun hakkında âyet indirdi.” buyurdu. Nazil olan âyet-i kerimeleri okudu. Kalblerdeki hüzün, sevinç ve sürura dönüştü. Sıkıntılı, üzüntülü hava dağıldı. Neşeli, sevinçli sıcak bir ortam oluştu. İnen âyetlerin meali şöyle idi:

“Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir.

İçinizden zıhar yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.

Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.

Buna imkân bulamayan kimse, hanımıyla temas etmeden önce ardı ardına iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur. Bu hafifletme, Allah’a ve Resûlüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.

Allah’a ve Resûlüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.

O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir. (Mücadele Sûresi: 1-6)”

Allah Teâlâ nâzil buyurduğu bu âyet-i celîleler ile o eski geleneğin yanlış bir zandan ibaret olduğunu, böyle sözlerle kadının, kocasının anası olamayacağını bildirdi.
Ancak, böyle bir söz söyleyene de fakirlerin lehine olmak üzere bir ceza koydu. Konan cezaları üç gurup halinde duyurdu. Herkesin imkânı, gücü nispetinde bu üç cezadan birini yerine getirmesini dînî bir vazife saydı. Günaha düşen kulun ancak bu şekilde affedileceğini açıkladı.
Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz ilâhî mesaj yüklü bu âyet-i kerîmeleri okuduktan sonra Havle (ra)’ya hitaben:
– “Ona söyle de bir köle azâd etsin” buyurdu. Havle:
– “Hangi köleyi Ya Rasûlallah! Allah’a yemin ederim ki onun azâd edecek bir şeyi yok.” dedi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz:
– “O zaman peşi peşine iki ay oruç tutsun.” buyurdu. Havle:
– “Vallahi o çok yaşlıdır. Buna da gücü yetmez.” dedi. Efendimiz:
– “O halde altmış yoksulu doyursun.” buyurdu. Havle:
– “Ya Rasûlallah! Onda bu imkân da yok.” dedi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz:
– “Biz sana bir ağacın verdiği kadar, bir sepet hurma vereceğiz.” buyurdu. Havle bint-i Sa’lebe de:
– “Ben de o kadar hurma ilâve edeceğim ve dağıtacağım.” dedi. Efendimiz Havle’nin bu sözünden memnun oldu ve:
– “Git ona ver dağıtsın. Amcaoğlunun, kocanın iyiliği için çalış.” buyurdu.”
İslam tarihi ,bize ders verecek bir çok ibretli olayla doludur .Burada ise bir değil bir çok mesaj var .Bize düşen ise bu mesajları doğru okuyabilmek .ALLAH ,bizlere muhakeme ve feraset ihsan eylesin ki ,bu mesajlardaki  hisseyi kapabilelim .
KAYNAKLAR:
TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ ,31.CİLT
TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, 16.CİLT
PROF. DR.SÜLEYMAN ATEŞ,KUR’AN-I KERİM TEFSİRİ
DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ,D.İ.B.YAYINLARI
KUR’AN YOLU :TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR 5.CİLT ,D.İ.B.YAYINLARI
HAZIRLAYAN:SERAP UYSAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir