ASR-I SAADETİN HÜZÜNLÜ SENESİNDEN GÜNÜMÜZE BİR DERS:BİRİNCİ BÖLÜM

610 YILINDA MEKKE’DE BİR GÜNEŞ DOĞDU .
O güneş gibi tüm dünyayı aydınlatan ışık KUR’AN’dı .
Ziyası gözleri kamaştırıyordu lakin ,nasipsiz olanlar ,yarasa misali karanlıklara dalıyor ,gözlerini o nurlu ışıktan kaçırıyordu .
GÖZÜNÜ GÖNLÜNÜ O NURLU IŞIĞA AÇANLAR
Vardı elbette .
Sayıları çok az olsa da o nura ,o ışığa hasret ,onu bekleyen gözler,gönüller koşuyordu ona doğru .
O ışıktan nasiplenenler karanlıklardan kurtulduğunda herkesin de o nura koşmasını diliyordu .

Bir de duası vardı o yüce kitabın öğretmeni sevgili nebinin .
“-Yarabbi ! İki Ömer’den birine bu dini nasip et!”

Ve bu duadan kısa zaman sonra …
Öldürmek amacıyla yola çıkan ,o güneşi söndürmek isteyen o güneşin nuruna,cezbesine kapılıp bunun ne güzel bir aydınlanma olduğunun bilincine varıyordu .
iki Ömer kimdi peki ?
Birisi Hattab’ın oğlu Ömer ,diğeri de onun dayısı Amr bin Hişam .
BİR DESTANDIR ÖMER’İN NURA KAVUŞMASI
Öldürmeye gelirken ne bilecekti ki içindeki nefreti öldüreceğini .
Kızkardeşini müslüman olduğunu öğrendiği için kocasıyla beraber tartaklayan ,ama ağzı burnu kan içinde kalan sevgili kızkardeşi ve eniştesinin onun o korkutucu ,ürkütücü zalimliği ve zorbalığı karşısında bile cesurca duruşları ,ölüme bile meydan okuyuşları onda bir tuhaf duygu uyandırdı .
Belki de gözlerini o ışığa çevirse …
Belki de kendi bildiği gibi değildir .
-Kızkardeşim ve eniştem bana bile bu uğurda meydan okuduğuna göre!
Var bunda bir iş .
Kalbini ,gözünü ,gönlünü o ışığa doğru çevirdi Ömer ve peygamber duasının muhatabı oldu .
Ne mutlu ona ve bize .
Ne mutlu ona ki, gözünü gönlünü İslam’ın güneşine doğru çevirdi .
Ne mutlu bize ki, onun gibi bir insanın o kaba ,saba ,sadece gücüne ,kılıcına güvenen Ömer’in İslam’a kucak attıktan sonra Faruk oluşuna şahit olduk .
Göremesek de şahit olduk .
Diller hep onu ve onun önderini anlatageldi .
Bize ne güzel bir örnek oldular .


Tarih sayfasını günümüzden geçmişe ,14 asır öncesine çevirelim ki neler olmuş ,neler yaşanmış ,günümüze ne mesajlar gelmiş .
*
Hz. Ömer’in de İslam’a girmesi, müşrikleri iyice kızdırmıştı.
Çünkü ondan hemen önce yiğit amca Hamza da, o ışığa kucak açıyordu . Müslümanları Hz. Ömer ve Hz. Hamza’dan cesaret alarak Kâbe’de namaz kılarken görmek onları adeta çıldırtıyordu.
Kavga kıyamet artık iyice şiddetlenmişti .
İki süper güç Muhammed’in, sallalahü aleyhi vesellem efendimizin ,o garib yetimin bu ışığın kuvvetini iyice harlamasından artık çılgına dönüyorlardı .
Ve toplantılar ,toplantılar …
Her kafadan bir ses çıkyordu .
SESLER O GÜNEŞİN MUTLKA IŞIĞININ HIZININ KESİLMESİNİ HATTA SÖNDÜRÜLMESİNİ İSTİYORLARDI .
Ebu Cehil’in baskısıyla çareyi müslümanlara boykot uygulamakta buldular. DARUN-NEDVE ‘de alınan karara göre:
• Ebu Leheb hariç, bütün müslümanlar ve Haşimoğulları (müslüman olmayanlar da dâhil) ile her türlü ilişki yasaklanmıştı.
• Haşimilerle kız alıp vermek,
• Konuşmak,
• Alışveriş yapmak, her türlü ticari ilişki,yasaklanmıştı.
Yazılan boykot kararları 40 kadar Kureyşli lider tarafından imzalandı ve kutsallık vermek için Kabe duvarına asıldı.
Herkesin taraftar olmamasına rağmen; Ebu Cehil’in zoruyla bu kararlara uyulması için bütün Kureyş zorlandı.

Boykot olayı adıverilen bu hadise , bir sindirme hareketiydi.
Böylece müslüman olan veya olmayan Haşimoğularının Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemi himaye etmelerinin önüne geçilmiş olacaktı.
Kabilesi tarafından korumasız kalan Peygamberimiz ALEYHİSSELAM’ı müslümanlar da terkedecek ve o da İslam’ı tebliğden vazgeçecek diye düşünüyorlardı.

Bu talihsiz boykot olayı, Peygamberimizin peygamberliğinin 7. ve 10. yılları arasında uygulandı.
Boykot olayı esnasında müslümanlar neler yaptılar peki ,pes eden var mıydı ?
BU SORUYA VERLECEK CEVAP :MÜSLÜMANLAR BİRBİRLERİNE DAHA SIKI KENETLENDİLER OLACAKTIR
Boykot olayı esnasında, Hz. Hamza, Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir gibi güçlü müslümanlar ve yasağa karşı çıkan akrabaları, müslüman olmadıkları halde müslümanların bu zorlu günlerinin acısını hafifletmeye çalışıyorlardı.
Haram aylarda bu yasak uygulanmıyorsa da yine de müslümanlar çok zor günler geçirdiler.
Çocukların ve yaşlıların bu zor günlerde feryadının Mekke dışından dahi duyulduğu rivayet edilir.
Müslümanlar bu zorlu günlerde yiyecek bulamadıklarında derileri, otları ağaç kabuklarını yemek zorunda kalmış ama hiç kimse bu açlık imtihanından dolayı dinini ve Peygamberimizi terketmemişti.
AMCA EBU Talib, müslüman olmadığı halde, yeğenini ve müslümanları korumaktan ölünceye kadar vazgeçmemiş, müslümanlarla beraber Ebu Talib mahallesi denilen mahalleye taşınmıştı. Geceleri Peygamberimize bir zarar gelmesin diye sabahlara kadar beklediği olmuştu.
DİĞER BİR AMCA DAHA VARDI :EBU LEHEB
Ebu Leheb, boykot yılları boyunca, Haşimoğularının toplandığı mahalleden başka bir yere taşınmış ve müşriklerle beraber hareket etmişti.

Boykot olayı devam ettiği sıralarda her ne kadar akrabalarını korumak isteyenler olduysa da Ebu Cehil ,hep bunlara karşı çıkmıştı.
Bir gün Hz. Hatice’nin yeğeni Hakim, halasına bir çuval un götürürken Ebu Cehil’e yakalandı.
Aralarında çıkan kavgaya başkaları da karıştı ve artık bu boykotun bitmesini, akrabalarına yapılan zulümlere dayanamadıklarını söylediler.
Bir kaç kişi önder oldu ve Ebu Cehil’in bütün engellemelerine rağmen kararın yazılı olduğu kâğıdın Kâbe duvarından indirilmesine karar verdiler.
Kâbe duvarındaki boykot kararının yazılı olduğu kâğıdı indirmeye gidenler ne gördüler peki?
Peygamberimizden de gelen bir haberle, artık boykot kararının geçersiz olduğu, çünkü bu kararın yazılı olduğu kâğıdın güveler tarafından yenilmiş olduğu öğrenildi.
Kâğıdı indirmeye gidenler hayretle gördüler ki ;“Allah” isminden başka
kâğıdın her yanı delik deşik olmuştu.
SENETÜ’L HÜZÜN
Çok zorlu geçen boykot yılları Ebu Talib’le, Hz. Hatice’yi çok yıpratmıştı. Önce Hz. Hatice birkaç gün sonra ise amca Ebu Talib vefat etti.
Tüm mal varlığını müslümanlara harcama yanında, sağlıkları da bozulmuş ve artık yolun sonuna gelmişlerdi.
Müslümanları ve peygamberimizi çok üzen bu olaylardan dolayı o yıla “SENETÜL HÜZÜN” yani hüzün senesi denildi.
EBU TALİB’İN SON ANLARI
Ebu Talib, ölüm anları yaklaştığı sırada müşrikler onu hasta yatağında ziyaret ettiler.
Ölmeden önce Peygamberimizle aralarını bulmasını, Peygamberimize onları dinleri hususunda rahat bırakmasını söylemesini istediler.
Ebu Talib, Peygamberimize Kureyşin kendisiyle anlaşmak istediğini söyledi. Peygamberimiz de onlardan tek bir söz istediğini bunun karşılığında bütün Arap ve İranlıları yönetimleri altına alabileceklerini söyledi.
Fakat istenilen bu sözün “La ilahe illallah” sözü olduğunu öğrenince buna yanaşmadılar.
Ebu Talib onlar gidince, Peygamberimize aslında onun fazla bir şey istemediğini söyledi.
EBU TALİP İMAN ETTİ Mİ?
Ebu Talib’in ölümünden önce Peygamberimiz, ona son bir ümitle İslam’a girmesini teklif etti fakat Ebu Talib, bunu kabul etmedi.
Ebu Talib, Peygamberimizi ve müslümanları korumasına rağmen niçin müslüman olmadı?
Bu soru çok merak edilen bir konudur.
Neden ,niçin bu kadar sevdiği ,koruduğu ,kendi evladı gibi büyütüp gözettiği ,çocukluğundan itibaren kendi çocuklarından daha çok Peygamberimize sevgi göstermesine rağmen müslüman olmadan öldü.
Kendisine şefaat edebilmesi için müslüman olmasını isteyen Peygamberimize, “Kureyş kadınları Ebu Talib, ölümden korktu da ondan müslüman oldu derler.” diyerek red cevabı verdi. Ve maalesef “ne derler “duygusundan kurtulamadığı için canından çok sevdiği yeğenine ümmet olma bahtiyarlığından mahrum oldu .
İman nasip meselesi .Hem de en büyük nasip .Allah hepimize bu nasipten bolca lutfetsin .

DEVAM EDECEK

SERAP UYSAL
EMEKLİ KURAN KURSU ÖĞRTMENİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir