SİYASİ FIKRALAR

                              Gördüğünüz gibi “HER YER KARANLIK”!
Ama  biri, ülke meseleleri hakkında Neyzen Tevfik’e şöyle sorar:
-Tevfik Bey, ne oluyoruz? Ahvali âlem nasıl?
Neyzen Tevfik, her zaman olduğu gibi, o devirdeki siyasi hayattaki belirsizliği ve ülkenin o anki durumunu kastederek şöyle cevap verir:
-Gördüğünüz gibi! Dostum, Gördüğünüz gibi.

İNSANIN MAHARETİ
Bir sohbet sırasında, Ârif Nihat Asya’ya:
-Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş, derler.
Ârif Nihat Asya, şöyle cevap verir:
– Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik!


*
ÇOK YÜZLÜLER
Mehmed Âkif, iki yüzlü insanlara çok kızardı. Bir gün bir arkadaşına şöyle dedi:
– İki yüzlüleri artık sever hale geldim. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.
 Necip Fazıl’ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner.
Havaalanındakiler merakla, “Ne oldu, nasıl oldu?” diye sorarlar. mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli:
“Ahirete kabul etmediler, geri döndük.”
                                  HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

SEN ŞEHİT OLMA DİYE!!!

TARİHE adını Zalim Haccac diye yazdırmıştı o ..
Herkesin şerrinden korktuğu   bu adam EMEVİ hanedanının adeta tetikçisi gibi hareket ediyordu .
Bir gün bir göle düşer ,yüzme bilmediği için çırpınmaya başlar, derken birisi suya atlar ve Haccac’ı kurtarır.
Gölden çıkarılan Haccac, adama sorar;
– Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
Adam;
-Evet, Haccac’sın diye cevap verir.
Haccac yine sorar,
– Beni seviyor musun? Adam kısaca cevap verir;
-Hayır!
Haccac:
-Öyleyse, der beni niye kurtardın. Adam cevap verir:
– Peygamber Efendimizin bir hadisi şerifi var:
“Suda boğulan şehid olur.” Onun için kurtardım!!!!!!!!!!!!!!
HACCAC’ın suratını o anda görmek vardı.

İDAM SEHPASINDAKİ HATİP:ABDULLAH BİN ZÜBEYR, ŞANLI ŞEHİT

Dar ağacından ebede kadar sürecek bir hutbe
İdam sehpasında bir adam sallanıyor….
Kimbilir kaç gün kaldı orada ..
Niçin indirmiyorlar ki..
Zaten idam edilmiş ,niçin bu ceset burdan indirilmiyor …?
Ve bir yaşlı kadın geliyor oraya …
Gözleri kör anlaşılan ..diyor ki :
“Ey hatip!Ne zaman bitecek hutben ?
Ne zaman ineceksin oradan?
Zülum bitmez ,sen hutbene devam et..”
*
Hatip hutbesine devam etmiş midir sizce?
Bir süre sonra indirilir o darağacından günlerdir orada asılı kalmış başsız şehit…
Yaralı vücut ,paramparça olmuş …
İndirilir hatip hutbeden ..
Verdiği hutbenin ihtişamından korkarlar ve indirirler apar topar bu sözlerden sonra ..
Şimdi tekrar soralım mı ?
“Hatip hutbesini bitirmiş midir ?”
Ne dersiniz aziz kardeşler …
Bitmiş midir ?
Ben diyorum ki bu hutbe bitmez .
Hiç de bitmeyecektir …
Zülum ile abad olanlar için ,seyredenler için bu hutbe bitmez  …
O kör ninemiz öyle diyordu:
“Abdullah’ın başı kopuktur .
Ama o,ölümsüzlüğü temsil ediyor .
O ,zülme karşı mücadelenin faziletini ve ölümsüzlüğü temsil ediyor ..
Herkes bu hatibin hutbesini dinlesin ..”
***************
Böylesi muhteşem bir dirayet ,inanç ve inançta ,mücadelede sebat…
İnsanlara örnek olmaz mı ?
Bu örnekleri gören insanın imanı çoşmaz mı ?
O sahneyi gördüğünüzü varsayın ..
Veya hayalinizde canlandırın ..
Aslında hayal etmek için gözlerimizi bile kapamaya gerek yok …
Tarihler yazmış , okuyoruz ,öğreniyoruz olayları …
Peki ama kim bu darağındaki adam ,başı kopmuş ,paramparça vücutlu bu genç adam .
Ya o kadın kim ?
Asanlar kim .,insanlar kim ?
Mekan neresi ?
Neden ,niçin sorularının ardı kesilmez ki ?
O adam ,o genç adam ,Abdullah bin Zübeyr ..
Herkesin bildiği ,cennetle müjdelendiği ,Aşera-i Mübeşşera’ dan olduğu hadislerde rivayet edilen Hz .Zübeyr’in oğlu …
O kadın .
O muhterem kadın ..
Hz .Ebubekr’in kızı .
O nine, Hz .Aişe’nin ablası .
O kadın ,eli öpülesi ;Zatün-Nitakayn denilen hatun …
Hicret esnasında, Sevr mağarasında saklanan babası ile sevgili peygamberimize yiyecek taşıyan ve yola çıkacaklarında Medine’ye doğru yol hazırlığı yapılırken mağarada ,hazırladığı çıkınları bağlayacak şey bulamayınca derhal kuşağını belinden çözüp ,ikiye bölüveren ve çıkınları bu kuşaklarla bağlarken ,gülümseyen nebinin ;
“-Ya Esma !
Allah senin o kuşağının yerine cennette iki kuşak verecek ,zatün nitakayn’sın sen.” Hitabına erişen …
Eline geçen az bir malı tasadduk için sabahı bile beklemeyen bu hatun kişi sevgili peygamberimizin aziz baldızı …
O , Hz . Esma bint-i Ebubekir …
Çağlar ötesinden hutbenin sesi geliyor halen kulaklarımıza …
Açalım kulaklarımız daha iyi anlamak için ne diyor hutbede hatip ..
“Zülum ile abad olunmaz .”
Diyor tek cümle ile ..
Peki zulmü yapanlar ?
Emeviler adına Haccac-ı Zalim …
Mekan neresi?
Tin suresinde belirtilen Emin Belde:
“Bismillahir-rahmanir-rahim
Vet – tini vez-zeyTun.
Ve turi sinin .
Ve hazel beledil emin”
**********************
“İncire ,zeytine ,tur-i sina’ya ve emin belde’ye yemin olsun ki!”Buyurur Allah Kur’an’da…
Yani bu bölge emİn belde ..Her türlü cinayetin haram olduğu ,Harem-i Şerif bölgesi .
Kabe’mizin bulunduğu yer..
Kabe ,mancınıklarla dövülmüş ,darağacına çekilen yiğit bir mancınık taşıyla ağır yaralanmış..
Ve sonra .
Sonrası malum …
Peki niçin bu katliam : “Saltanat davası.”
Peki şu anda hayırla yadedilen kimdir ?
Haccac-ı Zalim midir?
Hz .Esma ve şehit Zübeyir  midir?
Buna siz karar verin .
Yaptığı zülümler uzun süre devam eden bir insan nasıl yaşar ,nasıl ölür?
Ecel gelmeye yakın Haccac’a ruhi sıkıntılar musallat olur .
Nasıl olmasın ki?
Ardında ikiyüz bin kesilmiş baş,
Yirmi sekiz bin mahkum bırakan bir adam nasıl yaşar, vicdanı rahat mıdır?
Geceleri yastığa başını nasıl koyar ..?
Gözünün önünde kesik başlar dolaşmaz mı ?
54 yaşında ,mide ağrıları dayanılmaz halde elem ve keder içinde ,Allah’ın kendisini mağfiret edip etmeyeceği korkusuyla ölüp gider…
İnsanlar ölümünü sevinçle karşılarlar …şükür secdesine gider kimileri ,ağlar kimileri sevinçten .
Mezarı nerdedir derseniz eğer ,bilinmeyen bir yere gömülür .
Mezarı tahrip edilmesin diye .
Hiç hayrı yok mudur peki bu zalim Haccac’ın ..
20 yıl valilik yapmış .
Olmaz olur mu .?
Elbette hep kötülük yapmamış …
Bizim en önemli bildiğimiz hayrı; Kuran-ı Kerim’in noktalama ve harekelenmesi işidir ki ,önemlidir ..çok önemlidir bu husus ..
Yazım hatalarını önlemiş böylece .
Kur’an harflerini tek tek saydırmış,hatalı mushafları tespit ettirip ,onların yerine doğru yazılmış mushafları çevre illere göndermiş .
Halife Mervan’ın muvafakatiyle yaptığı işlerden biri de Arapça’nın resmi dil olması ,divan defterlerinin Arapçaya çevrilmesidir .
Yeni para basımı ,ziraate verdiği önem ,sulama kanallları yapımı ,ölçü tipi tespiti ,posta teşkilatını kurması …
Daha kimbilr neler yapmıştır …
Ama bu yaptıklarını kim biliyor desek ,ben bile çoğunu bilmiyordum ..
Ta ki bu yazıyı hazırlamak için araştırdığımda öğrendim .
Rahmetle anılmak için zülumden vazgeçmek gerekir …Keşke bunu Haccac-ı Zalim bilseydi  …
Bu arada Haccac-ı Zalim Urve bin Mesud’un torunudur …
Urve ,Taifliler tarafından onları İslam’a davet ettiği için öldürülmüştür ..Onun misali Yasin suresinde anlatılan Habib-i Neccar gibidir..
O da başka bir yazımızın konusu olsun inşaallah .
Allah tüm geçmişlerimize rahmet eylesin …
HAZIRLAYAN :Serap Uysal

DİYECEĞİNİ DEĞİL ,DUYACAĞINI DÜŞÜNSENE A!

Bir gün Cahız’a bir adam gelir.
-Sen, der, çok hazır cevapmışsın herkesi sustururmuşsun. Onlardan bana birkaç tane öğretsene.
Cahız, “böyle şeylerin öğretilemeyeceğini, bunun yaratılış, zeka ve bilgiden kaynaklandığını” söylese de adam ısrar eder. Sonunda Cahız;
– Nasıl susturucu bir cevap istiyorsun? Diye sorar. Adam
-Mesela biri gelse bana, eşek, aptal diyecek olsa ben ne karşılık vereyim? deyince, Cahız şu cevabı verir:
-Ne diyeceksin, haklısın dersin!
NOT :CAHIZ HAKKINDA BAKINIZ DİA. CAHIZ MADDESİ
SUNAN :SERAP UYSAL

HÜSN-İ HATİME İSTEYİN

Ağzı dualı, gülümseyen  yüzü ve tatlı  tatlı  konuşması ile onu hiç  unutmayacağım ve yazacağım kişiler listesinin baş taraflarına eklemiştim.
O şimdi cennettedir diye umuyorum. Hayatımda tanıdığım yaşlılığı çok güzel  yaşayan nadir kişilerdendi o.
Onu ilk, kızımıza sevgili torunları Mehmetçik  için talip olduklarında ziyaretlerine gittiğimizde tanıdık .
Alzheimer hastalığı  başlamış.
Çoğu  zaman unuttuğu evlatları ve eşi hep yanında ama o hiç  unuttuğunu çaktırmadan sohbete devam ediyor..
Bir şeyler bir şeyler  anlatıyor ve siz hiç sıkılmıyorsunuz  o anlatırken. O konuşsun  ben yazayım  onun hayatını diye düşünüyordum  ben.
Konuşmalarının arasında nasihatler ve hele o çok söylediği  maniler,  ilahi sözleri..
Birisi :
“Cennetine  cennetine
Aldır beni  cennetine.”
*
Bunu  o kadar çok  söylüyordu ki…
Defterime not aldığım  bir diğer söylediği  ilahi sözünü dua olarak zikrediyordu.
*
“Ya rabbena yandırma.
Günahlara daldırma.
Çıralarımı  söndürme .
Kabre vardığım  gece.
*
Ya rabbena eşimden.
Eşimden yoldaşımdan
Aklım alma başımdan
Kabre vardığım gece
*
Kaldır beni kaldır beni.
Cennetine  gönder  beni..
*
Bu  bana duada  ısrar etmemiz  gerektiği hadisi şerifindeki düsturu hatırlattı .
Bizler hani  dua ederiz.
Ama..
Ancak kabulü  için  aceleciyizdir.
Niçin  kabul olmuyor dualarımız diye zaman zaman kaderin sahibine haddimizi aşarak itirazımız bile oluyordur maazallah..
HAKK’ın kapısını bıkmadan usanmadan çalmaktır esas olan .
Tam bir Anadolu anası olan bu ninemiz böyle yaptı ..
Unuttu eşini evladını ama kendini yaradan rabbini unutmadı .duadan geri komadı dilini asla .
Ve bir gün duyduk ki bu sözü söyleye söyleye uçmuş gitmiş ötelere …
Umulur ki cennetlere ..
İnşaallah diyelim .
Rahmetle dua ile analım ,
Ve bizler de ölümü hiç unutmayalım …

Yine ölmeden önce bir ziyaretine gittiğimizde bizi tanıdın mı diye sorduğumda:
-ALLAH’IN BİR KULU ,diye cevap verişi …öyle hoşuma gitmişti ki .tanıyamıyor ama cevap muhteşem .
Yemek yemek isteyip istemediğini sorduk .Bana:
-sen yersen ben de yerim deyişi …
Eşi olan Hacı amcayla birbirilerine son ana kadar olan muhabbetleri .
Hacı amcanın eşine olan sevgisini ve eşinin de unutkanlığına rağmen ona olan tükenmez muhabbeti ..
Sevgisiz kalan gönüllere ibretlik bir hayat hikayesi..
Yarım asırdan çok fazla süren bir sevgi öyküsünün hasrete doğru yelken açışı ..
Ve Yahya Kemal’in hatırladığımız şiiri:
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
 Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

YAHYA KEMAL

EVET .Az yaşadın çok yaşadın sonu ölüm .
Ama önemli olan o son yolculuğa çıkarken hazırlıklı olma ve güzel bir sonu arzu etmek …
son ana kadar sevgisini muhafaza etmek …
dinini muhafaza etmek.
güzel şey .
Hüsn-i  Hatime güzel şey vesselam ,
Hüsn-i  Hatime güzel şey .
ALLAH HEPİMİZE NASİP ETSİN .
TUL-İ EMEL SAHİBİ EYLEMESİN .
Amin dilek ve duasıyla .
sağlık ,sıhhat ,afİyet ve EN önemlisi imanla, Kur’an’la kalalım ..
SERAP UYSAL

KULAĞA KAR SUYU

KULAĞA KAR SUYU KAÇMASI,GİZLİ BİLGİYE ULAŞMAYI İFADE EDER.KİŞİ KULAĞINA KAÇANIN,KAR SUYU MU, YOKSA BUZLU SU MU? KONTROL ETMEDİĞİNDE,FİTNE ATEŞİNE DÜŞEBİLİR.KAR SUYU DOĞAL,BUZ SUYU YAPMADIR.GELEN BİLGİNİN HAKİKAT OLUP-OLMADIĞI VASITASINA BAKAR.BUNA RAĞMEN VASITA EMİNSE DE,KONTROL TERK EDİLMEMELİ.BİR KİŞİ,SEVMEDİĞİ BİR KİŞİDEN,SEVMEDİĞİ BİR KİŞİ İLE İLGİLİ BİLGİYE ARAŞTIRMADAN ATLARSA,ALLAH’IN BUYURDUĞU YAŞAM KURALLARINI TERK ETMİŞ OLUR

                                               HASAN TAHSİN UYSAL

ALLAH’IN KULU VE ELÇİSİ

Hepimizin nefsi övülmekten hoşlanır .
Bizde olsun olmasın övünç konusu özellik, farketmez .Övülmek ,takdir edilmek ihtiyaç sanki .
Oysa O:
“-Beni övmekte ileri gidip Hristiyanların İsa karşısında düştüğü duruma düşmeyin .
Siz benim içn sadece Allah’ın kulu ve elçisi deyin …”
O’nun istediği kul ve elçi olarak anılmaktır .
Bu bağlamda kelime -i şehadetteki”abduhü ve rasuluhü” ifadesini anlamak büyük önem taşır .
Hem kul hem peygamber olmaktır oradaki ifadeden kastedilen …
Yani herkes gibi yiyip içen ,yorulan ,uyuyan,seven ,sevilen,BABA ,DEDE ,EŞ ,ARKADAŞ olan bir insandır bu PEYGAMBER…
O bir melek değil ,o bir melik de değil ..İnsanların karşısında tir tir titremesini istemez .Onlara hizmet te eder ,onlarla beraber iş de görür. onların arasında oturur.
Öyle sever ki ümmetini ,o ümmetine çok şefkatli ve merhametlidir .

Kimi sevgide aşırı gider ,sadece kuru sevginin yeteceğini düşünür .Halbuki aslolan Allah’ın ve onun isteği elçi olarak getirdiği esasların insanlar tarafından hayata geçirilmesi ,yaşanmasıdır .
Bazıları da zamanımızda “sadece Kur’an yeter “diyerek O’na adeta bir postacı muamelesini reva görür .Hadislerini reddeder.
O’nun şöyle dediğini haber verir kaynaklar :
-“Benim adıma söz uyduran cehennemdeki yerini hazırlasın .”
Zaten dikkatle okuyanın ,inceleyenin çok da zorlanmadan anlayacağı bir üslubu vardır kutlu nebinin .
Unutur gafletteki insan ki ,o örnektir .Kul- resul olması O’nun tebliğini yaşayarak anlatmasını gösterir .
Bu bağlamda Kur’an’da ALLAH’ın buyurduğu gibi O’na itaat eden aslında ALLAH’a itaat etmiştir .
NECM Suresinde Allah buyurur:
“O,asla heva ve hevesinden bir şey söylemez .”
Tek gayesi insanları n gaflet bataklığından ,dalalet çukurundan kurtulmasıdır .
Yine der ki: ,
“Ateşe koşan pervaneler gibisiniz .ben sizi eteğinizden tutup çektikçe siz ateşe koşuyorsunuz.”
Koşmuyor muyuz gerçekten ..bizi tutup çeken ,”dur ey insan nereye gidiyorsun ?”diyen bir rehberimiz varken ateşe doğru koşar adımlarla gidiyoruz .
Ateşe koştuğunda kavrulan pervaneler gibi olmayalım .
O rehberin nezdinde istikamet sahibi ,sırat-ı müstekim üzre olalım inşaallah .
Amin
Selam ile dua ile .
serap uysal

İŞİTMEK VE ANLAMAK ÜZERİNE BİR İKİ KELAM 

 DIŞARDA ZIRLAYANLA İÇERDE DIRLAYAN
DR HANIM anlatıyor:
“Gelen hastalara diyorum ki:
-Hasta kayıttan barkod alın ,bir alt katta kan ve idrar verin ,sonuçlar kaçta çıkacak sorarsınız ona göre gelin ,reçetenizi yazalım .”diyorum .Ama şimdiye kadar bir sefer söyleyişte anlayan hasta olmadı …
Din dersi öğretmeni de diyor ki :
-Ben adamlara kendi dinlerini anlatamıyorum …
Söylenen yerler TÜRKİYE’nin iki değişik ili .Neresi olduğunun hiç önemi yok .
Bu muhabbet bana yıllar önce ortaokulda iken ,Türkçe dersindeki bir konuyu hatırlattı :”GÖRMEK VE BAKMAK” üzerine bir konuydu .Ve görmekle bakmanın aynı şey olmadığını anlatıyordu .
Evet bizler hepimiz…bakıyoruz ama görmüyoruz .
İşitiyoruz ,duyuyOruz ama anlamıyoruz?
niye ?
Niyesi tartışılır da ben önem verilmeyişine bağlıyorum .
EĞER YETERİNCE ÖNEM VERSEYDİK
EVET …eğer karşımızdakine yeterince önem verseydik o  konuşurken gözlerimizle takip eder ne dediğini anlamaya çalışırdık .
Kim mi karşımızdaki :öğrencimiz ,doktorumuz ,öğretmenimiz ,eşimiz ,anne -babamız ,torunumuz ,evladımız …yani herkes .
25 seneden fazla bir zaman önce en küçük oğulcuğum …bana sesleniyormuş ben de duymadım mı idrak mi edemedim bilemiyorum ..
Eşimin şu sözüyle kendime geldim .
-Hatun ,bak ÜMİT DİYOR Kİ :”BENİMLE İLGİLEN !”
Hayatımın ÜMİT ‘i ERTUĞRULU’m minik oğlum bana seslenmiş ve duymayınca sonunda böyle söylemiş :
-ANNE !BAK BANA!İLGİLEN BENİMLE!
Küçük bir çocuk bile ilgi ve ilgisizliği sezebiliyor …serzenişte bulunabiliyor .
Ya yetişkin insanlar ..
Birbirleriyle iletişimde öyle sorunlar var ki ,iyi dinlemediğimizde anlayamıyoruz ,anlarsak da yanlış anlıyoruz …
Baksak da görmüyoruz vs …
Ya daha büyük büyük insanların iletişimi .
Onda da büyük ,çok büyük sıkıntılar yok mu ?
Günümüz meclisinde birbirini dinlemeyen siyasiler var ,önceden de vardı ,hep de var olacak .
Ama olmasa çok daha güzel olacak .
İktidar ve muhalefetin birbirini hiç dinlemediği ortamlarda nasıl çözüm üreteceksiniz ?
Bir zaman siyasi liderler ittifak çalışması yapmışlar ve parti liderlerinden birisi kendisi konuştuktan sonra çekip gitmiş .
Diğer partinin liderini dinleme nezaketinde bulunmamış .
 İmam Şafi’nin bir sözü var :
“SEN KONUŞURKEN SENİ DİNLEMEYENİ ADAMDAN SAYMA”
Demek  ki adam olmanın bir yolu da dinlemeyi öğrenmekten geçiyor .
ANLATILIR Kİ :
Sultan 4.MURAD HAN ,Bağdat Seferi sırasında bir divan kurdurmuş ,savaş divanında müzakereler devam ediyor.
Bir ara herkes birden konuşmaya başlamış gürültü o kadar artmış ki… o esnada dışardan eşeklerin  ahırından sesler gelmiş .Eşekler de hep birden anırmaya başlamış .
Güler misin güldürür müsün diyek biz buna ..Sultan Murad HAN da taşı gediğine koymuş :
-“HEP BİR AĞIZDAN KONUŞMAYIN !ZİRA DIŞARDA ZIRLAYANLA İÇERDE DIRLAYANI FARK EDEMİYORUZ ..”
Sözümüz elbette ki TBMM’den dışarı ama .liderlerimizi ,siyasilerimizi ekranlarda birbirine laf yetiştirirken ,ymuruk yumruğa gördüğümüzde hiç hoşumuza gitmiyor …
BİRBİRİMİZİ DUYMAK DEĞİL ,DİNLEMEK VE ANLAMAK ÜMİT VE DUASIYLA ….
SERAP UYSAL

 

CANIM ANAM VE SEVGİLİ BABAMDAN BİR HATIRA

Canım Anneciğim ve Sevgili Babacıgım.
Evliliklerinde yarım  yüzyılı çoktan  aşmış (60YIL DOLDU) 7 çocuk  ve bir çok torunu görme lütfuna ermiş iki aşık.
Hayatın bir  çok zorluklarını beraber göğüslemişler.Ancak babam anneme göre daha sabırsız. Her şey çabucak  olup bitsin uğraştırmasın hayat
beni anlayışında.
Anam ise sabırlı  ve mücadeleci kişiliği ile idolüm.
Hayatta çekmedikleri sıkıntı kalmamış dersem belki abartı olur da ..herkesin  var bir derdi.
Haaa annemde olan bir özellik ki babam da yok bu, ben size onun esprisini anlatayım simdi.
Anacağım iki lafının birisi “Of değil; ŞÜKÜR! “Bakınız kelamdaki güzelliğe: “Of degil:Şükür “.
Bunun değişik bir versiyonunu Sultan Abla’dan duymustum. O da :
“Of demem  Allah,çok şükür ALLAH “dermiş .
Bir ahbaplarının çocuğu  ,onu böyle devamlı bu  sözü söyler duyunca annesine:
-Anne! Sultan teyze  niye hep böyle söylüyor, diye sormuş. Hanım kardeşim  de gerekli izahı yapmıştır mutlaka.
Bu arada Sultan Abla ,Mustafa KAPCI hocamın  eşi.  Bize yakın olanlar bilirler.
Biz ,bizimkileri anlatmaya devam edelim.
Babamın  şikayetlerine de  alışığız.
İsterdi ki şöyle iki yakam biraraya gelsin de şöyle borçsuz harçsız bir kaç ay geçireyim şöyle bir nefes alayım.
Babam esnaf.Lokanta çalıştırır geçim derdinde .Bazen  kahve çalıştırırdı Yani ben mahallenin lokantacı  ve kahveci Ümit Amcasının kızıyım.
Canım babam
İki çilekeş hayat arkadaşı ,can yoldaşı…
Sevgili annem.
Evin büyük  kızı ,ikinci numarasıyım ben .Abimle beraber nelerine şahit olduk .Konudan konuya daldan dala atlıyorum ama hayat da böyle daldan dala atlayarak geçiyor.
İyi  gün  kötü  gün .. hepimiz için .
Anacağımdan bir söz deyiverem şimdi.
Benim aksan Ege’ye kaymaya başladı. Ee dünür  olursan böyle oluyor .heryerden bi şiy kapıyorsun .
Güzel  yurdum .Güzel  insanlar…
“Kara gün kararıp kalmaz “der anam  hep.
Çocukluğumuzdan kalan hatıralarda hatırlıyorum kahvaltıda zeytini zor bulur ve üstelik tek lokmada değil iki üç ısırmada yerdik.Üstelik bazen onu bile alacak paramız olmazdı. Ekmeği çaya batırıp katıksız yemek de hiç hoşuma gitmezdi.
7 cocuk yetistirmek…
Okutmak…
Yurt yuva sahibi etmek kolay mı?
Şimdi şükür halimize binlerce.
Yine  bir gün babacığım öyle  zor duruma gelmiş ki bunalmış  artık .
Şikayetleniyor,kızıyor. İki ucunu biraraya getirmekte zorlandığı hayat şartlarında anacığım hep dik durmuş.
Tedarikli kadındır hem.
Eli verimkardır.
Üretir.
Kazanır.
Yardımı herkese nasip olur.
Parası bereketlidir .
Her zaman derim :”ALLAH SENİ CENNET HATUNU EYLESİN” diye
Güzel vasıflar bunlar..Allah ölene dek bu vasıfları muhafaza etmeyi ve güzel ahlakı hepimize nasip etsin .
Babacığım dedim ya bunalmış bir gün ..şikyetleniyor yine ..ee haklı .ömrü boyunca ik yakasını bir araraya getirmeye uğraştı vergi zamanı gelmiş yine şöyle kenarda bir para yok ki çıkartıp tık diye ödesin …
-öf öf ..nasıl edecem ben şimdi ?diye söyleniyor .
Anneciğim de :
-ya biraz da şükret ,hep şikayet ediyorsun ,şükür halimize ..ELLERDE NELER VAR ,ÖDENİR GİDER ,DİYOR .
Tabii ki  anneciğim yine ,bir bir biriktirdiği elinin emeği ,gözünün nuru ile kazandığı paralar ve babamın ev masrafı için verdiği harçlıkları israf etmez koyardı bir kenara …(annem usta bir terzi idi ki gelinlik dahi dikerdi .Sadece terzilik değil her türlü elişi yapıp sattığına, elinin emeği ,gözünün nuru ile helalinden kazanıp eşine destek olmaktı çabası)
-BABACIĞIM ,,ah babacığım!baba sevgisi görememiş ,baba sıcaklığını hiç duyamamış babacığım …
“öfkeyle kalkıp kapıya yönelirkenki o sinirli ruh haliyle”ŞÜKÜR ,ŞÜKÜR ,ŞÜKÜR!”deyişi bizim ailede replik oldu .
her kim ki şikayetlenirse o “şükür ,şükür ,şükür “kelimeleri yada gelir ve o olay yeniden hatırlanır,yeniden anlatılır ilk günkü heyecanıyla ve hep beraber gülünür ..
Netice !
Babam o sıkıntıyı nasıl atlattı ?
Tabiidir ki tedarikli hatunu, kadın anam destek verdi …
Hepimizin her dem şükretmeye ve tökezlediğimizde de bizi elimizden tutacak bir eşe ihtiyacımız yok mu ?
Ölene kadar var …ALLAH HİÇ KİMSEYİ GARİP BIRAKMASIN .
AMİN .
VE BİR DUA İLE YİNELEYELİM AMİNLERİMİZİ .
“RABBENAĞFİRLİİ VELİVALİDEYYE VELİL MÜ’MİNİNE YEVME YE KUMUL HİSAB .”
VE YİNE DERİM Kİ :
“ALLAH’IM !ANNEMİZ VE BABAMIZ BİZİ KÜÇÜKKEN NASIL SEVGİ VE ŞEFKATLE BÜYÜTTÜ İSE SEN DE ONLARA  ACI VE MERHAMET ET .
EY MERHMAETLİLERİN EN MERHAMETLİSİ OLAN YÜCE RABBİMİZ!”
AMİN ..
YAZAN :SERAPUYSAL

BİR SİYASET DUAYENİ OSMAN BÖLÜKBAŞI’DAN

O ,siyaset ve hitabette bir dehaydı ..
kıymeti yeterince bilinemedi .
Hapislerde yattı,yine de sözünü asla çekinmedi .”SÖZÜM ODUN GİBİ OLSUN ,DOĞRU OLSUN TEK “diyen bir üslubun takipçisi idi.
 hitabeti ve sorulara verdiği cevaplar kısa,belki bir cümleckti ama .cuk …yerine oturan veciz ifadelerdi …
bizler onu görmedik ama hayatını okuyup araştırdığımız her bir kahraman TÜRK evladı gibi bizde da az dehalar yetişmemiş dedrtip gülümsetiyor insanı ..
bakınız bazen suasr kalırız ,yok ermeni katliamı yok bilmem işgalci Türkler yok barbar Türkler ifadeleri ben gibi sizleri de rahatsız etmiyor mu .
Bölükbaşı gibi  pratik bir cevap veriveremiyoruz bazen ama okuyup öğreneceğiz ecdadımızdan uzak tarih ,-yakın tarih …
“Yurtdışındadır bir gün .
sorulur :
-Türklerin Viyana önlerinde ne işi vardı ?
bir cümle …o tek bir cümle muhatabının işini bitiverir:
-HAÇLI SEFERLERİNİN İADE-İ ZİYARETİ ,İDİ !
BU KADAR!
O ,BİR CÜMLE İLE MUHATABINI YERE SERMEK İÇİN NE LAZIM ?
BİZİM KAÇIRDIĞIMIZ NOKTA İŞTE BURASI .
OOOO .NE CEVAP VERMİŞ AMA DİYE ÖVÜNMEK  GURUR DUYMAK YETMİYOR …
O HALDE ?
YAZAN:SERAP UYSAL