BİR DARGINLIĞIN HİKAYESİ:HZ. HÜSEYİN VE ABDULLAH BİN AMR BİN AS

Tarih sahnesi ,öyle olaylarla doludur ki , o sahneyi görmek için tarihin derinliklerinde seyahat ederken karşılaştığımız manzaralar bazen göz yaşartır ,bazen dudak ısırtır ,bazen de neler yaşanmış şu dünyada dedirtir.

Tekerrür  eden tarih olsun ,hatalar değil .

Hataları görmek ve onları yapmamak adına okuduğumuz ,gezindiğimiz tarihe yolculuk bize  ibret olsun deyip ,gelin Asr-ı Saadet’in o özlenen günlerine bir yolculuk yapalım .

Her ne kadar acı olaylar yaşansa da o dönemde, yine de ibret alacağımız, her babta hisse kapacağımız olaylar var .

işte bunlardan birisi :SIFFİN  SAVAŞI

İslam tarihinin en acı olaylarının, öncesinde ve sonrasında yaşandığı bir savaş..

İki taraf askerlerinin de müslüman olduğu bu savaşta, çok canlar heba olmuş,en değerli sahabelerin hayatı son bulmuş,deryalar misali ilim sahibi bir çok sahabe yitirilmiş ….yok yere kardeş kanı akmış..

Savaş ,bilindiği gibi Hz. Muaviye ve Hz. Ali orduları arasında gerçekleşmiş,aynı aileden ,kimi Muaviye tarafında yer alırken kimisi de Hz. Ali taraftarı olarak savaş meydanına atılmış…

Savaşın gidişatı apayrı bir konu ..

Burada bizim dikkatimizi çeken husus,savaş sonrasında iki çok değerli sahabenin birbirine olan tutumu…

Bunlardan birincisi Hz .Hüseyin(ra) ki ,(kerbela şehididir )

Hz .Ali ve Hz. Fatıma annemizin değerli evladı..

Sevgili peygamberimizin soyunu devam ettiren iki torunundan küçüğü..

Sonraları Kerbela’da şehit edilecek olan aziz insan, ehl-i beytin yiğit delikanlısı…

Konumuza muhatap olan diğeri de arabın iki dehasından birisi olarak kabul edilen Amr bin As’ın oğlu Abdullah bin Amr bin As…

O ki ,islam tarihinin ilk dönem önde gelen hadis alimlerinden ve “ABADİLE”diye anılan 4 değerli “Abdullah”tan  birisi …

Babası Amr bin As,Sıffın savaşında ,savaş tam Hz. Ali ordusunca kazanılmak üzereyken mızrakların ucuna Kur’an sayfalarının takılmasını teklif eder ve bu yüzden Hz .Ali ordusu savaşı bırakır.

Ve gidişatın çok çok farklı mecralara sürüklenmesine sebep olur ..

Savaş neticede “HAKEM OLAYI”ile AMR BİN AS’ın siyasi bir manevrayla savaşı barış masasında Muaviye’inin lehine çevirmesiyle biter .Bu olaydan sonra İSLAM TARİHİ bir çok istenmeyen olaylara sahne olacaktır .

Savaştan sonra Hz. Hüseyin ,Abdullah’a küser …

Bir gün Mescid-i Nebi’ye gelen Hz. Hüseyin,mesciddekilere selam verir ve geçip bir köşeye oturur.

O esnada Abdullah da cemaatin arasındadır .

Selamı o da alır ve yanındakilere eğilerek:

“-Şu zatı görüyorsunuz ya,melekler şu an yeryüzündeki insanların en değerlisinin o olduğuna kanidirler ,ama ne yazık ki böyle hayırlı bir insan benimle konuşmuyor!

Sahralar dolusu koyunum olsa benimle konuşması için müjde olarak verirdim  !”

Ebu Said el Hudri…

O da seçkin sahabelerdendir .Bu konuşmayı dinleyince şöyle söze karışır:

-“Madem ki Hüseyin’in şu anki yeryüzünün en hayırlısı olduğuna inanıyorsun ,öyle ise ben sizi barıştırırım .”

Ve ara buluculuk yapmaya talip olur.

Çünkü Allah Teala (CC)müslümanları kardeş yarattığını ve kardeşlerin arasında sıkıntı olduğunda onların aralarını düzeltmek gerektiğini Kur’an’da bildirmekte ve bunu emretmektedir.

Ebu Said-i Hudri,(RA),ertesi gün  yanına Hz. Abdullah’ı (ra)alır ve Hz. Hüseyin’in evine yollanırlar ..

Ebu Said ,önden girer.

Hz. Hüseyin’e ısrarla Abdullah’ın onun hakkında söylediklerini anlatarak, Abdullah’ı yanına kabul etmesini rica eder.

Hz .Hüseyin Abdullah’ı kabul eder .

Abdullah büyük bir sevinçle ve saygı ile içeri girer .Kapıya yakın bir yere diz çöküp oturur.

Hz.Hüseyin, sorar :

-Sen ,benim yeryüzü halkının en hayırlısı olduğumu söylemişsin ,bu dediğin doğru mu?

-Evet der ,Abdullah .Onda şüphem yoktur..

-Madem ki öyledir,Sıffın’de niçin Muaviye tarafında yer alıp da babama karşı savaştın ?

Halbuki babam benden daha hayırlıydı!

Böyle bir soruyla karşılaşacağını Hz. Hüseyin’inin  yanına çıkmadan da biliyordu Hz. Abdullah…

İki dizi üzerinde ,Hz .Hüseyin’e iyice yanaşır ve :

-Ey Rasulullah’ın aziz evladı ,der .Ne olur beni bir dinle ,sonra ver kararını ,ve anlatır:

-Vaktiyle babam Amr bin As ,benim elimden tutup senin şanı yüce deden Allah Rasulünün huzuruna  çıkardı ve beni şikayet etti.Ve dedi ki :

-Ya Rasulallah ,bu oğlum Abdullah ibadette aşırıya gidiyor.Bütün gece namaz kılıyor,bütün günlerde de oruç tutuyor.Bu kadar ileri gitme diyorum ,yine de bana itaat etmiyor.

Şanı yüce deden(sav) ,o gün bana buyurdu ki:

-Abdullah ,bak!Ben de gece namaz kılarım ama ,uyurum da .Ben de gündüz oruç tutarım ama, yerim de .Sen de öyle yap ve aşırıya gitme.!

Bundan sonra asla unutamayacağım bir şey daha söyledi. :

-Abdullah !Sakın babana itaatsizlik edip te sözünden çıkma!

İşte beni Sıffin’de sizinle karşı karşıya getiren aziz dedenin bu tembihidir.

Ben ,babamla beraber bir çok savaşlarda bulundum.

Şam’ın ,Mısır’ın ,Filistin’in fethinde babamın yanından ayrılmadım. Ama Sıffin’e gelince durdum.

Yanına gitmekten kaçındım .Çünkü burada öncekiler gibi karşımızda yabancılar yoktu.

Kardeşlerimiz  vardı.

Bunun üzerine babam bana ısrar etti.

Kendisine itaat etmem gerektiğini ve Rasulullah (as)Efendimizin sözlerini hatırlattı.

Ben de o tembihe karşı gelmemiş olmak için ,Sıffin’de babamın yanında yer almak zorunda kaldım .Size karşıymış gibi göründüm .Ancak asla ok atmadım .Asla kırıcı bir söz söylemedim.

Yani ,aslında savaşa iştirak etmedim.

Sadece babama itaatsizlik etmiş olmamak için orada bulundum.

Buna rağmen keşke ,ben daha önceki katıldığım savaşlardan birinde ölseydim de, bu olayda sizin karşınızda yer almış gibi görünmeseydim 

Gece- gündüz bunun pişmanlığını duymakta ve tövbe istiğfarını yapmaktayım ..”

Hz .Hüseyin ,bu sözleri dinleyince tebessüm eder ve şunları söyler:

-Allah(cc),herkesin kalbini ve niyetini bizden daha iyi bilir.

Kısa bir sessizlik ve sonrasında ,büyük sahabi Ebu Said el Hudri’nin sesi onları sarar:

-Eee, kucaklaşma zamanı gelmedi mi ?

Abdullah yerinden kalkar ve Hz. Hüseyin’i muhabbetle kucaklar.

Şimdi dönüp kendimize bakalım .

Bizim başımıza böyle bir olay gelse ,her ne kadar özür dilense  acaba affedici olup ta elimizi karşımızdakinin barış için uzanan eline uzatabilir miydik ?

Özür dilemeyi zillet sayıp ,gururumuza yenik düşüp can-ı gönülden özür dileyebilir miydik ?

Ve acaba biz iki dargın kişinin arasını bulma zahmetine katlanıp ,elimizi taşın altına sokup emr-i bil maruf nehy-i anil münker farizasını yerine getirme cesaretini bulabilir miydik kendimizde .

Yoksa,”Aman ne üstümün gereği ,bana ne !”deyip etliye sütlüye karışmadan yaşamayı mı tercih ederdik ?

sorular bu minval üzere uzar gider her mesajda .

Ders çıkaran ise şanslıdır .

Niçin ?

Elbette hayatımızda inişler ,çıkışlar ,güzel ve acı günler olacak .Hepsi bizim için .

Dargınlıklar da olacak elbette .

Ummadığımız kişilerden ,hele ki değer verdiğimiz kişilerden gördüğümüz olumsuz hareket ve sözler kalbimizi yaralasa da bu olumsuzluğu ilelebet sürdürmek ,sırtında çok ağır bir çuval toprakla hayatını devam ettirmeye benzer .Bu sizi rahatsız eder .Zira hilkatin gereğidir bu rahatsızlık hissi .Gözünüz normalde gayet güzel görürken ,aniden minicik bir kirpik gözün içine nasıl girince rahatsızlık veriyorsa öylece bir histir bu .O nedendir ki müslümanların üç günden fazla dargın durması hoş görülmemiştir .

Özrü kabul etmemek de bir özrü gerektiren durumdur .Ama dilenen özrün samimi olduğuna muhatabını inandırması da elzemdir  vesselam .Yukarda anlatıldığı gibi Abdullah bin Amr bin As’ın ,Hz .Hüseyin’in kalbine hitabı önemlidir .

Özür dilemek mi istiyorsunuz ?

EBU ZERR’in Hz .Bilal’den özür dileyişi gibi ,Abdullah bin Amr bin As’ın samimiyeti gibi bir hal size-bize  örnek olsun .

Ramazan-ı Şerif’te dahi küs olan insanlar ,Hacc’a gittiği halde birbiriyle hellaleşmeden giden insanlar neyi umuyorlar acaba ?

ALLAH HEPİMİZİ AFFETSİN VESSELAM .

SERAP UYSAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir