KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ
Bugünlerde acayip bir şekilde “TEKASÜR SURESİ”ne kafayı taktım. Niye TEKASÜR SURESİ? Senelerdir ekranlardan, gazetelerden siyasilerin, cemaatlerin, gazetelerin çekişmesi hep bir güç gösterisine dönüştüğü için, bu insanların birbirini adeta yok etmek istercesine hareket etmeleri…
Bir vatandaş olarak bu durumdan rahatsızlık duyuyorum. Türkiye’mizi bir gemi gibi farz etsek, bu geminin içinde hepimiz varız. Battığı anda kimler kurtulabilir: meçhul. Belki de hepimiz. Fakat öylesine bir güç yarışı yaşanıyor ki, her gün haberler başladığında bugün bakalım, kim kime ne demiş, kim kimi yemiş kabilinden. Ve midemize kramplar giriyor. Tabii Aynı haberi tekrar tekrar diğer kanallardan dinlemek zorunda kaldığınızda ise sinirlerin ne hale geldiğini düşünün.(malum kumanda beylerde)
Dedim ya elbirliği edilecek yerde birinin ak dediğine diğerinin kara demesi kesinlikle muhtemel bu şahıs ve gruplar akla ister istemez Tekasür Suresini getiriyor. Açıp bir daha okuyayım dedim. Değişik tefsirlerden baktım. En son DİYANET’in çıkardığı yeni sayılabilecek bir tefsir olan hepinizin bildiği “ KUR’AN YOLU, TÜRKÇE MEAL VE TEFSİRİ” çağdaş yorumuyla paylaşmaya değer göründü. Tekasür suresine ait bölümü aynen okuyucularımızla paylaşmak istedim. Okuyalım:
NÜZULÜ: Mushafta 102,iniş sırasına göre 16.sure. Kevser suresinden sonra, Maun suresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır.
ADI: Sure adını birinci ayette geçen ve “çokluk yarışı, çoklukla övünme”anlamlarına gelen “tekasür”kelimesinden almıştır.”Elhaküm” ve “Makbure”isimleriyle de anılmaktadır.
KONUSU: Surede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve ahiret hallerinden söz edilmektedir.
MEALİ: RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA:
1-Çoğalma yarışına kendinizİ öylesine kaptırdınız ki;
2-Sonunda(kimin yakını daha çok diye)kabirlere bile gittiniz.
3-Hayır! Yakında bileceksiniz.
4-Hayır, hayır! Elbette yakında bileceksiniz.
5-Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız!
6-Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz!
7-Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan –beyan göreceksiniz.
8-nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.
TEFSİRİ:
1-5.ayetler: “Çoğaltma yarışı”diye çevirdiğimiz 1. ayetteki “tekasür”kelimesi, bu sure bağlamında özellikle “yüksek bir amaç gütmeden, neden, niçin demeden mal, evlat, yardımcı, hizmetçi gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri, büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, manevi ve ahlaki sorumluluğu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak”anlamına gelmektedir. Bu tutku bireysel olabileceği gibi toplumsal da olabilir. Ayette “tekasür”kavramı cahiliye toplumunun zihniyet yapısını tanıtmakla birlikte, evrensel bir mesaj da içermekte, genel bir tespit ve dolayısıyla uyarı anlamı da taşımaktadır.
Nitekim birkaç asırdır özellikle “gelişmiş” denilen ülke ve toplumlarda hâkim zihniyet olan kapitalizmin esası da durmadan üretip, tüketmek tekrar üretmek, karı ve serveti sınırsıza çoğaltmaktır. İşte bu dünya görüşü ve onun doğurduğu uygulamalar da bu “çoğaltma yarışı”nın çağdaş örneğidir. Ancak insanlığın manevi ve ahlaki değerlerini, birikimlerini sistem dışı bırakan, hatta tahrip eden bu yarış, sonuçta ekonomik ve siyasi gücü, iletişim imkanların da kullanarak bireysel ilişkilerden, uluslar arası ilişkilere kadar uzanan bir haksızlık ve adaletsizlik düzeni doğurmakta ve nihayet dünyayı “global” bir mutsuzluk alanı haline getirmektedir.
İkinci ayetteki “mekabir”kelimesi, kabir anlamındaki “makbere”nin çoğuludur.”Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz”mealindeki cümleye müfessirler üç türlü mana vermişlerdir.
a-Mecazi anlamda, “Sonunda ölüp kabirlere girdiniz; bu tutku ve yarış ölünceye kadar sürüp gitti.”
b-Yine mecazi anlamda , “Kabirlerdeki ölülerle övündünüz.”
c-Lafzi anlamda, “Bizzat kabirlere gidip ölülerle övündünüz.”
Tefsirlerde anlatıldığına göre Cahiliye Arapları mal, evlat, akraba ve hizmetçilerinin çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususla övünürken yaşayanlarla yetinmeyip, kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de ispat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının kabirlerini göstererek onların dahi çokluğuyla övünürlerdi. Surenin iniş sebebi olarak bu tür rivayetler bulunmakla birlikte genel anlamda insan fıtratındaki mal, evlat ve taraftarların çokluğu ile övünme ve benzeri davranışlar eleştirilmekte, gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.
Üçüncü ve beşinci ayetlerin başındaki “hayır” anlamına gelen “kella” edatı ebedi olan ahiret hayatını orada verilecek hesabı ve bu hesap için hazırlık yapmayı unutup da fani olan ve ancak daha yüksek amaçlar için kullanıldığında bir değer ifade eden mal, mülk ve benzeri imkânları bilinçsizce çoğaltma yarışına girişip bunlarla övünmenin korkunç bir gaflet ve yanılgı olduğu gerçeğini vurgulamak maksadıyla üç defa tekrar edilmiştir.
Beşinci ayette “kesin bir bilgi” diye çevirdiğimiz “ilmel yakin”tamlaması sözlükte , “bir şeyi gerçek haliyle idrak etmek”anlamına gelen “ilim” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamına gelen “yakin”kelimelerinden oluşan bir terim olup “kesin olan akli ve nakli delillerin ifade ettiği bilgi”diye tarif edilmiştir.
6 -8.ayetler:”…gözünüzle ayan beyan göreceksiniz”diye çevirdiğimiz kısımdaki “aynel yakin “tamlaması sözlükte göz anlamına gelen “ayn” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamındaki “yakin”kelmelerinden oluşan bir terim olup gözlem yoluyla elde edilen ve doğruluğu apaçık olan bilgiyi ifade eder.(BK: Yusuf Şevki Yavuz, “Aynel yakin ,DİA,4,269).
Aynel yakin ile elde edilen bilginin, İlmel yakin ile elde edilen bilgiden daha üstün ve kesinlik derecesi daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.(ayrıca bk: Al-i İmran:18)
Yüce Allah, dünya hayatında mutlak gerçeği kabul edip de ahiret hayatı için hazırlık yapmayan, aksine fani şeylere aldanıp onlarla başkalarına karşı övünenlerin ahirette cehennem azabıyla cezalandırılacağını yemin ederek haber vermiştir.
Altıncı ayette , “Cehennemi mutlaka göreceksiniz .”ifadesinin mecazi bir görme şeklinde anlaşılmaması için yedinci ayette “Onu aynel yakin olarak gözünüzle ayan beyan göreceksiniz.”buyurulmuş; böylece hem tehdit pekiştirilmiş hem de cehennem olayının büyüklüğü ifade edilmiştir.(EBU HAYYAN: 8,508)
Sekizinci ayet ise, Allah’ın verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirmek üzere O’nun yolunda ve emrettiği şekilde değerlendirmeyip de onları başkasına karşı övünme ve kendini üstün görme aracı yapanların bu nimetlerden hesaba çekileceklerini, sonuçta cehennem azabıyla şiddetli bir şekilde cezalandırılacaklarını göstermektedir.
 
“Dört yüz kadar alime hizmet ettim. Dört bin hadis ezberledim. Sonra yalnız bir tanesini seçip onunla amel ettim. Kurtuluşumun bu hadise bağlı olduğunu anladım. O hadis-i şerif de şudur:
“Ey insan! Dünya için orada kalacağın kadar çalış. Ahiret için de orada kalacağın kadar çalış. Allah için, O’na ihtiyacın kadar çalış. Cehenneme dayanacağın kadar da günah işle.”
                                                                   İmam-ı Azam
KAYNAK: DİB YAYINLARI
KUR’AN YOLU TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR
PROF.HAYRETTİN KARAMAN
PROF.MUSTAFA ÇAĞIRICI
PROF.İBRAHİM KÂFİ DÖNMEZ
PROF.SADRETTİN GÜMÜŞ
ANLARA 2007
CİLT5,SH:677–680
HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

 

ŞİKÂYETİM VAR ALLAH’IM DİYEN KADIN

MÜCADELE SURESİ VE İSLAM’DA KADIN
KURAN-I Kerim’deki 4 surenin adı “Nisa” Suresi’dir Nisa, “kadınlar” anlamındadır. Kuran-ı Kerim’de “rical”, yani erkekler anlamında herhangi bir sure yoktur.
Kuran-ı Kerim’deki en manidar surelerden biri de 58. sırada yer alan “Mücadele” Suresi’dir. Medine’de inen bu surenin kadınlar açısından anlamlı bir hikayesi (sebeb-i nüzulu-iniş gerekçesi) vardır.
 Mücadele, “peygamberle tartışan kadın”anlamına da gelir.Bu surede zikredilen kadın Hz Havle, bugün bile horlanmış, zorlanmış, terk edilmiş, önemsenmemiş, gençliğinden sonra kenara itilmiş bütün kadınların ortak isyanı olmuştur.Sembol olmuştur .Önemsenmediklerini zanneden kadınlara,
– “Hayır, Rabbiniz sizi önemsiyor Rabbiniz ,sizin adınıza zulmeden erkeğe dünyada cezalar getirdiği gibi ahirette de hesap soracak.Üzülmeyin, sesinizi Rabbiniz duyuyor, halinizi görüyor .”cevabıdır Mücadele Suresi…
Şimdi Havle’(ra)yi tanıyalım:
Havle(ra), Medineli olup Hazrec kabilesine mensuptur. Hicretten sonra Rasûlullah (SAV) Efendimize bey’at etti. Babası Sa’lebe İbn-i Esrem’dir. Amcasının oğlu Evs İbni Sâmit el-Ensâri ile evlendi. Rebî’ adında bir çocukları oldu.
Evs İbni Sâmit (r.a), tanınmış sahabe, Ubâde İbni Sâmit (r.a)’ın kardeşidir. Bedir ve Uhud’dan başka birçok gazvede bulunmuştur.
Havle bint-i Sa’lebe (r anha) ,Peygamberimize hizmet etme ve ona yakın olma saadetine eren kadın sahabelerdendir Duha suresinin nüzul sebepleri anlatılırken ondan da şu şekilde bahsedilmiştir:
-“Bir enik, Resulullah’ın sediri altına girmiş, ölmüş de haberimiz olmamış Resulullah dört gün durdu, vahiy inmiyordu
-“Ya Havle! Resulullah’ın odasında ne oldu ki bana Cibril gelmiyor?” Sonra dışarı çıktı, ben süpürgeyi alıp odayı temizlemeye başladım Ağır bir şey sedirin altında süpürgeme takıldı Ölü bir enik karşıma çıktı. Onu evin arkasına attım Peygamberimiz (sav) geldiğinde mübarek sakalı titriyordu
-“Havle! Beni ört Allahü Teâlâ Duha suresini nazil eyledi ” buyurdu.
Havle bint-i Sa’lebe (ra)’ya bütün sahabeler hürmet ederdi. Hakkında nazil olan âyetler onun Allah katındaki değerini ilân etmişti. Bu olaydan sonra adı “Mücadile” diye anılır olmuştu. Ayrıca güzel konuşmasıyla da tanınırdı. Bu sebeple ona karşı hizmet ve hürmette kusur etmezlerdi. Hz. Ömer (r.a)’ın devrinde geçen şu hâdise bunun en açık örneği idi:
***
Hz. Ömer (r.a) halifeliği döneminde Ashab-ı Kiram’dan Abdülkays kabilesinin reisi Cârûd İbni Mualla ile birlikte yolda giderken Havle bint-i Sa’lebe (râ)’ya rastladı. Artık o yaşlanmıştı. Ona selam verdi. Havle (ra) selâmı aldı ve Hz. Ömer’e ,elini onun göğsüne koyarak, şu nasihatte bulundu:
“Biz seni bir hayli zaman önce “Ömercik” diye bilirdik. Sonra büyüdün “Delikanlı Ömer” oldun. Daha sonra da sana “Mü’minlerin emiri Ömer” dedik. Allah’tan kork ve insanların işleriyle ilgilen. Zira Allah’ın azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden korkan, fırsatı kaçırmaktan da korkar.” dedi.
Bu sözlerden duygulanan Hz. Ömer (r.a)’ın gözlerinden yaş akmağa başladı. Arkadaşı Cârûd bu duruma üzüldü. Nasıl olur da bir kadın halifeye bu sözlerle hitab edebilirdi? Onun halifeyi üzmesine ve yolda bekletmesine gönlü razı gelmedi. Koca halifeye karşı böyle rahat hareket etmesine sabredemedi. Öfkeli bir şekilde tanımadığı hanıma Havle bint-i Sa’lebe (râ)’ya dönerek:
– “Be kadın! Mü’minlerin Emiri’ni rahatsız ettin. Yolda beklettin.” diye çıkıştı. Hz. Ömer (r.a) ise arkadaşına o hanımın nasîhatlarından memnun olduğunu bildirdi. Hatta onun konuşmasını istercesine:
– “Bırak onu, istediğini söylesin! Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun?” dedi. Cârûd da: “Hayır, tanımıyorum.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) arkadaşı Cârûd’a o hanımı şöyle tanıttı:
 
– “Bu, şikâyetini Allah Teâlâ’nın arş-ı a’lâdan duyup değer verdiği Havle’dir. Vallahi beni geceye kadar burada tutmak istese, namazdan başka bir şey için kendisini bırakıp gitmezdim. Namazımı kılıp gelir yine onu dinlerdim.” dedi. Onun Allah katındaki değerini bu şekilde bildirdi. Kendisinin de Allah’a teslim olma konusundaki güzel hâlini, tevazûsunu bu sözleriyle göstermiş oldu. Allah’ın sesini duyduğu bu hanıma Ömer’in daha fazla kulak vermesi gerektiğini belirtti.
Havle bint-i Sa’lebe (ra) dînî konularda çok hassastı. İnancını hayata geçirmek için çalışırdı. Hz. Ömer’in yol arkadaşına anlattığı olaya gelince:
***
Yaşlılık yıllarında kocası ile arasında bir hadise geçmişti. Haklarında Allah ve Rasûlünün hüküm vermesini bekledi. Kimseye durumunu açmadı. Kocasına karşı tavır aldı. Şikâyetini ancak Allah ve Resûlüne bildirdi. Sıkıntısına çözümü ancak Allah ve Resûlünün bulmasını istedi. Sızlanışı, ısrarı, onun îmânî hassasiyetine en güzel örnekti. Başından geçen olayı kendisi şöyle nakletmektedir:
“Evs İbni Sâmit hayli yaşlanmıştı. Ne dediğini, ne yaptığını bilemez bir hale gelmişti. Bir gün canı sıkkın bir vaziyette iken, öfke ile bana:
-“Sen bana anamın sırtı gibi ol!” dedi. Daha sonra evden çıkıp gitti.
Bir müddet sonra pişman olarak eve döndü. Beraber olmak istedi .
Ben:
-“Hayır! Sen çok büyük lâf ettin. Sonu nereye varacak bilemiyorum.” dedim. Sonra Evs’e:
–          “Sen Rasûlullah’a git ve yaptığın işten sor!” dedim.
O da:
-“Ben bunu Rasûlullah’tan sormaya utanırım. Git bunu Allah Rasûlüne sen danış.” dedi.
Bu ifadeler Araplar arasında boşanmayı gerektiren bir söz olarak kabul edilmekteydi. Cahiliye devrinin bu boşama şeklinin İslâm’da da geçerli olabileceği ihtimalini dikkate alan Havle bint-i Sa’lebe (ra) haklarında Allah ve Resûlü bir hüküm verinceye kadar bir araya gelemeyeceklerini kocasına söyledi. Daha sonra Resûl-i Ekrem (SAV) Efendimizin huzuruna gitti. Hâne-i saâdete vardı. Efendimizi Hz. Aişe (RA)annemizin evinde buldu. İzin alarak huzura girdi ve olup biteni açık ifadelerle şöyle anlattı:
“Yâ Rasûlallah! Bildiğiniz gibi kocam Evs, çocuklarımın babası, amcamın oğlu. Aşırı yaşlılıktan dolayı biraz geçimsiz ve dengesiz bir halde çok ağır bir kelime konuştu.
-“Sen bana anamın sırtı gibisin.” dedi. Talaktan söz açmadı, ama bu şekilde söyledi,diye halini arz etti.
Rasûlullah (SAV) onun eşinden boşanmış olduğuna, o zamanki Arap geleneklerine göre hükmetti. Fakat Havle bint-i Salebe (ra),Efendimizin yanından ayrılmadı. Sağından, solundan peygamberimizi adeta kuşatıp derdine derman bulmasını rica etti. Sonuç olumlu olmayınca da devamlı dua ve tazarru halinde:
-“Yâ Rabbi! Halimi sen biliyorsun. Bize bir kurtuluş yolu lütfeyle!” diye sızlanmaya başladı.
Hazret-i Âişe (ra)Validemiz buyururlar ki:
–          “Hamd olsun o Allah’a ki, O’nun işitmesi bütün sesleri kapsar. Tartışıp hâlini arzeden kadın, Resulullah'(sav)a gelip konuştu, ben de evin bir köşesinde bulunuyordum. Kadının söylediklerini duyuyordum. Bunun üzerine ilgili âyet indi.” (Buhari)
Hz. Aişe (ra) annemiz Havle (r.a)’nın bu durumuna çok üzüldü. Onun acısını paylaşmak üzere birlikte gözyaşı döküp dua ettiler.
Diyordu ki Havle Hatun (ra)Rabbine olan ilticasında:
“Allah’ım! Çok yalnızım. Bu ayrılık bana çok acı verecek. Küçük çocuklarım var. Onları babalarına bıraksam perişan olurlar, kendime alsam aç kalırlar. Halimi sana arz ediyorum. Beni bu sıkıntıdan kurtar. Rasulünün dilinden bir vahiy inzal buyur.”
Olayın tanığı Hz. Aişe diğer bir rivayette şöyle söylemiştir.
“Bütün sesleri işiten Allah(CC) ne kadar yüce! O kadın durumunu anlatırken ve Allah’a yalvarırken öylesine yavaş ve fısıltıyla konuşuyordu ki ,dediklerinin bir kısmını işitemiyordum.”
Hz. Aişe annemizin bu sözleri adeta ilk ayetteki , “ Allah her şeyi işitmekte ve görmektedir.”mealindeki kısmın tefsiri niteliğindedir.
Hüzün her taraflarını kaplamış iken birden Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin halinin değiştiğini gören Hz. Aişe annemiz Havle’ye işaret edip susmasını söyledi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz’in yüzünde vahiy sırasında görülen alâmetler görülmeye başlandı. Hz. Aişe (r.anhâ) bu hâli görünce:
– “Ya Havle! Allah bilir ya, vahiy geliyor muhakkak. O da olsa olsa senin hakkında olabilir.” diyerek teselli etmeye çalıştı. Havle (r.anhâ) duâya devam ediyor ve:
-“Ya Allah, hayırlı olanı lütfet. Zira ben, Peygamberinden ancak hayır istedim.” diye gözyaşı akıtıyordu.
Bir müddet sonra İki Cihan Güneşi Efendimiz kendisine geldi. Vahiy hali geçmişti. Etrafına nur saçan tebessümleriyle gülümsemeye başladı ve:
-“Ya Havle! Allah senin ve onun hakkında âyet indirdi.” buyurdu. Nazil olan âyet-i kerimeleri okudu. Kalblerdeki hüzün, sevinç ve sürura dönüştü. Sıkıntılı, üzüntülü hava dağıldı. Neşeli, sevinçli sıcak bir ortam oluştu. İnen âyetlerin meali şöyle idi:
“Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir. 
İçinizden zıhar yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.
Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
Buna imkân bulamayan kimse, hanımıyla temas etmeden önce ardı ardına iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur. Bu hafifletme, Allah’a ve Resûlüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.
Allah’a ve Resûlüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.
O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir. (Mücadele Sûresi: 1-6)”
 ***
Allah Teâlâ nâzil buyurduğu bu âyet-i celîleler ile o eski geleneğin yanlış bir zandan ibaret olduğunu, böyle sözlerle kadının, kocasının anası olamayacağını bildirdi.
Ancak, böyle bir söz söyleyene de fakirlerin lehine olmak üzere bir ceza koydu. Konan cezaları üç gurup halinde duyurdu. Herkesin imkânı, gücü nispetinde bu üç cezadan birini yerine getirmesini dînî bir vazife saydı. Günaha düşen kulun ancak bu şekilde affedileceğini açıkladı.
Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz ilâhî mesaj yüklü bu âyet-i kerîmeleri okuduktan sonra Havle (ra)’ya hitaben:
– “Ona söyle de bir köle azâd etsin” buyurdu. Havle:
– “Hangi köleyi Ya Rasûlallah! Allah’a yemin ederim ki onun azâd edecek bir şeyi yok.” dedi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz:
– “O zaman peşi peşine iki ay oruç tutsun.” buyurdu. Havle:
– “Vallahi o çok yaşlıdır. Buna da gücü yetmez.” dedi. Efendimiz:
– “O halde altmış yoksulu doyursun.” buyurdu. Havle:
– “Ya Rasûlallah! Onda bu imkân da yok.” dedi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz:
– “Biz sana bir ağacın verdiği kadar, bir sepet hurma vereceğiz.” buyurdu. Havle bint-i Sa’lebe de:
– “Ben de o kadar hurma ilâve edeceğim ve dağıtacağım.” dedi. Efendimiz Havle’nin bu sözünden memnun oldu ve: 
– “Git ona ver dağıtsın. Amcaoğlunun, kocanın iyiliği için çalış.” buyurdu.
Zayıf düşmüş ,horlanmış ,değer verilmeyen kadınların sesine tercüman olmuş bu olay bize,Allah’(cc)ın  ve Allah Rasulunün bu durumu tasvip etmediğinin bir nişanesidir.Bu olay sadece birisi .
Diğer bazı olaylarda da kadının cemiyetin merkezinde erkeğiyle omuz omuza nasıl beraber olabileceğine dair örnekler de çoktur.Cahiliye devrinde ve günümüzde horlanan kadının kurtuluşunun feminizmde değil ,İslam’ın gerçekten öğrenilip ,kadınların haklarının din adına gasbedilmesinin önüne geçilerek mümkündür  diye düşünüyorum.Kadınlar da haklarını öğrenmek istiyorsa dinimizi güzelce öğrenmeliler.
Dinimizi öğrenmenin de sadece namaz kılmak ,oruç tutmak ,başını örtüp Kur’an öğrenmekle mümkün olmayacağı da bir gerçek.Bunlar elbette  yerine getirilecek ancak din sadece bu değil.
Hayatımızın her anını kuşatan hareketlerimizde dinimizin emrine uyulduğunda bizi iyilik ve güzelliklerin beklediğinin unutmayalım.
 
KAYNAKLAR:
TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ ,31.CİLT
 
TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, 16.CİLT
 
PROF. DR.SÜLEYMAN ATEŞ,KUR’AN-I KERİM TEFSİRİ
 
DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ,D.İ.B.YAYINLARI
 
KUR’AN YOLU :TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR 5.CİLT ,D.İ.B.YAYINLARI
 
                                         HAZIRLAYAN ve SUNAN :SERAP UYSAL

ÖMER’ÜL FARUK’TAN HATIRALAR

ADİL HALİFE ,ÖRNEK HALİFE
İslam dini gelmeden önce çok sert bir mizaca sahipti O..
Katı kalpli ,sırf müslüman olduğu için insanları döven ve acıdığı için değil de yorulduğu için dövmeyi bıraktığını söyleyecek kadar katı kalpli ….
İslamın nurunu söndürmek için çkıtığı yolda değil peygamberi öldürmek ,müslüman olduğunu öğrendiği kızkardeşine attığı tokat neticesi yüzü kan içinde kalan kızkardeşindeki imanı görünce ,o iman nurunun kendisine de nasip olduğu insandır o ..
Öylesine rikkatli bir kalbe sahip olur ki ;peygamberimiz sağken de onun irtihalinden sonra da ahlakı ve davranışları ,girdiği İslam yoluna teslim olmanın en güzel timsallerindendr ..
Ve insanlar ondan bahsederken “FARUK “lakabını kullanacak ve adı asırlar sonrasına adaletin timsali insan olarak anlatılarak onun hayatı şiirlere ,hikayelere ,menkibelere konu olup anılagelecektir .
Hep bir özlem duyulacaktır …Hz .peygamberin tebliğini en özel ve güzel şekilde özümseyen bu değerini İslamda alan insana …
Devlet adamlarının onun ahlakına sahip olmaları umulacak ve beklenecektir …
Sadece devlet yönetiminde değil özel hayatında da dikkat ve rikkate sahiptir o …
Sadece eş ve çeocuklarına değil ,etrafındaki kadın ,kocamış ve çocuklara da ahlakının güzel eserleri yansıyacaktır ..
İnsanlar ona bakınca kendi hatalarını anlayacak ve evinin kapısına kadar gelmişken onun faziletine şahit oldukta gerisin geri döneceklerdir …
Tıpkı aşağıdaki hatırada olduğu gibi :
“Adamın biri onun evinin kapısı önünde beklemektedir ..karısının huysuzluğu canına tak etmiş ve bir çare bulmak ümidiyle ona gelmiştir …
Az sonra evinden çıkacak olan halifeye derdimi anlatırım bir derman bulurum ümidiyle beklerken birden duyduğu ses adamı şaşkına çevirir ..
Evden bir kadın ses sinirli sinirli söylenmekte başka da ses gelmemektedir ..
Şaşıran adam tam geri dönüyorken ,kapı açlır ve halife Ömer dışarı çıkar …
Adamın kendisiyle görüşmek için geldiğini ancak görüşmeden geri döneceğini anlayan adil halife sorar.
-Niye geldin ve derdini ssöylemeden dönüyorsun diye sorar :
-Ya Ömer!Size karımdan şikayetlenmek için gelmiştim ama görüyorum ki halife dahi hanımına huysuzluğundan dolayı ses çıkarmıyor ..ben nasıl şikayet ederim diye düşündüm …ondan geri dönecektim ..
Hz . Ömer’in verdiği cevap onun gibi doğuştan sert ve katı mizaçlı birinin İslam terbiyesinde nasıl eridiğini göstermesi babından çok önemlidir …
-O ,benim evimin hanımıdır ..çocuklarımın anasıdır .yemeklerimizi yapar ,çamaşırlarımızı yıkar ,evimizi düzene sokar …
O ,bunları bir ihsan olarak yapıyor ..
Ben ona nasıl laf söyleyeyim ..”
Onun feyz aldığı ocak peygamber ocağıydı ya ahlakına yansıyan hadis-i şerifler kulağında çınlıyordu şüphesiz …Peygamberin ağzından çıkan her bir açıklayıcı emri düstur belleyen Ömer’in kulaklarında çınlayan hadis-i şerif keşke bizilerinde hayatında öylesi bir yer edinseydi de kadınlar zamanımızda “kadının adı yok ,bıktık artık erkekler tarafından horlanmaktan”diye isyanları oynamasalardı …
Ne dersiniz ?şu hadis*i şerifi hatırladınız mı ?
“Sizden biriniz karısını köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor.belki de o ,
Akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.(BUHARİ,TEFSİRİ SURE (9191;MÜSLİM ,CENNET 49)
Yine bir ses geliyor yüzlerce yıl ötesinden ,diyor ki o kutlu nebi :
“Bir kimse karısına kin beslemesin .onun bir huyunu beğenmezse ,bir başka huyunu beğenir.”(MÜSLİM,RADA 619
Ne dersiniz bu sese kulak verebiliyor muyuz ?
kişisel gelişimciler ,psikologlar bizlere hep bu tavsiyeyi vermiyor mu aslında :”bardağın hep boş kısmını değil ,dolu kısmını da görün ,hep olumsuzlklara odaklanmayın ,hayatınızdaki olumlu şeyleri de idrak edin diye ..
Ayakkabım yok diye üzülürmüş birisi …ta ki üzüntüm ayakları olmayan birisini görünce utanca dönüştü ,diyor ..
Şimdi karım huysuz ,beyefendİ şöyle,böyle diyene kadar ;”bir yuvam var ,bir eşim var ,çamaşırım yıkanıyor ,yemeğim pişiyor ,çocuklarım anasız değil ,hepisnden önemlisi ;”bir can yoldaşım var ” diyebilmek önemli değil mi ?
Tabi iki diğer taraf için yani hatunlar için de söylenir aynı şey …
Bir yuva kuramayan ,evsiz ,barksız ,kötü yollarda bir yuvası olabilmesi için neler feda etmeye razı kadınlar da yok değil mi ?
Hayatımızın ,elimizdekilerin değerini bilelim …ki ,Allah bize ağız tadı versin ve nimetini artırsın …
RABBİMİZ YUVALARIMIZDA HEPİMİZE AĞIZ TADI ,BİRLİK BERABRLİK VE HUZUR VERSİN ..
AMİN .
SERAP UYSAL

MUHAMMED(SAV)’İN ÜMMETİ OLMAK,NE ŞEREF!

GÜL’E SEVDALI GÖNÜLLER

İmam-ı Rabbanî, yazdığı eserin başına
“Ben sözlerimle Muhammed’i övmüş olmadım, aslında sözlerimi Muhammed’le övmüş ve güzelleştirmiş oldum”.

Sözler O’nu andığı zaman değer kazanıyor,kalem O’nu yazdığı zaman aşkla dile geliyor.Onun muhabbeti asırlardır tüm dünyanın kalbinde en mustesna yerini koruyor.tüm dünya şimdi ona her zamankinden daha muhtaç.

Sin ey nur, içimize sin!
Sen’sin bize O’ndan esin!
Hiç şüphe yok teksin kesin!
En sevgilisi herkesin!
***
Şu anda toprağa düşecek her bir damlayı çorak toprak ,yarılmış bağrına nasıl çekip emecekse biz de onun nuruna öylesine muhtacız.
“gel ey Muhammed bahardır! Seslenişi ile O’na kavuşmak diliyoruz.
***
İnsanların en muhtaç olduğu özellikler değil mi şu sayılanlar. En iyi babalara, en vefalılara ,ki zamanımızda vefanın zerresi kalmamış.Adalet sonra ,herkesin nalıncı keseri gibi hep kendine yonttuğu adalet duygusunun ,hayatımıza gerçek yansımasına muhtaç değil miyiz?Tüm bunlara hasretlik ise O’nu anlamakla ,O’nun hayatını hayatımıza yansıtmakla hafifleyebilir.Çivisi çıkmış şu dünyanın diyoruz ya bazen .Çivisi çıkan şu dünyada insan gibi yaşayabilmenin tek formülü : O.
“O’NUN ÜMMETİNDEN OLMA ,ONUN YOLUNDAN GİDEBİLME BAHTİYARLIĞI.”
“Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim
Hak’tan bize sultân-ı müeyyedsin efendim.”
Sahabe’de Peygamber sevgisine en güzel misali veren Hasan Basri Hazretleridir. Hasan Basri Hazretleri, 70 sahabeden ilim irfan almış, mübarek bir kimse idi. Bir sözünde şöyle der;
”Siz sahabenin, Hz Muhammed (sav)’e olan sevgisini görseydiniz; Onların kayıtsız şartsız itaatlerinden dolayı Onlara deli derdiniz. Onlar da sizi görmüş olsalardı ‘Bunlar ne kadar zayıf ve gevşek müslümanlar’ diye hayret ederlerdi.
SAHABEDEKİ PEYGAMBER AŞKI
Hicretin 19. yılında Hz. Ömer zamanında Rum diyarlarına yapılan seferlerin birinde düşmana bir gurup müslüman esir düştü . Bizans imparatoru Müslümanların Peygamberlerine olan aşırı sevgi ve bağlılıklarını bildiği için ilk önce Abdullah Bin Huzafe ( ra ) huzuruna getirtti .Ona şöyle dedi:
– Sana bir teklifim var ?
– Nedir ?
– Hırıstıyan ol kurtul.
Abdullah Bin Huzafe ( ra ) şöyle buyurdu
– Asla ! Ölmem teklif ettiğin şeyi kabul etmemden daha iyidir dedi
Bunun üzerine imparator :
– İstediğimi yapmazsan seni öldürtürüm, diye çıkıştı.
– Evet buna gücün var ,dedi Huzafe(ra)
İmparator onu önce çarmıha gerdirdi. Sonra da oradan alıp bir yere hapis ettirdi.Günlerce aç susuz bırakıldı.Açlıktan ölme noktasına geldi.İmparator ona manevi işkence yapmak için pişirilmiş domuz eti ve içki gönderdi. O ise, İmparatora dönerek şöyle dedi:
-Allah’ın böyle durumlarda bunları bana helal kıldığını biiyorum.Ancak İslam’ın izzet ve şerefini korumak uğruna onlara el sürmüyorum.
Bu kez büyükçe bir kazan getirildi. İçi fokur fokur yağ kaynıyordu.Abdullah Bin Huzafe ( ra ) l a birlikte esir Müslümanlardan biri de kralın huzurundaydı
Kral ona ;
– Dinini terk edip Hıristiyan olursan kurtulursun dedi.
– Asla ! deyince
Onu kazana atmaları için emrini verdi. Abdullah Bin Huzafe ( ra )’nın arkadaşı gözünün önünde kızgın yağda haşlanarak şehit olmuştu İmparator direnmeye devam ederse onu da kazana atacağı tehdidini savurdu.Askerler onu tutup kazanın yanına getirdiklerinde Abdullah Bin Huzafe ( ra ) ağlamaya başladı.Onun korktuğunu ve pişman olduğunu düşündüler.
– Teklifimizi kabul mü ediyorsun ? diye sordular .
-Hayır diye cevap verdi.
– O zaman niye ağlıyorsun? dediler.
– Düşündüm ki “ şu kazana atılıp öleceğim. “ Halbuki ben şu bir tane canım yerine vücudumdaki tüylerim adetince canım olsaydı da her birini Allah ve Resulü için verebilseydim, dedi. İmparator bu cevaptan çok etkilendi ve ona şöyle dedi.
– Seni ancak beni öpmen şartı ile serbest bırakırım dedi.
– Seni öpersem bütün Müslümanları serbest bırakır mısın, diye sordu
– Evet bütün Müslümanları serbest bırakırım
Abdullah Bin Huzafe “ Bu kadar Müslümanın serbest bırakılması karşılığında Allah düşmanlarından birini öpmemde her hangi bir mahsur olmadığını düşündüm ve onu öptüm der.
Kral sözünü tuttu, bütün Müslüman esirleri serbest bıraktı Abdullah Bin Huzafe ( ra ) serbest bırakılan Müslümanlarla birlikte Medine’ye geldi.Olanları Hz. Ömer’e ( ra ) anlattı.Bunu duyan Hz Ömer ( r:a );
– Her Müslümanın Abdullah Bin Huzafe ( ra ) öpmesi gerekir. İşte ilk olarak onu ben öpüyorum diyerek onu kutladı.
DARAĞACINDA İLK NAMAZ KILAN SAHABİ: HUBEYB BİN ADİYY
Hubeyb, Ensârdan, Medineli Müslümanlardan olup Evs kabilesindendir.
Hicretten önce Müslüman oldu. Bedir ve Uhud savaşına katıldı. Bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gösterdi.
Bedir ve Uhud savaşında öldürülen müşriklerin aileleri intikam ateşiyle adeta tutuşuyorlardı. Bir plan kurdular ve Medine’ye gelen bir heyet Müslüman olmak istediklerini ve kendilerine İslam’ı öğretecek öğretmenlere ihtiyaçları olduğunu söylediler. Sevgili Peygamberimiz (SAV),onlara Ashab-ı Suffa’dan seçtiği on değerli sahabesini gönderdi.RACİ denilen mevkiye geldiklerinde sahabeler tuzağa düşürüldü ve sekizi şehit oldu.İslam tarihinin en acı olaylarından olan bu hadisede Lihyânoğulları, Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne’yi Mekke’ye götürüp müşriklere yüksek bir fiyatla sattılar.Çünkü Hz. Hubeyb Bedir Gazâsında müşriklerden Hâris bin Âmir’i öldürmüştü.Zeyd bin Desinne’yi de Safvân bin Ümeyye, Bedir savaşında öldürülen babası Ümeyye bin Halef’in intikâmını almak üzere satın aldı.Mekkeli Müşrikler, Hz. Hubeyb ve Zeyd’i satın aldıktan sonra, onlara ne cezâ vereceklerini konuşuyorlardı:
– Evvelâ işkence etmeliyiz.- Ama Harâm aylar içinde bulunuyoruz!- Evet! Bu sebeple, hemen öldüremeyiz! Harâm ayların geçmesini beklememiz gerek.
– O hâlde, hapsedelim.- Ellerini, ayaklarını zincire vuralım! diyorlardı. Öyle yaptılar.
**
Hapsedildiği evde bulunan ve azatlı bir cariye olan Mâviye şöyle anlatmıştır:
“Hübeyb, benim bulunduğum evde bir hücreye hapsedilmişti. Ben ondan daha hayırlı bir esir görmedim.
Bir gün baktım elinde insan başı gibi kocaman bir üzüm salkımı vardı. Ondan yiyordu. Her gün böyle üzüm salkımı elinde görülürdü.
O mevsimde hem de Mekke;de üzüm bulmak asla mümkün değildi. Allahü Teâlâ ona rızık veriyordu.
Hz. Hubeyb, hapsolunduğu hücrede namaz kılar, Kur’ân-ı Kerim okurdu. Onun okuduğu Kurân-ı Kerîm’i dinleyen kadınlar ağlaşırlar. Ona acırlardı.
– Ona bir isteğin var mı? dediğimde,
– Bana tatlı su ver, putlar için kesilen hayvanların etinden getirme, bir de beni ödürecekleri zaman önceden haber ver, başka birşey istemem, dedi.
Öldürüleceği gün kararlaştırılınca gidip kendisine söyledim. Hayret ettim, öldüreceği zamanı öğrenince onda en ufak bir değişiklik ve zerre kadar üzüntü eseri görülmüyordu. Bana:
– Ne olur bana, bir ustura buluver. Temizlik yapacağım. Ben de sana duâ ederim, dedi.
Haksız yere cana kıymayız
Ben de çocuğumun eline bir ustura verip, gönderdim. Çocuk yanına gidince birden korktum.
– Eyvah bu adam çocuğu ustura ile keser, o nasıl olsa öldürülecek, dedim. Koşup çocuğa baktım.
Hubeyb, gönderdiğim usturayı çocuğun elinden alıp, çocuğu sevmek için dizine oturtmuştu. Ben bu durumu görünce çok korkup, feryâd etmeye başladım. Durumu anlayınca,
– Bu çocuğu ödüreceğimi mi zannediyorsun? Bizim dînimizde böyle şey yok. Haksız yere cana kıymak bizim hâl ve şânımızdan değildir, dedi. Aslında eli usturalı bir esir çok şey yapabilirdi. Hattâ bu fırsat sâyesinde, hürriyetine bile kavuşabilirdi.
Hz. Hubeyb böyle birşeyi, düşünmek bile istemedi. Küçük bir yavruyu âlet etmek küçüklüğünü aklına bile getirmedi.
Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinneyi öldürmek için müşriklerin kararlaştırdığı gün gelmişti. Fakat müşriklerin kin ve intikâm hisleri geçmek bilmedi.
Herkese haber verildi. Bu yüzden şehrin zengin-fakîr, genç-ihtiyâr, kadın-erkek ve bütün çocuklar oradaydılar. Bu iki yüce Sahâbenin başına gelecekleri merak ediyorlardı.
Bir isteğin var mı?
Bir sabah erkenden O büyük îmânlı Sahâbînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar. Mekke dışında Ten’im denilen yere götürdüler. Çünkü bütün melanetlerini, orada yapmayı âdet edinmişlerdi.
Bu iki Allah ve Resûlullah dostu ise, heyacanlı değildiler.Yolda karşılaşıp görüşen bu iki Sahâbî kucaklaşarak birbirlerine uğradıkları belâya sabretmelerini tavsiye ettiler.Az sonra bir müşrik bağırdı:
– Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı, Hâris bin Âmir’i öldürdün. Bugün onun intikâmını senden alacağız. Ölmeden önce bir isteğin var mı?
Hubeyb bin Adiy gâyet sâkin, şunları söyledi:
– Yaşatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan, yalnız Cenâb-ı Allahtır.. Ona binlerce hamd olsun.
Darağacında namaz
Müşrikler hayretle tekrar sordular.
– Ölmeden önce son bir arzun yok mudur?
– Beni bırakınız iki rekât namaz kılayım…
– Kıl orada.
Elleri ve ayakları çözülen Hz. Hubeyb, hemen namaza durup, büyük bir sükûnet içinde huşû ile iki rekât namaz kıldı. Cenâbı Hakk’a son duâlarını yaptı.
Toplanan müşrikler, kadınlar, çocuklar heyecanla onu seyrediyorlardı. Namazını bitirdikten sonra
– Vallahi eğer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız, namazı uzatırdım ve daha çok kılardım, dedi.
Böylece idam edilirken iki rekât namazı ilk kılan, âdet ve sünnet olmasına sebep olan Hubeyb bin Adiyy’dir Peygamber efendimiz(SAV), onun idam edilirken iki rekât namaz kıldığını işitince bu hareketini yerinde ve uygun bulmuştur.
Allah ve Resûlullah sevgisi için
Hârisoğulları hırsla yaklaştılar:
– Artık ölmeye hazır mısın? diye sordular.
Aslında Onun bağırıp çağırmasını istiyorlardı. Çünkü o zaman daha keyifle, işkence edeceklerdi.
Fakat aksine Hubeyb halâ sâkindi:
– Müslüman olarak öldükten sonra, ne şekilde can verirsem vereyim, önemli değil. Çünkü bütün çektiklerim, Allah ve Resûlullah sevgisi içindir. Cenâb-ı Hak dilerse, parça parça edeceğiniz vücudumun zerresini, lütuf ile Cennetine nâil eyler, dedi.
Hz. Hubeyb, son namazını kıldıktan sonra, Mekkeli müşrikler, onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar. Yüzünü kıbleden Medine’ye doğru çevirdiler. Sonra:
– Vallahi dînimden asla dönmem! Bütün dünya benim olsa, bana verilse yine İslâmiyyetten dönem!..
Esselâmü aleyke Yâ Resûlallah
– Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat oturasın ister misin?
– Ben Muhammed aleyhisselâmın değil benim yerimde olmasını, Medîne’de yürürken ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam!
– Ey Hubeyb, İslâm dîninden dön ,eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz.
– Allah yolunda olduktan sonra benim için öldürülmenin hiç ehemmiyeti yoktur.
Hz. Zeyd bin Desinne’ye de bu şekilde söylediler. O da aynı cevabı vererek şehid oldu.
Bundan sonra Hubeyb:
– Allahım! Şuracıkta düşman yüzünden başka yüz görmüyorum… Allah’ım! Resûlüne selâmımı ulaştır. Bize yapılan bu işi Resûlüne bildir, diyerek duâ etti.
Hubeyb bu duâyı yaptığı sırada sevgili Peygamberimiz, Eshâb-ı kirâmla oturuyordu.
Zeyd bin Hârise şöyle anlatmıştır:
Bir gün Resûlullah efendimiz Eshâbıyla otururken kendisine vahy geldiği sırada kaplayan hâl gibi bir hâl kapladı. Sonra,
– Ve aleykesselâm, dedi.
– Yâ Resûlallah bu selâmı kimin selâmına karşılık verdiniz?
– Kardeşimiz Hubeyb’in selamına karşılık verdim. Cebrâil aleyhisselâm, Hubeyb’in selâmını bana ulaştırdı.
Ve Hubeyb ile Zeyd’in şehid edildiğini Eshâbına duyurdu. Hubeyb’in etrafında toplanan Kureyş müşrikleri:
– İşte babalarınızı öldüren bu adamdır, diyerek gençleri üzerine mızraklarıyla saldırttılar. Mızraklarını saplayarak vücudunu yaralamaya başladılar.
Yüzümü Kabe’ye çevir
Bu sırada Hubeyb’in yüzü Kâ’be’ye doğru döndü. Müşrikler tekrar yüzünü Medine’ye doğru döndürdüler.
Hz. Hubeyb:
– Allah’ım !Eğer ben senin katında hayırlı bir kul isem yüzümü Kabe’ye çevir, diyerek duâ etti.
Yüzü yine kıbleye döndü. Müşriklerden hiçbiri onun yüzünü Kâbe’den başka bir tarafa çeviremedi.
Bu esnada Hz. Hubeyb darağacı üzerinde düşman arasında garip bir halde şehit edilmekte olduğunu dile getiren bir şiir söyledi.
Mekkeli müşrikler darağacına çıkardıkları Hz. Hubeyb’e, ellerindeki mızraklarla işkence yapmaya başlayınca:
– Vallahi ben Müslüman olarak öldürülecek olduktan sonra vurulup hangi yanım üstüne düşersem düşeyim gam yemem. Bunların hepsi Allah yolundadır, dedi.
Hubeyb bundan sonra yüksek sesle şöyle bedduâ etti.
“- Ey büyük ve herşeye kâdir Allahım. Sen de bu zâlimlerin tamâmını mahveyle! Onlardan hiç birini sağ bırakma! Hepsini ayrı ayrı öldür, Allahım! “
Hâinler korkak olur derler ya. Bu hâinler de bedduâyı işitince korkmaya başladılar. Hz. Hubeyb biraz daha konuşursa, vaziyet değişebilirdi. Oradakiler müşrik de olsalar tesir altında kalabilirlerdi! Hattâ o mazlûmu kurtarmak istiyen bile çıkabilirdi. Hârisoğulları:
– Konuşturmayın şunu! diye bağırdılar.
Sonra da mızraklarını peşpeşe saplamaya başladılar, içlerinden biri göğsüne mızrağı sapladı, mızrak sırtından çıktı.
Hubeyb, vücudundan kanlar fışkırırken ve darağacında sallanarak son nefesini verirken,
– Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh diyerek şehid oldu.
Sahabelerin bu şekilde ölmeyi tercih edip ,muhteşem bir muhabbet sergilemeleri müşrikleri çok şaşırttı ve öfkelendirdi. Akıllarınca ibret olsun diye Hubeyb bin Adiy’in cenazesi kırk gün darağacında asılı kaldı. Bedeni çürüyüp kokmadı. Hep taze kan aktı.
İçlerinden olanları seyreden İbn-i Şerik şöyle söyleyerek sahabedeki peygamber sevgisini dile getiriyordu:
HİÇ BİR BABA EVLADINI ,MUHAMMED’İN TARAFTARLARININ ,MUHAMMEDİ SEVDİĞİ KADAR SEVEMEZ.”
Peygamber Efendimiz (SAV),onun cenazesini getirmek üzere Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved’İ gönderdi.Gece gizlice Mekke’ye girip Hubeyb’i asılı bulunduğu darağacından indirip deveye yükleyerek Medine’ye doğru yola çıktılar.
Cennetteki komşu
Durumu öğrenen müşrikler büyük bir kalabalık hâlinde üzerlerine hücum ettiler.
Hz. Zübeyr ve Mikdâd, kendilerini savunmak için cenazeyi yere koydular. Biraz sonra baktılar ki, Hubeyb’in cenazesini bıraktıkları yer yarılıp, cesedi içine aldı ve kapandı.
Onlar da oradan uzaklaşıp, Medine’ye döndüler.
Peygamber efendimiz(SAV), Hubeyb bin Adiyy için:
“- O benim Cennette komşumdur.” buyurmuştur.
*****
“Önceki güneşlerin hepsi battı ve gitti,
Bizim güneşimizse batmayacak ebedi”
Seyyid Abdûlkadir-i Geylani
HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN ÖĞRETTİĞİ ZİKİRLERE ÖRNEKLER

KANDİLLER ,ZİKİRLER ,DUALAR

Kandiller ve üç aylar, İslam Kültüründe önemli yere sahiptir .
RAMAZAN-I ŞERİF’in geleceğini müjdeleyen bu aylardır ..özellikle şaban ayında peygamberimiz adeta Ramazana hazırlık sadedinde ibadetini ,oruç tutmayı çoğaltır.
Toplumumuzda bu mübarek günlerde ve kandillerde ibadetler artırılır .Ancak şu gerçek unutulmamalı…kandil kutlamaları peygamberimiz veya Kur’an tarafından ortaya konmuş gerçeklikler değil ,kültürümüzün sonradan bir parçası haline gelmiş ,gelenekleşmiş ,klişeleşmiş olgulardır .
Aslolan farz ibadetlerimizde devamlılıktır .
bu günlerde ve her daim yapılabilecek peygamberimizin önerdiği zikir ve ibadetler vardır .
bunlar sadece kandillerde değil her daim yapılabilir .
bunlara bakalım şimdi …

• “Besmele-i şerif “
• “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü Ekber” (33 er defa)
• “Kelime-i tevhid” (la ilahe illallah…)(100 defa)
• “Kelime-i şehadet”
• “Estağfirullah el azim” (7O veya 100 defa)
• “Esma-i Hüsna okumak”
• “Sübhanehü ve bihamdihi, sübhanallahil azim”
• “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim”.
• “Hasbiyallahü ve ni’mel vekil.”
• “Hasbünallahi ve ni’mel vekil. Ni’mel Mevla ve ni’men nesir. Gufraneke Rabbena ve ileykel mesir”.
• “La ilahe illa ente Sübhaneke inni küntü minez-zalimin.”
• “Allahümme inneke afüvvün, kerimün, tuhibbül afve fa’fü anni”.
• “Salevat-i şerifler (allahümme salli –barik, salaten tüncina, terficiye” vb. diğer salevatlar okunabilir.)
• “Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber. Ve la havle ve la kuvve-te illa billahil aliyyil azim.”
• “Allahü ekber Allahü ekber. La ilahe illallahü vallahü ekber. Allahü ekber ve lillahil hamd.”
• “La ilahe illallahü adede kelimatih.”
• “La ilahe illallahü adede halkıh”.
• “La ilahe illallahü zinete arşih”
• “La ilahe illallahü mil’e semavatih”.
• “La ilahe illallahü misle zalike meah”.
• “Velhamdi lillahi misle zalike meah”.
• “La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir”.
• “La ilahe illallahül azimül–halim. Lailahe illallahü rabbül arşil azim. La ilahe illallahü rabbüssemavati ve rabbül ardi rabbül arşil ke-rim”.
• “Allahü ekber kebira. Velhamdülilahi kesira. Sübhanallahi bükraten ve esila”.
• “Allahü ekber. Elhamdülillahi hamden kesira. Tayyibe’n mübaraken fih”.
NOT: Burada bahsedilen zikirler değişik zamanlar-da sevgili Peygamberimizin yapılmasını tavsiye ettiği zikirlerdir. Bu zikirlerin sayısı için kesin bir rakam yoktur. Herkes gücü nispetinde 10, 70,100 veya daha fazla okuyabilir.
hazırlayan :Serap Uysal
(İSLAM KÜLTÜRÜ:SORARAK ÖĞRENİYORUM İSİMLİ KİTABIMIZDAN ALINMIŞTIR)

HALİD BİN ZEYD:NAM-I DİĞER EBU EYYÜB EL ENSARİ HAZRETLERİ

HALİD BİN ZEYD …Nam-ı diğer EBU EYYÜB EL ENSARİ…Sevgili peygamberimizin mihmandarı ..
Allah Rasulünü evinde aylarca ağırlama bahtiyarlığına erişmiş Asr-ı Saadetin mutlu ,mesud kişilerinden …
Peygambere yakın olmak ve O ,canlı Kur’an’a hizmet etmenin yanında çok kazançlı çıktığı şey onun yaşamına,KUR’AN’ı nasıl hayat haline getirdiğine ,yaşayışına şahit olmak ve küfrün bataklığındaki bir toplumun nasıl asrı, saadet asrına çevirdiğine şahit olmak…az nimet midir ? Vebu nimetin kadrini bilenlerdendi Mihmandar-ı RASUL
Hak elçisinin Hakk’a yümesünden sonra da özleri toplum üzerinde ,gördüğü bir yanlışı düzeltme ve örnek yaşayışı ile mümtaz kişiliklerdendi .
EMR-İ BİL MA’RUF ,NEHY-İ ANİL MÜNKER…Ve sevgili peygamberimizin “DAVET METODU “çoğumuzun cahil kaldığı ve ıskaladığı bir konudur .. O ,bundan asla geri kalmadı .

“Bir ara Mısır’a gitti. Bir akşam vâli olan Ukbe bin Âmir; namaza geç kaldı. Vakti içinde, fakat geç olarak namazı kıldırdı. Ebû Eyyûb hazretleri namazdan sonra vâliye şunları söyledi:

– Ey Ukbe! Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki: “Akşam namazını, yıldızların gökyüzünü kaplamasına kadar geciktirmeyiniz…”

Ukbe, “Evet” diye cevap verince, sordu:

– Öyleyse akşam namazını niçin bu kadar geciktirdiniz?

Ukbe, meşgûliyeti sebebiyle bu gecikmenin olduğunu söyleyince,
– “Yemîn ederim ki, senin bu yaptığını görerek, halkın, Resûlullah efendimizin de böyle yaptığını zannetmesinden endişe ederim” buyurarak vâliyi îkaz etti.

Ebû Eyyûb hazretlerinin bildirdiği bir Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Kıyâmet günü Eshâbımdan herbiri, kabirlerinden kalkarken, vefât ettiği memleketin bütün mü’minlerinin önüne düşerek ve onlara nûr ve ışık saçarak, onları Arasat meydanına götürür.)

**

Ebû Eyyûb hazretleri, zafer kazanılan bir deniz savaşından sonra, esirler arasında bir kadının ağladığını gördü. Nöbetçilere sordu:

– Bu kadın, niçin ağlar?

– Bilmiyoruz, yâ Ebâ Eyyûb.

Kadının dilini bilen birini buldurttu. Onunla konuşturdu. Sonra tercümana sordu:

– Niçin ağlıyormuş?

– Çocuğundan ayrı kalmış efendim.

Hz. Ebû Eyyûb, derhal vazîfeliyi bularak dedi ki:

– Çocuğu bulun ve anasının yanına getirin. Yeter ki, anacığına kavuşsun.

Oradakiler sordular:

– Yâ Hâlid!.. O kadını tanıyor musunuz yoksa?

Allahü teâlânın Resûlünün âşığı, cevap verdi:

– Sevgili Peygamberimizden işittim ki: “Her kimse bir çocuğu, anasından ayırırsa; Cenâb-ı Hak da onu, âhıret gününde bütün sevdiklerinden ayırır.”

O,Sevgili Peygamberimizin hadislerini ve yaşayışını bize öylesine güzel aksettirdi ki İSTANBUL fethine yol açanlardan ,ışık saçanlardan oldu ve bizlere de onu ülkemizde sonsuza kadar ağırlama ve güzel İstanbul’umuzun
bir sembölü olmasını nasip etti .
Onu hr ziyaret eden ruhuna fatihalar hediye ederken Asr-ı saadete adeta yelken açtı .
sen anlatılmakla bitmezsin ey Halid bin ZEYD Hazretleri …
Seni her daim anmaya ve anlatmaya devam edeceğiz .Sizi anarken ,anlatırken de ASRI SAADET’e yolculuklar yapacağız .
ALLAH’IN RAHMETİ EN BAŞTA SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE ONUN ALİNE VE ASHABINA OLSUN .
SERAP UYSAL

**

İŞTE HAKİKİ KARDEŞLİK

Yermük harbi İSLAMtarihinin en kanlı savaşlarından biridir.
Ashab-ı Kiram BU SAVAŞTA birçok şehit verdi ve birçoğu da gazi oldu.
Şehadet şerbeti içerken bile birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını, birbirlerini ne kadar sevdiklerini gösterdiler.V e isimlerini tarihe altın harflerle yazdırdılar.

Ashab-ı Kiramın ileri gelenlerinden Hazret-i Huzeyfe anlatıyor:

“Yermük muharebesinde idi. Çarpışmanın şiddeti geçmişti ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar düştükleri kızgın kumların üzerinde can veriyorlardı.
Bu arada ben de, güç bela kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum. Fakat ne çare!.. Bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleri ile bile zor konuşabiliyordu. Dudakları hararetten adeta kavrulmuştu.

Daha evvel hazırladığım su kırbasının ağzını açtım suyu kendisine doğru uzatırken, biraz ötedeki yaralıların arasından İkrime’nin sesi duyuldu, (Su! su!…)

Amcamın oğlu Hâris, bu feryadı duyar duymaz göz ve kaş işaretiyle suyu hemen İkrime’ye götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin aralarından koşa koşa İkrime’ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım. İkrime elini kırbaya uzatırken Iyaş’ın iniltisi duyuldu:
-Allah rızası için bir damla su!

Bu feryadı duyan İkrime, elini hemen geri çekerek suyu Iyaş’a götürmemi işaret etti. Suyu o da içmedi. Ben kırbayı alarak şehitlerin arasından dolaşa dolaşa Iyaş’a yetiştiğim zaman kendisinin son nefesinde kelime-i şehadeti söylediğini duydum.

Benim getirdiğim suyu gördü. Fakat vakit kalmamıştı… Başladığı kelime-i şehadeti ancak bitirebildi. Derhal geri döndüm, koşa koşa İkrime’nin yanına geldim. Kırbayı uzatırken bir de ne göreyim! Onun da şehit olduğunu müşahede ettim. Bari dedim, amcamın oğlu Hâris’e yetiştireyim. Koşa koşa ona geldim. Ne çare ki o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula ruhunu teslim edip, şehit olmuştu.

Allahü teâlâ Eshab-ı kiramı çeşitli vesilelerle övmektedir. Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:

(Onlar birbirlerinin dostlarıdır.) [Enfal 72]

(Onlar kâfirlere karşı şiddetli, çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29]

(Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

(Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır.) [Tevbe 100]

Allah bize de onların bu güzel ahlakını nasip etsin .
amin .
serap uysal

HZ. ÖMER’İ BİR YAŞLI KADIN İKAZ EDİYOR!

Hz. Ömer (r.a) halifeliği döneminde Ashab-ı Kiram’dan Abdülkays kabilesinin reisi Cârûd İbni Mualla ile birlikte yolda giderken Havle bint-i Sa’lebe (râ)’ya rastladı. Artık o yaşlanmıştı. Ona selam verdi. Havle (ra) selâmı aldı ve Hz. Ömer’e elini onun göğsüne koyarak, şu nasihatte bulundu:

“Biz seni bir hayli zaman önce “Ömercik” diye bilirdik. Sonra büyüdün “delikanlı Ömer” oldun. Daha sonra da sana “Mü’minlerin emiri Ömer” dedik. Allah’tan kork ve insanların işleriyle ilgilen. Zira Allah’ın azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden korkan, fırsatı kaçırmaktan da korkar.” dedi.

Bu sözlerden duygulanan Hz. Ömer (r.a)’ın gözlerinden yaş akmağa başladı. Arkadaşı Cârûd bu duruma üzüldü. Nasıl olur da bir kadın halifeye bu sözlerle hitab edebilirdi? Onun halifeyi üzmesine ve yolda bekletmesine gönlü razı gelmedi. Koca halifeye karşı böyle rahat hareket etmesine sabredemedi. Öfkeli bir şekilde tanımadığı hanıma Havle bint-i Sa’lebe (râ)’ya dönerek:

– “Be kadın! Mü’minlerin Emiri’ni rahatsız ettin. Yolda beklettin.” diye çıkıştı. Hz. Ömer (r.a) ise arkadaşına o hanımın nasîhatlarından memnun olduğunu bildirdi. Hatta onun konuşmasını istercesine:

– “Bırak onu, istediğini söylesin! Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun?” dedi. Cârûd da: “Hayır, tanımıyorum.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) arkadaşı Cârûd’a o hanımı şöyle tanıttı:

– “Bu, şikâyetini Allah Teâlâ’nın arş-ı a’lâdan duyup değer verdiği Havle’dir. Vallahi beni geceye kadar burada tutmak istese, namazdan başka bir şey için kendisini bırakıp gitmezdim. Namazımı kılıp gelir yine onu dinlerdim.” dedi. Onun Allah katındaki değerini bu şekilde bildirdi. Kendisinin de Allah’a teslim olma konusundaki güzel hâlini, tevazûsunu bu sözleriyle göstermiş oldu. Allah’ın sesini duyduğu bu hanıma Ömer’in daha fazla kulak vermesi gerektiğini belirtti.
SERAP UYSAL

BİLLURLAR KIRILMASIN

Bir baba adayı eşini arabayla gezmeye götürmektedir .
yanlarında nine ve dede adayı da onlara eşlik etmektdir.
köstebek yuvasına dönüşmüş gibi bir yoldan geçerlerken nine adayı ,baba adayına seslenir :
-oğulcuğum !dikkt et …”BİLLURLAR KIRILMASIN “deyince hep braber gülüşürler .gülüşmnin kabinde bu billurlar kırılmasın esprisi hakkında konuşurlar ..
neymiş bu esprinin esprsi .okuyalım mı ?
ASR-ı Saadet çağındyız …
çağı saadet asrına dönüştüren kişi bir seyahattedir.
yanında ENŞECE isimli çok şakacı ve neşeli bir sahabe,peygamber hanımlarının olduğu develeri sürmekte ve neşeyle sürerken şarkılar ,nağmeler söylemektedir .
nağmeleri işiten develer de duygulu develermiş ki onlar da nağmelerin eşliğinde hızlanarak yürümeye başlarlar.
rahvan develerin birden böyle hareketlenmesi sevgili SAADET asrınn sahibini gülümsetirken söylediği söz yüzyıllar ötesinden onun güzel kalbini ,duygulu halini ,hanımlarına olan sevgisini espirili bir şekilde enşece’ye yansıtması ve bunun bize kadar ulaşması ….halen gülümsetiyor müslümanları ….
-ENŞECE !Dikkat et ,billürlar kırılmasın !”
bu nekadar rikkatli ve espirili bir kalp böyle dedirtiyor insana lakin …
odunlar vardır kalem yapar güzel yazılar yazarsınız ,kalemler vardır güzel yazılar yanında kötü düşnceleri aksettiren yazılar yazar .odunlar vardır yine küütük olur ,odun olur ,ateş yakmamıza yarar ,yanar gider ..
güzel söz ise böylesine insanı yüzyıllar ötsinden gülümsetirken bile şiir söyletir ,okuruz hisleniriz ,duygulanır ,ibret alırız ,örnekk alırız .yazanı rahmetle ,minnetle anarız .

Bir mübârek yolculuk gül yüzlüyle Enceşe
Pek süratli develer Enceşe’de pür neşe

Dörtnal rahvan develer sessizce nefeslendi
Endişeli bir dille Enceşe’ye seslendi

Ey Enceşe Enceşe billurlar kırılmasın
Bu ne müthiş iltifat duyuşta nur olmasın

Öpüyorum şiiri muhâbbeti duyunca
Takılsaydım ardına seyretseydim doyunca

Ne Hale’nin sesiyim ne Fatma’nın kölesi
Düşlerimin ırmağı ey merhâmet elçisi

Üseyd olup kokunu alamadım çöllerde
Öpsem güzelliğini rüyâlarda güllerde

Nur hırkanı kokladım karşıma çıktı yekten
O ne müthiş hakikat her kokudan her renkten

Günlerden pazartesi sen ölmedin sen varsın
Umuda damıtılan her zerrede yaşarsın

Hattab oğlu ağladı Kayserler lüks içinde
Ankebutu anlattın dupduru bir biçimde

Efendim çalınmışım küfrün azgın rüzgârı
Sensizlik kucağında kayser sardı her yeri

Üşüyorum efendim ayazdayım ben hâla
Şuûr yorgun ruh çıplak koşuyorum dörtnala

Ömer Ekinci Micingirt
bir de kütüğün birinin ne dediğine bakalım ..
-MUHAMMED kadınları öyle hakir görüyor ki onları cam şişeye benzetiyor !
Algı farkı ne kadar anlama sirayet ediyor …adam cam şişeyi değersiz görüyor …bu tabirin bu teşbihin kadını değersizleştirdiğini düşünüyor ….
ne diyelim “ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ ,ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ”..

SERAP UYSAL