NASIL ÖLMEK İSTİYORSAN ÖYLE YAŞA !

Kayınbabam rahmetli uzun yıllar prostat rahatsızlığı çekti.
O kadar muzdaripti ki bundan, sonda ile yaşadı uzun süre.
Utanırdı sondasından ,sondasını koyduğu daha doğrusu sakladığı bir bezden torbası vardı. Şalvarının n yanına takardı..
Tuvaletten çıktığında abdest alırken görmeliydiniz.Nerdeyse yarım  saat sürerdi belki  de daha fazla
*
Ellerini, sondasının dışını yıkardı uzun uzun..pijamasını dizlerine kadar sıvamış  ..ayaklarını da öyle…
Evde herkes abdest alacağında ondan önce  koşardı lavaboya..dedeyi bekleyip de namazı  geciktirmemek için.
Derken beyin küçülmesi  oldu zamanla ..unutkanlık başladı, yataktan kalkamaz oldu. Ama yine de namazını bırakmazdı.
Yataktan kalkamadığı zamanlarda teyemmum yapardı  .
Bir torbada toprağı vardı. O torba yatağının yanına getirilir kayınvalidemin yardımıyla teyemmümünü yapar..oturduğu yerde namazını eda ederdi..
Akıl  baştan iyice gittiğinde baktık zaman zaman kollarını aynı teyemmüm yapar gibi sıvazlıyor sıvazlıyor…..dikkatimizi çekerdi onun bu hali…
*
Ölümünden kısa süre  önce  dili ,ağzı yara olmuş dil dönmüyor. Hasta maması veriliyor, onu dahi yiyemiyor…
Zaman zaman evlatları kelime-i şehadeti telkin ediyorlar..dili dönmüyor, söylemeye uğraşıyor ama söyleyemiyor..
Ben yanında durmaya dayanamıyorum  içim burkuluyor dışarı çıkıyorum  ..
Bir ara içeri  girdim yanına oturdum. ..
-Hadi baba ..bir beraber Allah diyelim  diye elini tuttum.
Ben söyledim ardından da o..
Dili dönmeyen babamın öyle bir Allah deyişi vardı  ki asla unutmayacağım..
Dedim ki kendi kendime:”İnsan nasIl yaşarsa öyle ölür .”diye sevgili peygamberim boşuna  mı  demiş….
Allah rahmetine gark etsin…..
Güzel yaşayıp , güzel ölmeyi 
Hüsn-i Hatimeyi ŞU MÜBAREK KADİR GECESİ HÜRMETİNE RABBİMİZ HEPİMİZE NASİP ETSİN .
KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN .
YAZAN VE SUNAN : SERAP UYSAL

HABERSİZ MİSAFİRLER VE BİR PİŞMANLIĞIN ÖYKÜSÜ

Bazen fikirlerimizde ikiz gibi olsak da ,yine de anlaşamadığımız hususlar vardı eşimle .

Birisi de eve misafir geleceğinde haberi bile olsa bana söylemeyi unutmasıydı .

Niye mi kızıyordum ?Neticede gelen Allah misafiri .haber verse ne olur vermese ne olur ki?

Misafirimiz ,Allah eksik etmesin her daim olurdu şükür .

Benim sıkıntım misafiri yüksünmek değil,hazırlıksız yakalanmaktı .

Bu bahsettiğim durum da yakınlarda olan bir vaka değil ,taaa 1980 li yıllar .

O zamanlarda öyle no frost buzdolapları yok.

Süper marketler yok.

Evin önünden geçen sebzeciden aldım aldım sebze ,meyve vs .

Yoksa kuru erzak ,kuru yemişe talim .

Yatılı Kur’an Kursunda çalşıyorum ,çocuklar arka arkaya doğdu .Tüm gün mesai olunca sorumluluğu da ona göre yani .

 

 

Ögrencilerin yatma saatine kadar evle kurs arasında koştur..

Ansızın gelen misafire yemek çıkarmak bi yana, bu mesele  değil haberim olsun ,evim derli toplu olsun, yemeğim mükellef olsun.

Beyefendiye söylediğimde ;

-”benim misafirim buraya yemek içmek için gelmiyor .peynir -ekmek, zeytin -pekmez koy.Allah ne verdiyse koy afiyetle yiyelim.”

Şimdi belirtmem lazım… benim beyefendim köyde yetişmiş bir köy delikanlısı.

 Ben ise, dedem bile Tarsus’ta sehirde doğmuş,diğer dedem de aynı .

O da Adana’da doğmuş ,dolayısıyla demek istediğim ,ben bir köy kültüründen oldukca uzak yetişmişim.

Hayatımda köy görmemişim.

Ve anlaşamıyoruz bu konuda.

-Senin haberin var miydi bu misafirin geleceğinden diyorum

-Vardı ..

-Eee niye soylemedin.

-Unuttum..

Cevab ıbeni öfkelendiriyordu.

-Yaa sen benim dedigimi yap,ötesine  karışma..

Bu  yıllarca devam etti.

Taa ki bir gün bir hadis-i şerif okuyana kadar.

O ana kadar duymamışım şaşkına döndüm.

Ne okudunuz dediğinizi duyuyorum gibi…

Evinize bir misafir geldiğinde ne ikram edeceğim diye sıkıntıya düşmenin dinen uygun olmadığını,

Aynı  şeyin misafirliğe giden kişinin de gittigi yerde ne yiyeceğim diye bir duyguya kapılmasının yanlışlığı ortaya konuyordu.

 Bir anda dehşete düştüm.

Ben ne yapıyordum böyle .

Sırf beni dağınık görmesinler diye ve daha tertipli bir misafir ağırlamam olsun diye eşimi üzmüş ,kendim de yıpranmıştım.

“Yazıklar olsun bana.” dedim

Kendime kızdım.

İki gün sonra o zaman abone olduğum bir gazetede bir yazıda şöyle bir şeyler okudum.

Bu da benim gibi insanların hiç de az olmadığını çoğu  hanımların bu şekilde düşündüğünü ve hareket ettiğini  gösterdi.

Sizlere okuduğum yazıyı aklımda kaldığı kadarıyla aktarmak istiyorum.30 Yıl KADAR ÖNCE . …

 Yeni evli bir çift var.Zamanla misafirleri geliyor gidiyor. Gelin hanım her misafir  geldiğinde , bir sürü hazırlık yapıyor, temizlikten yemeğe  her bir misafir gelişinde yorgunluktan bitap vaziyette…

Misafir gidince  yapılan yemeklerin çoğu ziyan oluyor. Çorbasıydı, etlisi, sebzesi, pastası böreği, çöreği ,meyvesi, salatası…

Eee  misafir bu kadar yemeği  hangi mideye sığdıracak. Tabii ki ziyan oluyor. Sadece yemek mi?

Eğer gelen yatılı misafir ise işlemeli  nakışlı, bir hoş bakışlı yatak ,yorgan, yastık…misafir gidince yastıklar ,yorganlar çıkarılıyor..

 Hepsi sökülüp bir güzel yunup -yıkanıp ,ütülenip yerine konana kadar gelin hanımda hayır kalmıyor.

Ve bir zaman sonra artık misafirden yüksünmeye başlıyor.

Nasıl yüksünmesin.

Her misafirin gelişi demek bir sürü masraf,israf ve yorgunluk…

 Ve üstelik gelen misafirle oturup sohbet edecek vakit te kalmıyor,  takat ta..

Evin beyefendisi  taze damat, bu durumu önceleri gözlemliyor ,bir yorumda bulunmuyor..

Bir gün misafirliğe  gideceklerini hazırlanmasını söylüyor  .

Gittikleri evde yemek olarak kuru fasulye, pilav, turşu var.

Öylesine iştah ve afiyetle, yanında sohbetle yiyorlar ki…gelin hanımın çok hoşuna gidiyor sohbet…yenilen yemek haz veriyor.

Daha sonraki günlerde bir gün beyefendi  bir koca paketle geliyor ve hannımına paketleri açıyor. içinden çıkanlar bir kaç battaniye ve sade nevresim takımları ..

Dantelsiz ,oyasız. Sade ve güzel ..

Hanımının meraklı bakışları arasında  diyor ki:

-Bundan sonra benim misafirlerime bu battaniyeleri ve nevresim takımlarını kullanmanı istiyorum…

Ve soruyor daha önceki günlerde misafirlikten geldikten sonra:

-Yemekler hoşuna gitti mi diye..

Karısı:

-Evet yemekler cok güzeldi  .

-Peki ya sohbet nasıldı ?  diyor yine.

-Sohbet de çok güzeldi  diyor.

Yine gitmek isteyip istemediğini sorduğunda eşinin “evet” cevabını vermesi memnun ediyor tabii ki beyefendiyi.

Bunları kullacaksın diye verdiği yatak, nevresim takımının ardından da eşine oturmasını  söylüyor ve diyor ki:

-O kuru fasulye, pilav ,turşu  hoşuna gitmişti değil mi?

 Benim misafirlerim de onları çok severler diyerek eşine istediğini bu şekilde belirtiyor.

Veeee  ..daha sonraki günlerde eşinin istediği gibi misafir ağırlayan gelin hatun,  hem çok daha az yoruluyor hem daha az masraf ediyor, hem israf olmuyor ,hem de misafirin gelişi onu çok memnun ediyor. Çay güzel ,sohbet  güzel, var yine gelmek ben diyen Alman turist misali ,misafirin gelmesinden haz almaya başlıyor..

Evet dostlar…ben okuduğum yazıyı  böyle hatırlıyorum, biraz da katık koydum tabii içine  benden biraz..

Bu yazının,  hemen okuduğum hadis-i şerifin akabinde gelmesi büyük bir tevafuktu benim için. Tabii ki  ben o günden  sonra 361 derece  ,bir  derece fazlasıyla çark ettim.Fikrimden döndüm.

 Ve artık niye haber etmedin kavgası  bitti.Ve bu durumu  misafirliğe dair vaazlarımda ve özel sohbetlerde defalarca anlattım.

 Benim efendi de yıllar sonra bunu benim ağzımdan duyduğunda gülümsedi.

 Haklı olmanın haklı gururu tabii ki..

 Ee ben de haklıydım ama..4 Çocuk annesi çalısan bir kadın…zor günlerdi..

 Bizler için sonraki yıllarda şu no frost dolaplar işimizi  nasıl da kolaylaştırdı.şimdiki hayat şartlarımız  her geçen gün elhamdülillah artıyor..

Yıllar sonra bu fırsata sahip olmak işimizi kolaylaştırdığı gibi şükretmeye de bir vesile…

Bol misafirli ve bereketli , hareketli, bol sohbetli nice güzel günlere sevgili dostlar….

 

 YAZAN  VE SUNAN  :SERAP UYSAL

 

NEDİR BU İBADETLERİN ESAS AMACI ?

RABBİMİZ KAPLUMBAĞALARI NE DE GÜZEL YARATMIŞ .
GERÇİ HANGİ YARATTIĞI GÜZEL VE HİKMETLİ DEĞİL Kİ?
ONLARIN YARADILIŞ VE YAŞAYIŞINDA BİZLERE NE GÜZEL ÖRNEK VAR DİYE DÜŞÜNDÜM ..TAKTIM KAFAYA KAPLUMBAĞALARI.
RABBİMİZ BİR SİVRİSİNEĞİ BİLE BİZE ÖRNEK VERMEKTEN ÇEKİNMEZ….
BİR TEHLİKE ANINDA GAYET KORUNAKLI YARATILAN EVİNİ SIRTINDA TAŞIYAN KAPLUMBAĞALAR KABUĞUNA ÇEKİLİR VE KENDİNİ TEHLİKELERDEN KORUR.
TUTUP DA ZALİM BİRİSİ O KABUĞU KIRMAK İÇİN AĞIR BİR TAŞLA ONU EZMEYE ÇALIŞMAZSA VEYA BİR ARAÇ ALTINDA TRAFİK KAZASINA MARUZ KALMAZSA
KENDİNİ KORUYABİLİR KABUĞUNA ÇEKİLEREK..
ÇEVREMİZDEKİ İNSANLAR DA, HERKES DAHİL BUNA…
YİNE İNSANLARDAN ZARAR GÖRDÜĞÜNE (MADDİ VE MANEVİ)HEPİMİZ ŞAHİT OLMUŞUZDUR .
DEDİKODU ,İFTİRA ,YALAN ,DOLAN ,VEFASIZLIK ,LAF TAŞIMA ,HASET ,KİN VE BİLMEM DAHA NELER HEPİMİZİN MUZDARİP OLDUĞU VE YAKINDIĞI KÖTÜ HUYLAR DEĞİL Mİ …BİZİ DERİNDEN YARALAYAN .HEPİMİZİN ŞİKAYETÇİ OLDUĞU AMA HİÇ KİMSENİN KENDİ ÜZERİNE TOZ KONDURMADIĞI ÇİRKİN HUYLAR ..ALLAH HEPİMİZİ BUNDAN MUHAFAZA EYLESİN .
BU AHLAKİ ZAAFLAR Kİ İBADETİNE ÇOK DÜŞKÜN OLAN İNSANLARDA DAHİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DAHA BİR ÇİRKİNLİK ARZ EDİYOR …
KIYAMET HACIYLA HOCADAN KOPACAK SÖZÜ KÜFÜR GİBİ GELİYOR İNSANA …
BUNLAR ASLINDA BİRER ZAAF DEĞİL GÜNAHIN ALASI .AMA NEDENDİR BİLİNMEZ KENDİMİZİ BUNDAN KORUYAMIYORUZ .
İNSAN BAZEN BU TÜR HADİSELERİ YAŞADIĞINDA . “ ÇIKAM DAĞLARA ,DAĞLARA.” DİYESİ GELİYOR .
ASLINA BAKARSAK BU İNSANİ ZAAF VE GÜNAHLAR İNSANIN YARADILIŞI İLE VAR İDİ VE VAR OLACAK .
DİNİMİZ İSE BU ZAAF VE GÜNAHLARI YOK ETMEK İÇİN VAR ASLINDA .
İBADETLERİN GAYESİ DE BU DEĞİL Mİ  .
“NAMAZ SADECE ŞEKİLDEN Mİ İBARETTİR ?”
“ORUÇ TUTMAK SADECE AÇ KALMAK MIDIR?”
“HACCA GİTMEK SADECE BİR YOLCULUK MUDUR?
“KURAN OKUMAK SADECE DEFALARCA KURANI OKUYUP BİTİRMEK, HATİM İNDİRMEK MİDİR?” DİYE SORULDUĞUNDA BUNA ELBETTE VERECEĞİMİZ BİR CEVAP OLMALI …
NEDİR BU İBADETLERİN ESAS AMACI ?
AHLAKİ ZAAFLARIMIZI GİDERMEDİKÇE BU İBADETLERİN MAKSADINA ERİŞTİĞİNİ, DAHA DOĞRUSU BİZİ ERİŞTİRDİĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN MÜDÜR ?
BU ZAAFLARIN Kİ ÇOĞU DİL YARESİ …
PEYGAMBERLERİMİZİN HAYATLARINA ŞÖYLE BİR BAKALIM .
ONLARIN HAYATLARINDAKİ MESAJLARI ANLAMAYA ÇALIŞALIM .
*HZ .ADEM: OĞLU KABİL KARDEŞİ HABİL’İ KISKANÇLIKTAN ÖLDÜRDÜ.İLK CİNAYET KISKANÇLIK YÜZÜNDEN .
*HZ .NUH ,OĞLUNU TUFANDAN ÖNCE BİR TÜRLÜ İMANA İKNA EDEMEDİ ,GEMİYE ALAMADI.İNADI İMANA GALİP GELDİ.
*HZ. LUT :KARISI KÜFRÜNDE ISRAR ETTİĞİ GİBİ BİR DE KAFİRLERLE İŞBİRLİĞİ YAPARAK PEYGAMBER KOCASINA İHANET ETTİ.
*HZ .İBRAHİM :BABASIYLA İMTİHAN EDİLDİ .O DA İMAN ETMEDİ .EVLAT HASRETİ VE DAHA SONRA EVLADA KAVUŞTUĞUNDAKİ İMTİHANLARI İSE ANLATMAYA GÜÇ TAKAT YETMEZ .BU YÜZDENDİR Kİ HALİLDİR  O . ALLAH’IN HALİLİ ,DOSTUM DEDİĞİ …
*HZ .EYYÜB:SAĞLIKLI VE VARLIKLI ZAMANLARINDA ELLERİNDEN TUTTUĞU İNSANLARIN İMTİHAN VESİLESİ OLAN HASTALIĞI ESNASINDA VEFASIZLIĞININ VE ÖZELLİKLE DÜŞMANLARININ  KINAMASININ KENDİNE ÇOK AĞIR GELDİĞİN SÖYLER .
EŞİNİN VEFASI İSE İBRET VE ÖRNEK VESİLESİ OLMALIDIR.
*HZ .MUSA KAVMİNİ YAPTIKLARI İSE HALK TABİRİYLE “KIRDIKLARI CEVİZ KIRKI AŞMIŞ “DEDİRTİR İNSANA ADETA .
BU YÜZDENDİR Kİ KURANDA EN ÇOK ONLARIN YAPTIKLARI YANLIŞLAR HATALAR ANLATILIR VE İNSANLAR İKAZ EDİLİR .
*HZ .İSA:EN YAKIN HAVARİSİNİN İHANETİNE UĞRAMIŞ AMA EŞTİĞİ KUYUYA HAVAR BİZZZAT KENDİSİ DÜŞMÜŞTÜR .
ANNEİSNE OLAN İTAATİ ,ANNESİ MERYEM VALİDEMİZİN İFFET VE HAYASI ,İTAAT VE İMANI İSE EN GÜZEL OLUMLU ÖRNEKLERDİR ..
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE GELİNCE KENDİ KAVMİNDEN ÖZ AMCASINDAN EN YAKINLARINDAN HER TÜRLÜ EZİYET VE KÖTÜLÜĞÜ BİZZAT YAŞAMADI MI ?
 İŞTE BÜTÜN BU ZAAFLAR ,GÜNAHLAR, ŞİMDİ İMAN EDEN BİR TOPLUMDA GÖRÜLÜYOR VE ALLAH BİZİ BU GÜNAHLARDAN UZAK TUTMAK İSTİYOR .TEMİZLEMEK İSTİYOR .
PEYGAMBERLER SIRF BU YÜZDEN BAŞA ÇIKAMADIKLARI KÖTÜLÜKLER YÜZÜNDEN HİCRET ETMİŞLER …
HİCRET BİR EMİRDİR .
PEYGAMBERİMİZİN VE BİR ÇOK PEYGAMBERİN YAŞADIĞI ..
BAZEN DERLER Kİ ; “İSLMI YAŞAMAK İÇİN DAĞLARA ÇIKACAKSIN ,UZLETE ÇEKİLECEKSİN .”
BU MÜMKÜN MÜ ?
ÖYLESİ BİR HAYATIMIZ VAR Kİ DEĞİL HİCRET ETMEK ,ETSEN BİLE AYNI ŞEYLERLE KARŞILAŞMAYACAĞININ GARANTİSİ YOK ..
İŞTE BU YÜZDENDİR Kİ KAMLUMBAĞALARA TAKTIM KAFAYI ..
 TIPKI ALLAH’IN SİVRİSİNEĞİ ÖRNEK VERDİĞİ GİBİ,HER YARATTIĞINDA BİZE BİR MESAJ VAR ..
BEN KAMLUMBAĞADA BU MESAJI ŞÖYLE ALGILIYORUM ..
TEHLİKE VAR MI ?BAKIYOR ,YOKSA YOLA DEVAM .VARSA KENDİ KORUMASINI KENDİ YAPIYOR .KAFASINI ÇEKİYOR KABUĞUNUN İYİCE İÇİNE VE KENDİ KORUMASINI KENDİ KABUĞUNDA YAPIYOR   ..
KABUĞUNA ÇEKİLMEK DİYE EDİLEN TABİR DE ZATEN KAMLUMBAĞADAN ESİNLENEREK SÖYLENMİŞ ..
BAŞA ÇIKAMADIĞIMIZ SORUNLAR ,GÜNAHLAR ,YALANLAR, DOLANLAR ,KISKANÇLIKLAR ,VEFASIZLIKLAR VE DAHA BİLMEM NELER …İŞTE KABUĞUNA ÇEKİLEREK ,İÇ DÜNYAMIZA HİCRET EDEREK BELKİ DE CANIMIZI DAHA AZ YAKACAK   ….
FİTNE ZAMANI ..YAPILACAK İŞ TE BU OLSA GEREK .
SERAP UYSAL
 
 

EN PAHALI HARCAMA:ZAMAN ÖLDÜRMEK

Franklen’e ait mağazanın vitrini önünde bir saatten beri duran bir adam nihayet tezgahtarlardan birine: “Bu kitabın fiyatı ne kadar?” diye sordu.
 
Satıcı: “Bir dolar” deyince, diğeri: “Daha ucuza veremez misiniz?” dedi. Satıcı, fiyatın bir dolar olduğunu tekrarladı.
Adam bir süre daha kitaplara baktı ve:
-“Franklen burada mı?” diye sorunca tezgahtar cevap verdi.
“Evet, o matbaada ve şu an meşgul.”
Müşterinin
-“Ben onu görmek istiyorum.” ısrarına karşılık mağaza sahibi çağrıldı. Müşteri mağaza sahibine:
 
“Bu kitabın bana teklif edebileceğiniz en aşağı fiyatı nedir? sorusunu sorunca mağaza sahibinin kısaca verdiği cevap şu oldu:
“Bir dolar 25 sent.
“Bir dolar 25 sent mi! Bir dakika önce memurunuz bir dolar demişti.”
“Doğrudur. İşimi bırakmaktansa, onu bir dolara vermevi tercih ederdim.”
Müşteri hayret etti; ama konuşmaya devam etmek isteyerek:
“Pekala son fiyatınız nedir?” dedi.
Franklen:
– “Bir buçuk dolar.” diye karşılık verdi.
 
-“Bir buçuk dolar mı? Fakat biraz önce siz bir dolar 25 sent demiştiniz.”
Franklen soğuk bir tavırla:
“Şimdi bir buçuk dolara satmaktansa ilk anda bir dolara satmayı daha çok arzu ederdim.” dedi.
Adam hiçbir şey söylemeden parayı verdi ve mağazayı terk etti.
O, zamanı paraya tercih etmek gibi faydalı bir ders almıştı.
 
Zaman israf edenlerin sayısı her yerde çoktur.
ZAMANIMI ÇALMA BAŞKA İHSAN İSTEMEM…
SERAP UYSAL

TERTEMİZ BİR TÜRKİYE, TERTEMİZBİR DÜNYA İÇİN…

SİDİKTEN NİÇİN KORUNMUYORSUN EY MÜSLÜMAN?
EFENDİMİZ (AS)ZAMAN ZAMAN ASHABIYLA GEZİNTİYE ÇIKAR VE BU ARADA DAHİ ONLARA BİR ŞEYLER ÖĞRETİRDİ .YİNE BÖYLE BİR GÜN ..
BU SEFER YANINDAKİ KİŞİLER EFENDİMİZİN AZ ÖNCE PIRIL PIRIL PARLAYAN ,GÜLÜMSEYEN GÖZLERİNİN BİR ANDA MAHZUNLAŞIP DURGUNLAŞTIĞINI GÖRDÜLER .
DOLAŞTIKLARI YERDE İKİ KABRE RASTLAMIŞLARDI .
ANCAK EFENDİMİZ NE OLMUŞ DA BÖYLESİ HÜZÜNLENMİŞTİ MERAK ETTİLER VE SORDULAR.
SANKİ KABRİN İÇİNİ  GÖRÜR GİBİYDİ…
“-BURDA YATAN İKİ KİŞİ AZAP GÖRÜYOR .”DEDİ EFENDİMİZ (SELAM ONA VE ASHABINA )
BU AZABIN SEBEBİ İSE, HİÇ DE KORUNMASI ZOR BİR ŞEY DEĞİLDİ ASLINDA .
ÖYLE Kİ EFENDİMİZ BU ADAMLARDAN BİRİNİN SİDİKTEN ÜZERİNİ KORUMADIĞINI  DİĞERİNİN DE LAF TAŞIDIĞINI SÖYLÜYORDU.
-SİDİKTEN UZAK DURUN .ÇÜNKÜ KABİR AZABININ BÜYÜK BİR KISMI ONDANDIR.
BÖYLE BUYURAN BİR PEYGAMBERİN ÜMMETİ NİÇİN ÜZERİNİ SİDİKTEN KORUMAZDI Kİ.
NEDEN İMAN EDENLER BUNA DİKKAT ETMİYORLARDI .
EFENDİMİZ (AS),ARKADAŞLARININ ÜZÜNTÜLÜ BAKIŞLARI ARASINDA ONLARA BİR AĞAÇ DALI GETİRMELERİNİ SÖYLEDİ .
VE GETİRİLEN DALI İKİYE BÖLEREK İKİ KABRE DİKTİ .
NEDENİ TABİİ Kİ SAHABE TARAFINDAN YİNE MERAK EDİLMİŞTİ .
ŞÖYLE SÖYLEDİ EFENDİMİZ:
“-UMULUR Kİ BU DALLAR KURUMADIKÇA ONLARIN AZABI HAFİFLETİLİR .”
BU BİR TESELLİ İDİ ELBETTE .
ŞU VAR Kİ GERÇEKTE KORUNMA, BİRİSİ MADDİ PİSLİK OLAN İDRAR,DİĞERİ MANEVİ PİSLİK OLAN NEMİME:YANİ KOĞUCULUK İDİ Kİ BUNLARDAN NASIL KORUNULACAĞI AŞİKARDI.
BİZLER KENDİMİZİ VE ÇOCUKLARIMIZI NE MADDİ NE MANEVİ PİSLİKLERDEN KORUYABİLİYOR MUYUZ DİYE SORALIM NEFSİMİZE .
KOLAYIMIZA GELİYOR ÇOCUKLARIMIZI TUVALETE SALIVERMEK …
-HADİ ÇİŞİNİ YAP DA GEL .
ÇOCUĞA KÜÇÜK YAŞTA ÜZERİNİ İDRARDAN ,PİSLİKTEN KORUMAYI  ÖĞRETMEK ,ZORUMUZA GELİYOR .İŞİN SAĞLIK YÖNÜ DE CABASI ..
DİNE SEMPATİ DUYMAYANLAR BU SÖYLENENLERİ YADIRGAYABİLİR .
EN ÇOK DİLE DOLANAN ŞEYLERDEN BİRİDİR AYAKTA BEVLETMENİN DİNEN UYGUN GÖRÜLMEDİĞİ…BU DURUMU  ANLATAN BİR HOCAYA HİÇ DE SEVİMLİ BAKILMAZ DİNE ANTİPATİK OLANLAR TARAFINDAN .
BU İŞİN SAĞLIK KISMI DA GÖZARDI EDİLİR SIRF DİNEN UYGUN GÖRÜLMEDİĞİ SÖYLENDİĞİ İÇİN .
MESELE SADECE İDRAR DEĞİLDİR ASLINDA …HER TÜRLÜ MADDİ TEMİZLİK ..
DÜŞÜNSENİZE HER YEMEKTEN ÖNCE VE SONRA ELLERİN YIKAN MASINI ,TAVSİYE EDEN ,SARI DİŞLERİNİ NEDENİNİ SORAN BİR PEYGAMBER.
SAÇLARIN TARANMASINI ,PEJMÜRDE OLMAYI HOŞ GÖRMEYEN BİR PEYGAMBER ..
 TEMİZLİĞİN İMANDAN GELDİĞİNİ TEBLİĞ EDEN BİR DİN…
KILIK KIYAFETE ÖZEN GÖSTERİLMESİNİ İSTEYEN VE ÖRNEK OLAN BİR PEYGAMBER..
VE BUNLARI GÖZARDI EDİVEREN BİR ÜMMET…
PİSLİĞİ KERİH VE ÇİRKİN GÖRMEYEN ,SADECE KENDİNİ DEĞİL ÇEVREYİ DE KİRLETEN VE BUNDA HİÇ DE BEİS GÖRMEYEN MÜSLÜMANLAR ..
BUGÜN İÇİMİ CIZLATAN BİR ŞEY ANLATAYIM …
HASTANEDEN GELİYORUM CANIM BURNUMDA ZATEN . ALIŞVERİŞ YAPTIM .EVE BAYAĞI YÜRÜYECEĞİM .MARKETTEN ÇIKTIM ,ÖNÜMDE BİR İLKOKULÇOCUĞU .
O DA MARKETTEN ÇIKTI .ELİNDE KÜÇÜK BİR PAKET VE MEYVE SUYU İÇİYOR .İÇMEYİ BİTİRDİ VE ELİNDEKİNİ TAM ÖNÜNDE KOCAMAN ÇÖP TENEKESİ VARKEN ISKALADI ,YERE DÜŞTÜ BOŞ KUTU …
KALBİM SIKIŞTI SANKI O AN .MÜBALAĞA GELMESİN .ÇEVRENİN BU KADAR HOR KULLANILMASI VE BELEDİYELERİN YAPTIĞI TEMİZLİĞİN SADECE TEMİZLEMEK OLDUĞUNU GÖRDÜKÇE İÇİM DARALIYOR .İNSANIMIZINI ÇEVREYİ NİYE TEMİZ TUTMADIĞINA VE BİLİNÇSİZLİĞİNE TAKIYORUM KAFAYI .
ÇOCUĞA SESLENDİM GÜZEL BİR İFADEYLE ..
– BAKAR MISIN DELİKANLI, DEDİM .
ÇOCUK DÖNDÜ:
-YAVRUM!BAKÖNÜNDE KOCAMAN ÇÖP BİDONU .SEN ÇÖPÜNÜ YERE DÜŞÜRDÜN ,ÇÖPE ATIVERSENE ONU KUZUM ..DEDİM AMA, ÇOCUK SARIŞIN MAVİ GÖZLERİNİ YARADANA KURBAN OLAYIM ,BİR DE GÜZEL Kİ, KIPKIRMIZI OLDU …
-KUZUM ,DEDİM ,BAK BİZ ÇEVREYİ TEMİZ TUTALIM OLMAZ MI ?
SİZİN GİBİ AKILLI ÇOCUKLAR ÇEVREYİ TEMİZ TUTAR !
HEMEN …HİÇ İTİRAZ ETMEDEN ÇÖPE ATIVERDİ ..
BEN BİR DE TEŞEKKÜR ETTİM .
-BANA KIZMADIN DEĞİL Mİ KUZUM .HADİ BAKALIM YAKIŞIKLI AFFERİN SANA DEDİM VE ÇOCUK MAHCUP ,YÜRÜDÜ GİTTİ .
LAKİN BEN BİRAZ DAHA BURULUP YOLUMA DEVAM ETTİM .ZİRA GÇTİĞİM YOLLAR HEP ÇÖP ..BİR KISIM YOL BİR OKUL ÖNÜ …HEP ÇÖP ,HER YER ÇÖP .
BİZ NASIL EĞİTİMCİYİZ ,BİZ NASIL ANNE BABAYIZ Kİ BU GÜZEL VATANI BÖYLE ÇER ÇÖPLE KİRLETİORUZ DİYE SÖYLENE SÖYLENE İÇSESİMLE BAŞBAŞA YÜRÜDÜM .
MANEVİ KİRLERE GELİNCE …
ONA SONRA DEVAM EDLİM . ŞU AN SAAT GECE 02 .15 .
RAMAZAN DAVULCUSU TOKMAĞA VURMAYA BAŞLADI …
YİNE DEVAM EDİLESİ KONULAR BUNLAR .
AMA BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYALIM .
TERTEMİZ BİR MAHALLE ,TERTEMİZ BİR MERSİN ,
TERTEMİZ BİR TÜRKİYE,
TERTEMİZBİR DÜNYA İÇİN…
ELELE .
HEP BİRLİKTE ,
KENDİ KALBİMİZDEN ,
BEYNİMİZDEN,
VÜCÜDUMUZDAN ,
EVİMİZDEN…
TEMİZLİĞE BAŞLAYALIM .
BİLİNÇLENELİM ,
BİLİNÇLENDİRELİM .
BU ÜLKE BİZİM .
BU DÜNYA BİZİM…
HAYIRLI SAHURLAR SEVGİLİ GÖNÜL DOSTLARI ..
ALLAHKABUL ETSİN ORUÇLRIMIZI..
YAZAN :SERAP UYSAL

HÜSN-İ HATİME İSTEYİN

Ağzı dualı, gülümseyen  yüzü ve tatlı  tatlı  konuşması ile onu hiç  unutmayacağım ve yazacağım kişiler listesinin baş taraflarına eklemiştim.
O şimdi cennettedir diye umuyorum. Hayatımda tanıdığım yaşlılığı çok güzel  yaşayan nadir kişilerdendi o.
Onu ilk, kızımıza sevgili torunları Mehmetçik  için talip olduklarında ziyaretlerine gittiğimizde tanıdık .
Alzheimer hastalığı  başlamış.
Çoğu  zaman unuttuğu evlatları ve eşi hep yanında ama o hiç  unuttuğunu çaktırmadan sohbete devam ediyor..
Bir şeyler bir şeyler  anlatıyor ve siz hiç sıkılmıyorsunuz  o anlatırken. O konuşsun  ben yazayım  onun hayatını diye düşünüyordum  ben.
Konuşmalarının arasında nasihatler ve hele o çok söylediği  maniler,  ilahi sözleri..
Birisi :
“Cennetine  cennetine
Aldır beni  cennetine.”
*
Bunu  o kadar çok  söylüyordu ki…
Defterime not aldığım  bir diğer söylediği  ilahi sözünü dua olarak zikrediyordu.
*
“Ya rabbena yandırma.
Günahlara daldırma.
Çıralarımı  söndürme .
Kabre vardığım  gece.
*
Ya rabbena eşimden.
Eşimden yoldaşımdan
Aklım alma başımdan
Kabre vardığım gece
*
Kaldır beni kaldır beni.
Cennetine  gönder  beni..
*
Bu  bana duada  ısrar etmemiz  gerektiği hadisi şerifindeki düsturu hatırlattı .
Bizler hani  dua ederiz.
Ama..
Ancak kabulü  için  aceleciyizdir.
Niçin  kabul olmuyor dualarımız diye zaman zaman kaderin sahibine haddimizi aşarak itirazımız bile oluyordur maazallah..
HAKK’ın kapısını bıkmadan usanmadan çalmaktır esas olan .
Tam bir Anadolu anası olan bu ninemiz böyle yaptı ..
Unuttu eşini evladını ama kendini yaradan rabbini unutmadı .duadan geri komadı dilini asla .
Ve bir gün duyduk ki bu sözü söyleye söyleye uçmuş gitmiş ötelere …
Umulur ki cennetlere ..
İnşaallah diyelim .
Rahmetle dua ile analım ,
Ve bizler de ölümü hiç unutmayalım …

Yine ölmeden önce bir ziyaretine gittiğimizde bizi tanıdın mı diye sorduğumda:
-ALLAH’IN BİR KULU ,diye cevap verişi …öyle hoşuma gitmişti ki .tanıyamıyor ama cevap muhteşem .
Yemek yemek isteyip istemediğini sorduk .Bana:
-sen yersen ben de yerim deyişi …
Eşi olan Hacı amcayla birbirilerine son ana kadar olan muhabbetleri .
Hacı amcanın eşine olan sevgisini ve eşinin de unutkanlığına rağmen ona olan tükenmez muhabbeti ..
Sevgisiz kalan gönüllere ibretlik bir hayat hikayesi..
Yarım asırdan çok fazla süren bir sevgi öyküsünün hasrete doğru yelken açışı ..
Ve Yahya Kemal’in hatırladığımız şiiri:
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
 Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

YAHYA KEMAL

EVET .Az yaşadın çok yaşadın sonu ölüm .
Ama önemli olan o son yolculuğa çıkarken hazırlıklı olma ve güzel bir sonu arzu etmek …
son ana kadar sevgisini muhafaza etmek …
dinini muhafaza etmek.
güzel şey .
Hüsn-i  Hatime güzel şey vesselam ,
Hüsn-i  Hatime güzel şey .
ALLAH HEPİMİZE NASİP ETSİN .
TUL-İ EMEL SAHİBİ EYLEMESİN .
Amin dilek ve duasıyla .
sağlık ,sıhhat ,afİyet ve EN önemlisi imanla, Kur’an’la kalalım ..
SERAP UYSAL

CANIM ANAM VE SEVGİLİ BABAMDAN BİR HATIRA

Canım Anneciğim ve Sevgili Babacıgım.
Evliliklerinde yarım  yüzyılı çoktan  aşmış (60YIL DOLDU) 7 çocuk  ve bir çok torunu görme lütfuna ermiş iki aşık.
Hayatın bir  çok zorluklarını beraber göğüslemişler.Ancak babam anneme göre daha sabırsız. Her şey çabucak  olup bitsin uğraştırmasın hayat
beni anlayışında.
Anam ise sabırlı  ve mücadeleci kişiliği ile idolüm.
Hayatta çekmedikleri sıkıntı kalmamış dersem belki abartı olur da ..herkesin  var bir derdi.
Haaa annemde olan bir özellik ki babam da yok bu, ben size onun esprisini anlatayım simdi.
Anacağım iki lafının birisi “Of değil; ŞÜKÜR! “Bakınız kelamdaki güzelliğe: “Of degil:Şükür “.
Bunun değişik bir versiyonunu Sultan Abla’dan duymustum. O da :
“Of demem  Allah,çok şükür ALLAH “dermiş .
Bir ahbaplarının çocuğu  ,onu böyle devamlı bu  sözü söyler duyunca annesine:
-Anne! Sultan teyze  niye hep böyle söylüyor, diye sormuş. Hanım kardeşim  de gerekli izahı yapmıştır mutlaka.
Bu arada Sultan Abla ,Mustafa KAPCI hocamın  eşi.  Bize yakın olanlar bilirler.
Biz ,bizimkileri anlatmaya devam edelim.
Babamın  şikayetlerine de  alışığız.
İsterdi ki şöyle iki yakam biraraya gelsin de şöyle borçsuz harçsız bir kaç ay geçireyim şöyle bir nefes alayım.
Babam esnaf.Lokanta çalıştırır geçim derdinde .Bazen  kahve çalıştırırdı Yani ben mahallenin lokantacı  ve kahveci Ümit Amcasının kızıyım.
Canım babam
İki çilekeş hayat arkadaşı ,can yoldaşı…
Sevgili annem.
Evin büyük  kızı ,ikinci numarasıyım ben .Abimle beraber nelerine şahit olduk .Konudan konuya daldan dala atlıyorum ama hayat da böyle daldan dala atlayarak geçiyor.
İyi  gün  kötü  gün .. hepimiz için .
Anacağımdan bir söz deyiverem şimdi.
Benim aksan Ege’ye kaymaya başladı. Ee dünür  olursan böyle oluyor .heryerden bi şiy kapıyorsun .
Güzel  yurdum .Güzel  insanlar…
“Kara gün kararıp kalmaz “der anam  hep.
Çocukluğumuzdan kalan hatıralarda hatırlıyorum kahvaltıda zeytini zor bulur ve üstelik tek lokmada değil iki üç ısırmada yerdik.Üstelik bazen onu bile alacak paramız olmazdı. Ekmeği çaya batırıp katıksız yemek de hiç hoşuma gitmezdi.
7 cocuk yetistirmek…
Okutmak…
Yurt yuva sahibi etmek kolay mı?
Şimdi şükür halimize binlerce.
Yine  bir gün babacığım öyle  zor duruma gelmiş ki bunalmış  artık .
Şikayetleniyor,kızıyor. İki ucunu biraraya getirmekte zorlandığı hayat şartlarında anacığım hep dik durmuş.
Tedarikli kadındır hem.
Eli verimkardır.
Üretir.
Kazanır.
Yardımı herkese nasip olur.
Parası bereketlidir .
Her zaman derim :”ALLAH SENİ CENNET HATUNU EYLESİN” diye
Güzel vasıflar bunlar..Allah ölene dek bu vasıfları muhafaza etmeyi ve güzel ahlakı hepimize nasip etsin .
Babacığım dedim ya bunalmış bir gün ..şikyetleniyor yine ..ee haklı .ömrü boyunca ik yakasını bir araraya getirmeye uğraştı vergi zamanı gelmiş yine şöyle kenarda bir para yok ki çıkartıp tık diye ödesin …
-öf öf ..nasıl edecem ben şimdi ?diye söyleniyor .
Anneciğim de :
-ya biraz da şükret ,hep şikayet ediyorsun ,şükür halimize ..ELLERDE NELER VAR ,ÖDENİR GİDER ,DİYOR .
Tabii ki  anneciğim yine ,bir bir biriktirdiği elinin emeği ,gözünün nuru ile kazandığı paralar ve babamın ev masrafı için verdiği harçlıkları israf etmez koyardı bir kenara …(annem usta bir terzi idi ki gelinlik dahi dikerdi .Sadece terzilik değil her türlü elişi yapıp sattığına, elinin emeği ,gözünün nuru ile helalinden kazanıp eşine destek olmaktı çabası)
-BABACIĞIM ,,ah babacığım!baba sevgisi görememiş ,baba sıcaklığını hiç duyamamış babacığım …
“öfkeyle kalkıp kapıya yönelirkenki o sinirli ruh haliyle”ŞÜKÜR ,ŞÜKÜR ,ŞÜKÜR!”deyişi bizim ailede replik oldu .
her kim ki şikayetlenirse o “şükür ,şükür ,şükür “kelimeleri yada gelir ve o olay yeniden hatırlanır,yeniden anlatılır ilk günkü heyecanıyla ve hep beraber gülünür ..
Netice !
Babam o sıkıntıyı nasıl atlattı ?
Tabiidir ki tedarikli hatunu, kadın anam destek verdi …
Hepimizin her dem şükretmeye ve tökezlediğimizde de bizi elimizden tutacak bir eşe ihtiyacımız yok mu ?
Ölene kadar var …ALLAH HİÇ KİMSEYİ GARİP BIRAKMASIN .
AMİN .
VE BİR DUA İLE YİNELEYELİM AMİNLERİMİZİ .
“RABBENAĞFİRLİİ VELİVALİDEYYE VELİL MÜ’MİNİNE YEVME YE KUMUL HİSAB .”
VE YİNE DERİM Kİ :
“ALLAH’IM !ANNEMİZ VE BABAMIZ BİZİ KÜÇÜKKEN NASIL SEVGİ VE ŞEFKATLE BÜYÜTTÜ İSE SEN DE ONLARA  ACI VE MERHAMET ET .
EY MERHMAETLİLERİN EN MERHAMETLİSİ OLAN YÜCE RABBİMİZ!”
AMİN ..
YAZAN :SERAPUYSAL

HÜSN-Ü HATİME İSTER MİYDİNİZ?

Mumine abla  bizim Kur’an  kursuna gelen  öğrencilerimizdendi aynı zamanda  çok  yakın  olmasa da komşularımızdan.

Anne ve babası  değişik  rahatsızlıklara   muzdarip olduklarından uzun yıllar kardeşleriyle  beraber  baktılar  onlara.

Anneleri Alzheimer hastasıydı.

Babası  ise uzun yıllar çeşitli hastalıklarla boğuştuktan  sonda  Hakk’ın rahmetine kavuştu  .

Anne ,eşini çok zaman unutuyor, hatırladığında “babanız nerde “diye soruyormuş.

Önceleri söylememişler, geçiştirmişler .

Sonra söyleseler  de anne bunu ya idrak  edememiş yahut da kadere rıza göstermiş..veyahut da ölümü idrak edememiş.

Ama zaman zaman soruyormuş  yine …

Teyze , Mü’mine Abla’ya geldiğinde  hem ziyaret edip elini öpelim hem de taziye dileyelim dedik.

Diğer  öğrencilerimizle beraber kalktık gittik.

Teyze ,tabiri caizse “Şeker Nine .”

Tabii ki ona taziye dilemedik idrak edemediğinden..

Amma çok  güzel  sohbetler ettik.

Bize hayatını anlattı .

Teyze ilkokulu birincilikle  bitirmiş. Ama babası onu okutmamış.

İlkokulda iken ezberlediği “Atatürk  ve 23 Nisan şiirlerini okudu bize.

Daha sonra Mü ‘mine Abla:

-“Hadi anne, bi de Kur’an oku” deyince ezbere bildiği tüm  sureleri okudu.

Ki , tecvid üzre ve çok güzel  ezberlemiş,unutmamış .

Dinlediğimde  bir hoca  olarak hayretler iç inde kaldım .

O kadar ki:Rabbimiz öğretecek

Ve o unutmayacak “diye düşündüm.

Hayretimin sebebi, namazı  kılamayacak kadar  bilinç  gitmiş. Eşinin  ölümünü idrak edemiyor. Çocuklarını tanıyamıyor ,ama yine de uzun yıllar önce öğrendiği Kur’an’ ı  unutmamış ,aklına  geldiğinde abdestli, abdestsiz namaz kılıyormuş dediklerine göre .

Elleri dikkatimi çekti  daha sonra  .

Devamlı tesbih çeker gibi parmakları  hareket halinde.

Ve Mü’mine Abla dedi ki:

“-Hocam.. Annem uyurken  bile böyle  parmaklarıyla tesbih çeker,    zikir eder.”

Sonraki zamanlarda teyze daha ne kadar yaşadı hatırlayamıyorum  ama ,teyze vefat ettikten sonra

Mü’mine Abla’ya taziyeye gittiğimizde öyle  bir andık  ki teyzeyi.

Parmaklarıyla ölünceye  kadar  tesbih  çekmiş

Hani Peygamberimiz ( sav) buyurmuştu ya :

“Nasıl  yaşarsınız öyle  ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz .”

Teyze herhalde kabirde de tesbihe devam ediyordur.

Bu ihlas onu “Cennet Hatunu  ” eylesin inşaallah.

İşte sevgili dostlar …

Dünyadan böyle  bir kul gelmiş  geçmiş..

Bir varmış ,bir yokmuş misali..

Ama önemli olan hayırla yadedilmek ve güzel hatırlanmak ..

“Baki kalan kubbede bir hoş sada “gibi..

Rabbim hepimize Hüsn- i Hatimeler nasip etsin..

AMİN .

YAZAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

 

 

ZENGİN VE HAYIRSEVMEZ TEMEL

Temel  son derece zengin  bir iş adamı..
Bir  gün bir hayır  kurumunun elemanları, Temel’in zengin bir iş adamı olduğunu  ve o ana kadar da hiç bir hayır kurumuna bağış yapmadığını öğrenir ve ümitle kurumlarına bağış  yapmasını  istemek  için Temel’in ofisine giderler  .
Ve Temel’e :
“-Efendim, sizin  zengin bir  iş adamı olduğunuzu öğrendik.
Kurumumuz için bağış yapmanızı talep için geldik. “derler.
Temel ,masasında şöyle  bir geriye doğru yaslanır .

Kısa bir süre gelen adamların yüzüne bakar ve….
Sonra öne  doğru eğilerek ellerini kavuşturur..gözlerini  adamların  gözlerine dikerek:
-Siz benim dul bir kızkardeşim olduğunu ve üç  çocuğuyla kocasını kaybedince geçim  sıkıntısı  yaşadığını biliyor musunuz

Deyince adamlar şaşkınlık  içinde:
-Yooo!.
Ve  mahcubiyetle:
-Çok üzüldük efendim, geçmiş  olsun demişler.
Temel tekrar söze başlamış:
-Siz benim  özürlü  bir kardeşim olduğunu ve onun da yardıma muhtaç  olduğunu biliyor musunuz deyince, adamların şaşkınlığı bir kat daha artmış:
-Hayır  efendim diyen adamlar yine üzüntülerini dile getirmişler.
Temel ,ardarda bombalarını patlatmaya devam  etmiş  ve :
–  Peki siz anne ve babamın  yaşlı ve hasta olduklarını biliyor musunuz?
Adamlar  donmuş  bir vaziyette hayretle:
-Çok geçmiş  olsun  efendim ,demişler…
İşiniz   gerçekten  çok  zormuş! Deyince Temel kısa  ve net buna da cevap  verivermiş!
– Peki  .Ben onlara  zırnık bile koklatmazken size  niye yardım  edeyim ki?!

SUNAN :SERAP UYSAL

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ
Bugünlerde acayip bir şekilde “TEKASÜR SURESİ”ne kafayı taktım. Niye TEKASÜR SURESİ? Senelerdir ekranlardan, gazetelerden siyasilerin, cemaatlerin, gazetelerin çekişmesi hep bir güç gösterisine dönüştüğü için, bu insanların birbirini adeta yok etmek istercesine hareket etmeleri…
Bir vatandaş olarak bu durumdan rahatsızlık duyuyorum. Türkiye’mizi bir gemi gibi farz etsek, bu geminin içinde hepimiz varız. Battığı anda kimler kurtulabilir: meçhul. Belki de hepimiz. Fakat öylesine bir güç yarışı yaşanıyor ki, her gün haberler başladığında bugün bakalım, kim kime ne demiş, kim kimi yemiş kabilinden. Ve midemize kramplar giriyor. Tabii Aynı haberi tekrar tekrar diğer kanallardan dinlemek zorunda kaldığınızda ise sinirlerin ne hale geldiğini düşünün.(malum kumanda beylerde)
Dedim ya elbirliği edilecek yerde birinin ak dediğine diğerinin kara demesi kesinlikle muhtemel bu şahıs ve gruplar akla ister istemez Tekasür Suresini getiriyor. Açıp bir daha okuyayım dedim. Değişik tefsirlerden baktım. En son DİYANET’in çıkardığı yeni sayılabilecek bir tefsir olan hepinizin bildiği “ KUR’AN YOLU, TÜRKÇE MEAL VE TEFSİRİ” çağdaş yorumuyla paylaşmaya değer göründü. Tekasür suresine ait bölümü aynen okuyucularımızla paylaşmak istedim. Okuyalım:
NÜZULÜ: Mushafta 102,iniş sırasına göre 16.sure. Kevser suresinden sonra, Maun suresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır.
ADI: Sure adını birinci ayette geçen ve “çokluk yarışı, çoklukla övünme”anlamlarına gelen “tekasür”kelimesinden almıştır.”Elhaküm” ve “Makbure”isimleriyle de anılmaktadır.
KONUSU: Surede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve ahiret hallerinden söz edilmektedir.
MEALİ: RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA:
1-Çoğalma yarışına kendinizİ öylesine kaptırdınız ki;
2-Sonunda(kimin yakını daha çok diye)kabirlere bile gittiniz.
3-Hayır! Yakında bileceksiniz.
4-Hayır, hayır! Elbette yakında bileceksiniz.
5-Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız!
6-Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz!
7-Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan –beyan göreceksiniz.
8-nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.
TEFSİRİ:
1-5.ayetler: “Çoğaltma yarışı”diye çevirdiğimiz 1. ayetteki “tekasür”kelimesi, bu sure bağlamında özellikle “yüksek bir amaç gütmeden, neden, niçin demeden mal, evlat, yardımcı, hizmetçi gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri, büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, manevi ve ahlaki sorumluluğu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak”anlamına gelmektedir. Bu tutku bireysel olabileceği gibi toplumsal da olabilir. Ayette “tekasür”kavramı cahiliye toplumunun zihniyet yapısını tanıtmakla birlikte, evrensel bir mesaj da içermekte, genel bir tespit ve dolayısıyla uyarı anlamı da taşımaktadır.
Nitekim birkaç asırdır özellikle “gelişmiş” denilen ülke ve toplumlarda hâkim zihniyet olan kapitalizmin esası da durmadan üretip, tüketmek tekrar üretmek, karı ve serveti sınırsıza çoğaltmaktır. İşte bu dünya görüşü ve onun doğurduğu uygulamalar da bu “çoğaltma yarışı”nın çağdaş örneğidir. Ancak insanlığın manevi ve ahlaki değerlerini, birikimlerini sistem dışı bırakan, hatta tahrip eden bu yarış, sonuçta ekonomik ve siyasi gücü, iletişim imkanların da kullanarak bireysel ilişkilerden, uluslar arası ilişkilere kadar uzanan bir haksızlık ve adaletsizlik düzeni doğurmakta ve nihayet dünyayı “global” bir mutsuzluk alanı haline getirmektedir.
İkinci ayetteki “mekabir”kelimesi, kabir anlamındaki “makbere”nin çoğuludur.”Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz”mealindeki cümleye müfessirler üç türlü mana vermişlerdir.
a-Mecazi anlamda, “Sonunda ölüp kabirlere girdiniz; bu tutku ve yarış ölünceye kadar sürüp gitti.”
b-Yine mecazi anlamda , “Kabirlerdeki ölülerle övündünüz.”
c-Lafzi anlamda, “Bizzat kabirlere gidip ölülerle övündünüz.”
Tefsirlerde anlatıldığına göre Cahiliye Arapları mal, evlat, akraba ve hizmetçilerinin çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususla övünürken yaşayanlarla yetinmeyip, kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de ispat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının kabirlerini göstererek onların dahi çokluğuyla övünürlerdi. Surenin iniş sebebi olarak bu tür rivayetler bulunmakla birlikte genel anlamda insan fıtratındaki mal, evlat ve taraftarların çokluğu ile övünme ve benzeri davranışlar eleştirilmekte, gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.
Üçüncü ve beşinci ayetlerin başındaki “hayır” anlamına gelen “kella” edatı ebedi olan ahiret hayatını orada verilecek hesabı ve bu hesap için hazırlık yapmayı unutup da fani olan ve ancak daha yüksek amaçlar için kullanıldığında bir değer ifade eden mal, mülk ve benzeri imkânları bilinçsizce çoğaltma yarışına girişip bunlarla övünmenin korkunç bir gaflet ve yanılgı olduğu gerçeğini vurgulamak maksadıyla üç defa tekrar edilmiştir.
Beşinci ayette “kesin bir bilgi” diye çevirdiğimiz “ilmel yakin”tamlaması sözlükte , “bir şeyi gerçek haliyle idrak etmek”anlamına gelen “ilim” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamına gelen “yakin”kelimelerinden oluşan bir terim olup “kesin olan akli ve nakli delillerin ifade ettiği bilgi”diye tarif edilmiştir.
6 -8.ayetler:”…gözünüzle ayan beyan göreceksiniz”diye çevirdiğimiz kısımdaki “aynel yakin “tamlaması sözlükte göz anlamına gelen “ayn” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamındaki “yakin”kelmelerinden oluşan bir terim olup gözlem yoluyla elde edilen ve doğruluğu apaçık olan bilgiyi ifade eder.(BK: Yusuf Şevki Yavuz, “Aynel yakin ,DİA,4,269).
Aynel yakin ile elde edilen bilginin, İlmel yakin ile elde edilen bilgiden daha üstün ve kesinlik derecesi daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.(ayrıca bk: Al-i İmran:18)
Yüce Allah, dünya hayatında mutlak gerçeği kabul edip de ahiret hayatı için hazırlık yapmayan, aksine fani şeylere aldanıp onlarla başkalarına karşı övünenlerin ahirette cehennem azabıyla cezalandırılacağını yemin ederek haber vermiştir.
Altıncı ayette , “Cehennemi mutlaka göreceksiniz .”ifadesinin mecazi bir görme şeklinde anlaşılmaması için yedinci ayette “Onu aynel yakin olarak gözünüzle ayan beyan göreceksiniz.”buyurulmuş; böylece hem tehdit pekiştirilmiş hem de cehennem olayının büyüklüğü ifade edilmiştir.(EBU HAYYAN: 8,508)
Sekizinci ayet ise, Allah’ın verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirmek üzere O’nun yolunda ve emrettiği şekilde değerlendirmeyip de onları başkasına karşı övünme ve kendini üstün görme aracı yapanların bu nimetlerden hesaba çekileceklerini, sonuçta cehennem azabıyla şiddetli bir şekilde cezalandırılacaklarını göstermektedir.
 
“Dört yüz kadar alime hizmet ettim. Dört bin hadis ezberledim. Sonra yalnız bir tanesini seçip onunla amel ettim. Kurtuluşumun bu hadise bağlı olduğunu anladım. O hadis-i şerif de şudur:
“Ey insan! Dünya için orada kalacağın kadar çalış. Ahiret için de orada kalacağın kadar çalış. Allah için, O’na ihtiyacın kadar çalış. Cehenneme dayanacağın kadar da günah işle.”
                                                                   İmam-ı Azam
KAYNAK: DİB YAYINLARI
KUR’AN YOLU TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR
PROF.HAYRETTİN KARAMAN
PROF.MUSTAFA ÇAĞIRICI
PROF.İBRAHİM KÂFİ DÖNMEZ
PROF.SADRETTİN GÜMÜŞ
ANLARA 2007
CİLT5,SH:677–680
HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL