HÜSN-Ü HATİME İSTER MİYDİNİZ?

Mumine abla  bizim Kur’an  kursuna gelen  öğrencilerimizdendi aynı zamanda  çok  yakın  olmasa da komşularımızdan.

Anne ve babası  değişik  rahatsızlıklara   muzdarip olduklarından uzun yıllar kardeşleriyle  beraber  baktılar  onlara.

Anneleri Alzheimer hastasıydı.

Babası  ise uzun yıllar çeşitli hastalıklarla boğuştuktan  sonda  Hakk’ın rahmetine kavuştu  .

Anne ,eşini çok zaman unutuyor, hatırladığında “babanız nerde “diye soruyormuş.

Önceleri söylememişler, geçiştirmişler .

Sonra söyleseler  de anne bunu ya idrak  edememiş yahut da kadere rıza göstermiş..veyahut da ölümü idrak edememiş.

Ama zaman zaman soruyormuş  yine …

Teyze , Mü’mine Abla’ya geldiğinde  hem ziyaret edip elini öpelim hem de taziye dileyelim dedik.

Diğer  öğrencilerimizle beraber kalktık gittik.

Teyze ,tabiri caizse “Şeker Nine .”

Tabii ki ona taziye dilemedik idrak edemediğinden..

Amma çok  güzel  sohbetler ettik.

Bize hayatını anlattı .

Teyze ilkokulu birincilikle  bitirmiş. Ama babası onu okutmamış.

İlkokulda iken ezberlediği “Atatürk  ve 23 Nisan şiirlerini okudu bize.

Daha sonra Mü ‘mine Abla:

-“Hadi anne, bi de Kur’an oku” deyince ezbere bildiği tüm  sureleri okudu.

Ki , tecvid üzre ve çok güzel  ezberlemiş,unutmamış .

Dinlediğimde  bir hoca  olarak hayretler iç inde kaldım .

O kadar ki:Rabbimiz öğretecek

Ve o unutmayacak “diye düşündüm.

Hayretimin sebebi, namazı  kılamayacak kadar  bilinç  gitmiş. Eşinin  ölümünü idrak edemiyor. Çocuklarını tanıyamıyor ,ama yine de uzun yıllar önce öğrendiği Kur’an’ ı  unutmamış ,aklına  geldiğinde abdestli, abdestsiz namaz kılıyormuş dediklerine göre .

Elleri dikkatimi çekti  daha sonra  .

Devamlı tesbih çeker gibi parmakları  hareket halinde.

Ve Mü’mine Abla dedi ki:

“-Hocam.. Annem uyurken  bile böyle  parmaklarıyla tesbih çeker,    zikir eder.”

Sonraki zamanlarda teyze daha ne kadar yaşadı hatırlayamıyorum  ama ,teyze vefat ettikten sonra

Mü’mine Abla’ya taziyeye gittiğimizde öyle  bir andık  ki teyzeyi.

Parmaklarıyla ölünceye  kadar  tesbih  çekmiş

Hani Peygamberimiz ( sav) buyurmuştu ya :

“Nasıl  yaşarsınız öyle  ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz .”

Teyze herhalde kabirde de tesbihe devam ediyordur.

Bu ihlas onu “Cennet Hatunu  ” eylesin inşaallah.

İşte sevgili dostlar …

Dünyadan böyle  bir kul gelmiş  geçmiş..

Bir varmış ,bir yokmuş misali..

Ama önemli olan hayırla yadedilmek ve güzel hatırlanmak ..

“Baki kalan kubbede bir hoş sada “gibi..

Rabbim hepimize Hüsn- i Hatimeler nasip etsin..

AMİN .

YAZAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

 

 

ZENGİN VE HAYIRSEVMEZ TEMEL

Temel  son derece zengin  bir iş adamı..
Bir  gün bir hayır  kurumunun elemanları, Temel’in zengin bir iş adamı olduğunu  ve o ana kadar da hiç bir hayır kurumuna bağış yapmadığını öğrenir ve ümitle kurumlarına bağış  yapmasını  istemek  için Temel’in ofisine giderler  .
Ve Temel’e :
“-Efendim, sizin  zengin bir  iş adamı olduğunuzu öğrendik.
Kurumumuz için bağış yapmanızı talep için geldik. “derler.
Temel ,masasında şöyle  bir geriye doğru yaslanır .

Kısa bir süre gelen adamların yüzüne bakar ve….
Sonra öne  doğru eğilerek ellerini kavuşturur..gözlerini  adamların  gözlerine dikerek:
-Siz benim dul bir kızkardeşim olduğunu ve üç  çocuğuyla kocasını kaybedince geçim  sıkıntısı  yaşadığını biliyor musunuz

Deyince adamlar şaşkınlık  içinde:
-Yooo!.
Ve  mahcubiyetle:
-Çok üzüldük efendim, geçmiş  olsun demişler.
Temel tekrar söze başlamış:
-Siz benim  özürlü  bir kardeşim olduğunu ve onun da yardıma muhtaç  olduğunu biliyor musunuz deyince, adamların şaşkınlığı bir kat daha artmış:
-Hayır  efendim diyen adamlar yine üzüntülerini dile getirmişler.
Temel ,ardarda bombalarını patlatmaya devam  etmiş  ve :
–  Peki siz anne ve babamın  yaşlı ve hasta olduklarını biliyor musunuz?
Adamlar  donmuş  bir vaziyette hayretle:
-Çok geçmiş  olsun  efendim ,demişler…
İşiniz   gerçekten  çok  zormuş! Deyince Temel kısa  ve net buna da cevap  verivermiş!
– Peki  .Ben onlara  zırnık bile koklatmazken size  niye yardım  edeyim ki?!

SUNAN :SERAP UYSAL

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ
Bugünlerde acayip bir şekilde “TEKASÜR SURESİ”ne kafayı taktım. Niye TEKASÜR SURESİ? Senelerdir ekranlardan, gazetelerden siyasilerin, cemaatlerin, gazetelerin çekişmesi hep bir güç gösterisine dönüştüğü için, bu insanların birbirini adeta yok etmek istercesine hareket etmeleri…
Bir vatandaş olarak bu durumdan rahatsızlık duyuyorum. Türkiye’mizi bir gemi gibi farz etsek, bu geminin içinde hepimiz varız. Battığı anda kimler kurtulabilir: meçhul. Belki de hepimiz. Fakat öylesine bir güç yarışı yaşanıyor ki, her gün haberler başladığında bugün bakalım, kim kime ne demiş, kim kimi yemiş kabilinden. Ve midemize kramplar giriyor. Tabii Aynı haberi tekrar tekrar diğer kanallardan dinlemek zorunda kaldığınızda ise sinirlerin ne hale geldiğini düşünün.(malum kumanda beylerde)
Dedim ya elbirliği edilecek yerde birinin ak dediğine diğerinin kara demesi kesinlikle muhtemel bu şahıs ve gruplar akla ister istemez Tekasür Suresini getiriyor. Açıp bir daha okuyayım dedim. Değişik tefsirlerden baktım. En son DİYANET’in çıkardığı yeni sayılabilecek bir tefsir olan hepinizin bildiği “ KUR’AN YOLU, TÜRKÇE MEAL VE TEFSİRİ” çağdaş yorumuyla paylaşmaya değer göründü. Tekasür suresine ait bölümü aynen okuyucularımızla paylaşmak istedim. Okuyalım:
NÜZULÜ: Mushafta 102,iniş sırasına göre 16.sure. Kevser suresinden sonra, Maun suresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır.
ADI: Sure adını birinci ayette geçen ve “çokluk yarışı, çoklukla övünme”anlamlarına gelen “tekasür”kelimesinden almıştır.”Elhaküm” ve “Makbure”isimleriyle de anılmaktadır.
KONUSU: Surede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve ahiret hallerinden söz edilmektedir.
MEALİ: RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA:
1-Çoğalma yarışına kendinizİ öylesine kaptırdınız ki;
2-Sonunda(kimin yakını daha çok diye)kabirlere bile gittiniz.
3-Hayır! Yakında bileceksiniz.
4-Hayır, hayır! Elbette yakında bileceksiniz.
5-Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız!
6-Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz!
7-Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan –beyan göreceksiniz.
8-nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.
TEFSİRİ:
1-5.ayetler: “Çoğaltma yarışı”diye çevirdiğimiz 1. ayetteki “tekasür”kelimesi, bu sure bağlamında özellikle “yüksek bir amaç gütmeden, neden, niçin demeden mal, evlat, yardımcı, hizmetçi gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri, büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, manevi ve ahlaki sorumluluğu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak”anlamına gelmektedir. Bu tutku bireysel olabileceği gibi toplumsal da olabilir. Ayette “tekasür”kavramı cahiliye toplumunun zihniyet yapısını tanıtmakla birlikte, evrensel bir mesaj da içermekte, genel bir tespit ve dolayısıyla uyarı anlamı da taşımaktadır.
Nitekim birkaç asırdır özellikle “gelişmiş” denilen ülke ve toplumlarda hâkim zihniyet olan kapitalizmin esası da durmadan üretip, tüketmek tekrar üretmek, karı ve serveti sınırsıza çoğaltmaktır. İşte bu dünya görüşü ve onun doğurduğu uygulamalar da bu “çoğaltma yarışı”nın çağdaş örneğidir. Ancak insanlığın manevi ve ahlaki değerlerini, birikimlerini sistem dışı bırakan, hatta tahrip eden bu yarış, sonuçta ekonomik ve siyasi gücü, iletişim imkanların da kullanarak bireysel ilişkilerden, uluslar arası ilişkilere kadar uzanan bir haksızlık ve adaletsizlik düzeni doğurmakta ve nihayet dünyayı “global” bir mutsuzluk alanı haline getirmektedir.
İkinci ayetteki “mekabir”kelimesi, kabir anlamındaki “makbere”nin çoğuludur.”Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz”mealindeki cümleye müfessirler üç türlü mana vermişlerdir.
a-Mecazi anlamda, “Sonunda ölüp kabirlere girdiniz; bu tutku ve yarış ölünceye kadar sürüp gitti.”
b-Yine mecazi anlamda , “Kabirlerdeki ölülerle övündünüz.”
c-Lafzi anlamda, “Bizzat kabirlere gidip ölülerle övündünüz.”
Tefsirlerde anlatıldığına göre Cahiliye Arapları mal, evlat, akraba ve hizmetçilerinin çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususla övünürken yaşayanlarla yetinmeyip, kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de ispat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının kabirlerini göstererek onların dahi çokluğuyla övünürlerdi. Surenin iniş sebebi olarak bu tür rivayetler bulunmakla birlikte genel anlamda insan fıtratındaki mal, evlat ve taraftarların çokluğu ile övünme ve benzeri davranışlar eleştirilmekte, gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.
Üçüncü ve beşinci ayetlerin başındaki “hayır” anlamına gelen “kella” edatı ebedi olan ahiret hayatını orada verilecek hesabı ve bu hesap için hazırlık yapmayı unutup da fani olan ve ancak daha yüksek amaçlar için kullanıldığında bir değer ifade eden mal, mülk ve benzeri imkânları bilinçsizce çoğaltma yarışına girişip bunlarla övünmenin korkunç bir gaflet ve yanılgı olduğu gerçeğini vurgulamak maksadıyla üç defa tekrar edilmiştir.
Beşinci ayette “kesin bir bilgi” diye çevirdiğimiz “ilmel yakin”tamlaması sözlükte , “bir şeyi gerçek haliyle idrak etmek”anlamına gelen “ilim” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamına gelen “yakin”kelimelerinden oluşan bir terim olup “kesin olan akli ve nakli delillerin ifade ettiği bilgi”diye tarif edilmiştir.
6 -8.ayetler:”…gözünüzle ayan beyan göreceksiniz”diye çevirdiğimiz kısımdaki “aynel yakin “tamlaması sözlükte göz anlamına gelen “ayn” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamındaki “yakin”kelmelerinden oluşan bir terim olup gözlem yoluyla elde edilen ve doğruluğu apaçık olan bilgiyi ifade eder.(BK: Yusuf Şevki Yavuz, “Aynel yakin ,DİA,4,269).
Aynel yakin ile elde edilen bilginin, İlmel yakin ile elde edilen bilgiden daha üstün ve kesinlik derecesi daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.(ayrıca bk: Al-i İmran:18)
Yüce Allah, dünya hayatında mutlak gerçeği kabul edip de ahiret hayatı için hazırlık yapmayan, aksine fani şeylere aldanıp onlarla başkalarına karşı övünenlerin ahirette cehennem azabıyla cezalandırılacağını yemin ederek haber vermiştir.
Altıncı ayette , “Cehennemi mutlaka göreceksiniz .”ifadesinin mecazi bir görme şeklinde anlaşılmaması için yedinci ayette “Onu aynel yakin olarak gözünüzle ayan beyan göreceksiniz.”buyurulmuş; böylece hem tehdit pekiştirilmiş hem de cehennem olayının büyüklüğü ifade edilmiştir.(EBU HAYYAN: 8,508)
Sekizinci ayet ise, Allah’ın verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirmek üzere O’nun yolunda ve emrettiği şekilde değerlendirmeyip de onları başkasına karşı övünme ve kendini üstün görme aracı yapanların bu nimetlerden hesaba çekileceklerini, sonuçta cehennem azabıyla şiddetli bir şekilde cezalandırılacaklarını göstermektedir.
 
“Dört yüz kadar alime hizmet ettim. Dört bin hadis ezberledim. Sonra yalnız bir tanesini seçip onunla amel ettim. Kurtuluşumun bu hadise bağlı olduğunu anladım. O hadis-i şerif de şudur:
“Ey insan! Dünya için orada kalacağın kadar çalış. Ahiret için de orada kalacağın kadar çalış. Allah için, O’na ihtiyacın kadar çalış. Cehenneme dayanacağın kadar da günah işle.”
                                                                   İmam-ı Azam
KAYNAK: DİB YAYINLARI
KUR’AN YOLU TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR
PROF.HAYRETTİN KARAMAN
PROF.MUSTAFA ÇAĞIRICI
PROF.İBRAHİM KÂFİ DÖNMEZ
PROF.SADRETTİN GÜMÜŞ
ANLARA 2007
CİLT5,SH:677–680
HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

 

MANA YÜKLÜ GÜZEL SÖZLER

Bir kabza-i hak olur bu tenler.

Bilmem ki neye kibreder kibredenler.                                                           Şeyhülislam Yahya

                                     

Çok okuyan çok bilir ,yarını parlak olur.  

Okuyanın yarını alnı gibi ak olur.

   Medeniyet dediğin açmaksa bedeni,

Desene hayvanlar bizden daha   medeni.                                                             Mehmet Akif

   Yiyince hiç doyar mı girdiğiniz yer?

Dünyaya uyar mı girdiğiniz yer?

Ölümden öteyi anlat bize.

Dünyaya uyar mı gördüğünüz yer.   

Etme ar oku ,öğren ehlinden.

Herşeyin ilmi güzel cehlinden.   

  İbadet için geldik, hesap için döneceğiz.

Dünyada misafiriz dirilmek için öleceğiz.                                             

  Evini temiz tut ansızın misafir gelir

HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

Anne istemiyordum ne tacı ,ne sarayı! Anne karnında ,fazla yaramazlık mı ettim?CAHİT SITKI TARANCI’DAN BİR ŞİİR

ANNE NE YAPTIN?
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Senden istemiyordum ne tacı ,ne sarayı;
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.
Bir kere doğurdunsa ,sonra niçin büyüttün?
Kundakta, beşikte de bir zahmetim mi vardı?
Koynundan niçin attın ,yavrunu bütün bütün?
Bilmiyor muydun ki o ,yalnızlıktan korkardı.
Sütünden tatlı mıdır ,anne sanki bu hayat?
Bana sorsana anne ,yaşamak bir hüner mi?
El aç ,yalvar gündüze,geceye boyun uzat
Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi?
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim!
Anne istemiyordum ne tacı ,ne sarayı!
Anne karnında ,fazla yaramazlık mı ettim?
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
                                                            Cahit Sıtkı Tarancı
 Bir insan niçin böyle düşünür ?
yaşamak niye zül gelir,ağır gelir?
hayatın tüm yükü niye omuzlarına binmiş gibi hisseder?
niye annesine kızar onu dünyaya getirdiği için .?
tüm bu duygular inancını kaybetmiş bir insanın portresi …
hiç bir şeyden zevk almayan adeta ölümü dileyen insan ..
inancını kaybetmeseydi böyle mi olurdu?
edebiyatımıza en güzel eserleri sunan bu şairimizin unutulmayacak o kadar şiiri var ki …
zevkle okuruz .
ama bir hüzün sarar bizi okuduğumuzda .
35 yaş şiiri unutulmazlar arasında başı çeker .
ölüm korkusu ,yalnızlık …
o yazar ,biz okur hüzünleniriz .
hele de yaş 35 ,yolun yarısı eder deyip de genç denecek yaşta vefat ettiğini öğrenince yazık olmuş diyesiniz gelir .
edebiyatımızın en güzel eserlerini verenlerin kısacık ömürlerine ne çok eser sığdırdığını görünce ise takdir etmekten kendinizi alamazsınız .
bize bu eserleri bıraktıkları için ,gönül dünyamıza hüzün salsalar da biz onları rahmetle anıyoruz .
yazan :serap uysal

DİNLE,ANLA,DEĞER VER:SEVGİNİ ANLAT!

YÜREKLE YÖNETİM
Y  alnızca duy ve anla beni
Ü  zerime gelme kabul etmesen de fikrimi.
R  eddetme sahip olduğum değeri.
E  n sevgi dolu niyetlerimi unutma.
K  esin bir dille sevgini anlat bana.
                                   emily dickinson
şu bir kaç satır neler düşündürdü bana ..
Konuşulanı dinlemek yok ,
anlamaya çalışmak yok.
değer vermek yok .
fikir ayrılığı ve zıtlaşma gırla gitsin .
karşındaki iyi niyetli olsa ne yazar.
bu durumda onu sevdiğini iddia edebilir misin ?
eğer ki seviyorsan dinle.
sonra anla .
sonra değer ver .
o konuşurken gözlerini kaçırma .
dik gözlerini gözlerine anlamaya çalış .
ne diyor bu de!
fikrin ve zikrin farklı da olsa aynı masada otur ,konuş ,anlaş ,karşılıklı çayınızı yudumlayın .
iyi niyetli olun .
bundan ala sevgi mi olur  o zaman !
seni seviyorum demene gerek kalmaz .
seni seviyorum deyip lafta kalan sevgiler var ya !
işte onların hiç bir değeri yok !
ispatı burada işte .
yukardaki mısralarda .
oku ,anla ,anlat!
**
yazan :serap uysal

KİM ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ YEMEKTEN HOŞLANIR Kİ ?

Dedikoducu bir kadını anlatırlar…

İşi gücü dedikodu imiş.

Avare ya..

Boş boş durana kadar dedikodu ile zevklenirmiş.

Ne var ki dünya ölümlü.

Yaşı başı biraz ilerleyince korkmaya ,vicdan azabı duymaya başlamış.

Bu günah yükünden kurtulmak ve tövbe etmek için bir alime danışmayı düşünmüş.

Bu huyumdan ve günahlarımdan nasıl kurtulurum diye …

Öyle ya …Yaptığı dedikodulardan dolayı nice canlar yanmış ,ocaklar kararmış .

Birbirine nefretle dolan eşler ,kardeşler ,anne ve evlatlar ve komşular .

Hep  gözünün önüne geliyormuş bu yaptıkları .

Uyuyamıyor ,huzursuzluğu gün geçtikçe artıyormuş .

Uyuyabilse bu defa rüyalarında rahat bırakmıyorlarmış .

Halk tarafından çok sevilen ,güvenilen ,insanları doğru yola sevketmekten başka gayesi olmayan bir alim zat ,verdiği misallerle insanlara doğru yolu gösteriyormuş .

Kadın oturmuş önüne bu Allah dostu alim  zata, durumunu hiç saklamadan anlatmış .

Kendisinin yaptığı bu hatalı davranışların başlangıç ve neticelerini ,sebeb ve sonuçlarını ,ortaya çıkan vahim durumların kendisinde uyandırdığı vicdan azabını ve huzursuzluğun boyutlarını anlatmış bir bir .

Ve bunları nasıl telafi etmesi gerektiğini ,nasıl tövbe edeceğini sormuş .

Bir cümlelik bir cevap almış sadece .

Ve sevincinden uçmuş adeta .

-Bir tavuk kes ve tüylerini köyü gezerek yol ,temizle ve gel .

Bu ne kadar kolay bir şeymiş böyle demiş .

Evet .

Kolay değil mi gerçekten .

Günahlardan kurtulmanın yolu bir tavuk kesip tüylerini yolmaktan ibaret .ne güzel …

-Niye kendimi bu kadar harap ettim ki …

Bu kadar kendimi tükettiğime değer mi?

İşte hemen bir tavuk alayım, kurtulayım şu günahlarımdan deyip…

Almış tavuğu kesmiş anında ve köyü dolaşarak tavuğun tüm tüylerini yolup misler gibi temizlemiş .

-Hadi şimdi alim zatın yanına git ve durumu anlat ,demiş kendi kendine.

-Efendim ;dediğinizi yaptım .tavuğu kestim ,tüylerini tertemiz yoldum .işte tavuk !

Acı bir gülümseme ve tekrar bir cümlelik cevap :

-İyi aferin!

Şimdi de o tüyleri topla!

Deyince şafak atmış kadında .

Tüyleri yolarken ne kadar kolaylık ve ferahlık hissetti ise şimdi de tam tersi duygular beynini zonklatmış .

-Ama efendim !

Nasıl olur ?

O tüyleri daha yolarken hepsi uçtu ,gitti bir tarafa!

Alimin  gözlerindeki acı gülümseme daha da derinleşmiş ve kadına bakmış bakmış :

-Biliyormusun ?

Senin yaptığın dedikodular da işte aynen böyle!

Söylediğin sözler yerinde durmadı .

Dört bir yana dağıldı ,gitti .

Artık toparlamak imkanı kalmadı .

Şimdi yapacağın şey o insanlardan helallik dilemek .

Bir daha da bu yaptığın çirkin işlere geri dönmemek .

Helallik isterken de söylediğin sözleri ,yaptıklarını anlatacak ve öyle helallik alacaksın .

Sadece hakkını helal et demekle olmaz bu iş .

Dedikodu yaptığın kişilere bunların bir dedikodu olduğunu söyleyecek ve bundan pişman olup hata yaptığını anladığını söyleyeceksin .”

*

Şimdi düşünelim :

Ağızdan çıkan söz ok gibi ,kurşun gibi .

Çıktı mı geri dönüşü yok !

Dilini tutmak mı daha kolay ,

Yaptıklarını ,söylediklerini bir bir anlatıp helallik almak ,dedikodu yaptığı kimselere bunun bir dedikodu olduğunu söylemek mi?

ALLAH KUR’AN’DA  NE BUYURDU :

VAY HALİMİZE DEMEDEN TÖVBE ETMEYİ NASİP EYLE ALLAH’IM !
DİLİMİZİ ,GIYBETTEN ,YALANDAN ,İFTİRADAN ,
KALBİMİZİ HASETTEN ,KİNDEN ,KÖTÜ AHLAKTAN HIFZEYLE ALLAH’IM!
YÜZÜMÜZÜ GÜZEL YARATTIĞIN GİBİ AHLAKIMIZI DA GÜZELLEŞTİR ALLAH’IM!
AMİN
YAZAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

 

HELALLEŞMEK İÇİN ,SADECE HAKKINI HELAL ET DEMEK YETER Mİ?

AFİYET OLSUN (MU)
Eşim imam .
Bir gün camide ,erken gitmiş bayağı ,bir iki cemaatten kişi ile sohbet ediyorlarmış .
Cemaatten birisi demiş ki :
-Hoca ! senin evinde kilima var .elektrik parasını cemaate
ödetiyorsun .
Yak bakalım kilimayı ,verecen ALLAH’a hesabını …
Ah ,Allah’ın müneccim kulu ahh!
Yak bakalım ,biraz da bak da buradan yak!
Eşim demiş ki :
-Sen !
-Nerden biliyorsun ,benim evimdeki elektrik parasını millete ödettiğimi ?
Ben niye evimin elektrik parasını size ödeteyim ki ?
Meselenin artık ne kadar konuşulduğunu bilmiyorum ama eşim bu kadarını anlattıktan sonra şöyle devam etti:
-Bir başka gün camide vaz’ediyorum .
Dedikodu ve suizan üzerine idi konuşmam.
Bu huyların kötülüğünü ve yapılmışsa nasıl tövbe etmemiz gerektiğini anlatıyorum.
-Sadece hakkını helal et ,demek yetmez .
Söylediğiniz sözü anlatacak ve öyle helallik isteyeceksiniz .
Ve dedikodu yaptığınız kişilere ben bu adamın hakkına girdim ,söylediklerim sadece dedikodu idi diyeceksiniz .
Konu denk gelmiş ve daha önce kendisine evde kullandığımız elektriğin parasının millete ödettirildiğine dair ithamın kendisini pek üzdüğünü ,incittiğini de anlatmış .
Bu ithamın hem suizan ,hem de bunun apaçık bir iftira olduğunu söylemiş.
Ve bu konuda hakkını helal etmediğini de ilave etmiş .
Cemaatten birisi:
-Hocam ! o haltı ben de yedim ,deyince ağzımdan :
-Afiyet olsun ,sözü çıkıverdi ,diyor eşim .
Ama adam hiç kızmadı diyor ve devam ediyor anlatmaya :
-Hakkını helal et  hocam !
dedi o adam ,diyor eşim .
-Sana hakkımı helal etmem için kimlere bu konuda bir şey dedi ve dedikodumu yaptı isen ,gidip onlara diyeceksin ki ,ben Hasan Hoca’ya iftira ettim ,suizanda bulundum ,hata ettim .
Ki,seni affedebileyim .
-Yapamam ben bunu hocam !
-O halde ben de hakkımı sana helal edemem .afiyet olsun !
Ve diyor eşim …o adama zül geldi bunu yapmak .
Ve helalleşemeden öldü gitti .
Yapamaz mıydı ?
Yapabilirdi .
Nasıl mı ?
-Ya arkadaşlar !
Ben hoca hakkında böyle dedim ama ,bu doğru değilmiş ,ben yanılmışım ,zanda bulunmuşum .
İşte bu kadar, biterdi ve dünyadan göçüp giderken günah yükünü azaltırdı en azından .
Allah rahmet eylesin ama şunu da demem lazım ki ,o elektirk dedikodusu bizi gerçekten çok incitmişti .
Yazık !
yazan ve sunan :serap uysal

“İYİLİĞE KÖTÜLÜK ŞER KİŞİNİN KARI.”

“İNSANLIĞI ARADIM; BUNU DOĞRULUKTA GÖRDÜM. GÖNLÜM ULULUK İSTEDİ, BUNU KANAAT VE TEVAZUDA BULDUM.
ÖVÜNMEK İSTEDİM, BUNU HUYDA VE BENLİKTE KÜÇÜLMEKTE BULDUM.
GÖNLÜMÜN GANÎ OLMASINI ARADIM, BUNU TEVEKKÜLDE BULDUM.”
(VEYSEL KARÂNİ)

İMAM-I AZAMIN DÜŞMANINA TAVRI
İMAM-I AZAM EBU HANİFE’Yİ SEVMEYEN ADAMIN BİRİSİ, BİR GÜN İMAMA BİR TOKAT ATAR.
İMAM-I AZAM, KENDİNE HÂKİM BİR KİŞİLİĞE SAHİPTİ.
HİSSİYATINA HÂKİM OLARAK:
-SENİN BANA VURDUĞUN BU TOKADINA KARŞILIK MUKABELE EDİP SANA BU HAREKETİNİN CEZASINI VEREBİLİRDİM.
FAKAT VERMEYECEĞİM.
SENİ HALİFEYE ŞİKÂYET EDEBİLİRİM, FAKAT ETMEYECEĞİM.
BANA YAPTIĞIN BU KÖTÜLÜĞÜ DİLE GETİRİP CENAB-I HAKKA DA ŞİKÂYET EDEBİLİRİM.
FAKAT BUNU DA KATİYEN YAPMAYACAĞIM.
MAHŞER GÜNÜNDE SENDEN İNTİKAM ALMASINI BİZZAT CENAB-I HAK’TAN DİLEYEBİLİRİM.
FAKAT SENİ O DEHŞETLİ GÜNDE O’NA DA ŞİKÂYET ETMEYECEĞİM.
KIYAMET ŞU ANDA KOPSA VE BENİM SENDEN ŞİKÂYETİM İŞİTEBİLİRSE, DERHAL SÖZÜMÜ DEĞİŞTİRİR VE CENNETE SENSİZ GİRMEK İSTEMEDİĞİMİ SÖYLERİM.
SON DERECE RİKKATLE SÖYLENEN BU SÖZLER, ADAMI ADETA ERİTİR.
KENDİSİNİN NE KADAR HAŞİN VE İNSANLIKTAN UZAK OLDUĞUNU, İMAM’IN İSE NASIL OLGUN VE ÂLİCENAP BİR İNSAN OLDUĞUNU ANLAR VE İMAMIN ELLERİNE SARILIR, ÖZÜR DİLER, GÖZYAŞI DÖKER.
İMAM-I AZAM İSE AĞLAMASINA GEREK OLMADIĞINI VE KENDİSİNİ ÇOKTAN AFFETTİĞİNİ SÖYLER.

ATALAR NE DEMİŞLER,NE GÜZEL DEMİŞLER :

“İYİLİĞE İYİLİK HER KİŞİNİN KARI.
KÖTÜLÜĞE İYİLİK ER KİŞİNİN KARI.
İYİLİĞE KÖTÜLÜK ŞER KİŞİNİN KARI.”

BİR DE KENDİMİZE BAKALIM .
BİRİ BİZE BİR KÖTÜLÜK YAPTIĞINDA ,BİR SÖZ SÖYLEDİĞİNDE ,MUAMAELEMİZ NASIL OLUR ?
KENDİMİ DÜŞÜNÜYORUM DA İMAM-I AZAM GİBİ YAPABİLİR MİYİM?
BİLMİYORUM..
EVET DİYEMİYORUM ..
AMA ŞU VAR Kİ O OLGUNLUĞA ERİŞMEK İSTİYORUM ..

SERAP UYSAL