“KADIN VARDIR ÇERDEN ÇÖPTEN AŞ EDER , KADIN VARDIR PİŞMİŞ AŞI TAŞ EDER “

“KADIN VARDIR ÇERDEN ÇÖPTEN AŞ EDER ,

KADIN VARDIR PİŞMİŞ AŞI TAŞ EDER “DEMİŞLER…

DE;NİYE DEMİŞLER …

BUNUN ÖRNEĞİNİ AŞAĞIDA OKUYACAKSINIZ İNŞAALLAH …

BAZEN ANİDEN MİSAFİR GELDİĞİNDE BİZ HATUNLAR ŞAŞAKALIRIZ ,NE YAPSAM NE PİŞİRSEM DİYE ….

AMA, “MİSAFİR UMDUĞUNU DEĞİL DE BULDUĞUNU YER “DİYEN ATALARIMIZ SÖZÜ BAZEN KULAĞIMIZDAN UÇAR GİDER …

BAZI MAHARETLİ HATUNLAR DA HABERSİZ DE GELSE ,MİSAFİRİN BİR RAHMET ,BİR BEREKET OLDUĞUNU İDRAK EDER ,YEMEK YEDİRMENİN ,İKRAM ETMENİN DİNİMİZDEKİ ÖNEMİNİ KAVRAMIŞSA,BUNU BİR İBADET BİLİNCİ İLE YAPAR ..

HELE Kİ RAMAZAN’DA MİSAFİR GELDİĞİNDE ,HABERLİ VEYA HABERSİZ ,ŞAHSEN BEN YEMEK YETER Mİ ACABA DERKEN ,YEMEKLERİN NASIL BEREKETLENDİĞİNE ,EKMEKLERİN YETER Mİ Kİ DEYİP ,AZ BİRAZ FAZLA ALDIĞIMIZDA HİÇ ELLENMEMİŞ GİBİ ARTTIĞINA ŞAHİT OLMUŞUMDUR..

SADECE BEN Mİ ,HERKES BUNU SÖYLÜYOR ….YEMEK YETER Mİ Kİ DERKEN ARTAN YEMEKLERİ GÖRÜNCE HİÇ YENMEMİŞ GİBİ DİYENLERİ HEPİMİZ DUYMUŞUZDUR .

EEE …ATALAR YİNE DEMİŞ ,NE GÜZEL DEMİŞ …

“MİSAFİR ON KISMETLE GELİR ;BİRİNİ YER,DOKUZUNU BIRAKIR..”

BİR RAMAZAN HATIRASI

“Devlet dairelerinden birinde bir kalem müdürünün maiyetinde çalışan memurlar:

-“Bizim şefe bir akşam baskın yapalım, iftara gidelim” diye karar vermişler. İftar topuna beş dakika kala şefin evine varmışlar. Adamcağız şaşırmış, ama belli etmeyip “buyurun” demiş. Doğru hanımına koşmuş:

-“Hanım, bir misafir baskını var” demiş. Hanım:

-“Efendi üzülme. Top patlayınca: Adetimiz böyledir, evvela namaz kılarız de. Birinci rekatta Yasin suresini, ikincisinde Fetih suresini oku. Yalnız kapıyı aralık bırak, pilavın yağını koyunca sesinden anlar, namazı bitirir, misafirleri buyur edersin.” demiş.

Hakikaten maharetli hanımın dediği gibi yapılmış ve davetsiz misafirler yemeğe oturduklarında kendilerini doyuracak kadar yemeği görünce hayret etmişler.”

ŞİMDİ NERDE BÖYLE BİRİNCİ REKATTA YASİN, İKİNCİ REKATTA FETİH OKUYACAK ADAM ?

BÖYLESİ ELBET VARDIR …HELAL OLSUN ONLARA …

YA HATUN KİŞİ …

BÖYLESİ ELİ AYAĞI ÇABUK ,YEMEĞİ ,MİSAFİRİ YÜKSÜNMEYEN ,HABERSİZ MİSAFİR GELDİĞİNDE SURAT ETMEYEN HATUN KİŞİ DE AZ BULUNUR …

ONLAR KADINLARIN YÜZ AKIDIR .

ALLAH ONLARIN HUYUNU ,MAHARETİNİ BİZLERE DE İHSAN ETSİN …

HAYIRLI RAMAZANLAR DOSTLAR..

**

YİNE ESKİ BİR YAZI..

AMA HOŞ MESAJLAR ,GÜLÜMSETEN ,TAKDİR HİSSİ İLE İNSANI DONATAN ,GÜZEL MESAJ VEREN BİR YAZI .

İKRAMIMDIR .

BUYURUN BERABER ALALIM .

SERAP UYSAL

CEN.NET CAFE

HAYATIMIZIN ANTİVİRÜS PROĞRAMI=NAMAZ
Cami imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nufus müdürlüğüne gider.
Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakıninternet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim ‘fesuphânAllah’lar,estagfirullah’lar cektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:
                                      CEN.NET CAFE
Cafe işleten delıkanlıya:
– Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
– Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.
Abdullah hoca başlar beklemeye. Boylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.
Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır.
Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.
Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan cikamiyorlarsa, ayrı ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir ‘fesuphanAllah’
Bir ‘fesuphânAllah’ daha çeker ve:
– Ahir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine
Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur.
En azından bu da bir hürmet ifadesidir. ‘Aferin’ derken içinden, hayflanır, istemeden:
– Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.
Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
– Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
– Buyurun amca, ne soracaktınız?
– Sen Allah’i bilir misin?
Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği joleli saçları, her baktığında bir ‘fesuphanallah’ daha çektiği sakal şekliyle
bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.
Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
– Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?
Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
– Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah’ı, bana bir anlatır mısın?
Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
– Bu bilgisayar ile biliyorum amca.
– Bunlarla mı? Pek anlayamadım.
– Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah’ın varlığının en açık delillerinden biridir.
Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir.
Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını,
Mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana.
Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki:
‘Bu Alet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.’
Darwin bile ‘çüş lan deve’ der.
Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
– Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?
– Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor.
Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur;
Yani bir anlamda da farz-i muhal buranın tanrısı benim.
Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor.
Hemen yakalıyorum onları.
-Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle?
Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz?
-Paramız yok abi! Derlerse;
-Yok öyle yağma! deyip cezalandırıyorum.
Internet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum.
Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana?
Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı?
Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?
– Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah’ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?
-Ben Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.
– Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
– Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler.
Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka.
Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır.
Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.
Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti.
Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu.
Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi.
– Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
– Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.
– Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.
– Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca:
Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş.
Ben de gönlümde sadece O’na ve sevdiklerine yer vermeliyim,
O’nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım.
İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O’nu soylemeli, O’nu anlatmalıyım.
Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu
O’nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildigim bundan ibaret.|
– Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
– Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!
Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey|
Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse,
Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor.
Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de..
– Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: NAMAZ
– Eveeet amca, NAMAZ anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, gunde beş kere da bağlanırız
Böylece sürekli güncellenir.

ALINTIDIR…

SUNAN :SERAP UYSAL

 

TESETTÜRÜ BİR DE DÜNYANIN EN ÜNLÜ MÜNAZARACISI AHMET DEEDAT’TAN DİNLEYİN!

AHMET DEEDAT ,RAHMETLİ DÜNYANIN EN ÜNLÜ MÜSLÜMAN MÜNAZARACISI…
Hrıstiyanlar ve diğer diğer mensuplarıyla girdiği yüzlerce münazarada İSLAM’ı en güzel şekilde makul ve mantıklı anlatan bir şahsiyet .
Küçük yaşlardan itibaren Hristiyan papazların Güney Afrika’da yaşarken nasıl Müslümanları hor ve hakir gördüklerini ve onlara Hrıstıyanlığı empoze etmeye çalıştıklarını görmüş ve bu yoldan hareketle kendini yetiştirmiş .
 Hayatı mücadelelerle yokluk ve yoksullukla geçmesine rağmen büyük ilerleme kaydetmiş ve ömrünü bu yola vakfetmiş .
Kendi rahmet-i rahmana kavuşmuş lakin, ardında bıraktığı eserler halen onun mücadelesini yürütüyor .
Ve bu İslam’ı tebliğ mücadelesi hepimizin mücadelesi .
Türk ,Arap ,Zenci,Hindli demeden dünyanın her yerindeki rengi ve ırkı ne olursa olsun hepimizin tebliğ görevi aşikar …
Bizler de Deedat üstad gibi bu görevi yapmak durumundayız .
Allah ömrümüzü bu yolda vakfetmeyi nasip eylesin .
Deedat üstadın videolarının başına oturdum ve saatler süren uğraşlar neticesi videoları kaleme ,yazıya dökmeye uğraştım .
Daha faydalı olacağını ümit ettiğim için yazıya dökmeyi gerekli gördüm .
ONUN KONFERANS VE KONUŞMALARINI HRISTİYANLAR DA DAHİL HERKESE AÇIK OLDUĞU İÇİN ÇOK İNSAN İZLEMİŞ .
TIKLIM TIKLIM DOLAN konferans salonlarında Hrıstıyanların ,Budist ve h
Hinduların da sorduğu sorulara cevap veriyor Deedat .
Aşağıda kaleme döktüğüm yazıda bir Hrıstıyan kadın soruyor ve DEEDAT CEVAPLIYOR  .BUYURUN BERABER OKUYALIM :
“İslam’da kadınların  erkeklerden  saygı görmek  için başörtüsü  kullandıklarını  duydum.gördüğüme göre başörtüsü bir çeşit  baskıcılık.
Neden erkeklerin  zafiyetlerinden dolayı kadınlar kendilerini korumak zorundalar?
Ne giydiklerine bakılmadan da saygı göremezler  mi ?
Başörtüsünu  açıklayabilir misiniz?
Hz. Meryem’in başörtüsü  varmıy dı?”
DEEDAT CEVAPLIYOR:
-“Bayan!
Sizin kutsal kitabınız İncil’de Paul diyor ki:
-Kadınlar  başlarını  örtmeli
Ve  o başlarını  örtmeyen  kadınlar, kafalarını kazıtmalı”
Bu sizin kutsal kitabınızda  yazılı.
– Kadın  başını açarsa saçını kestirsin.Ama kadının  saçını kestirmesi ya da traş etmesi ayıpsa başını örtsün.
(1-Korintliler 11:6)
*
Kafasını açan kadının saçlarını kazıtın.
Bunu kutsal kitabınız söylüyor.
Kadınlar ayrıca  kilisede ağızlarını açamaz.b
Bu sizin kutsal kitabınızın söylediği  bir şey  ..
“Kadınlarınız kilisede sessiz dursunlar. Konuşmak onlara izinli değil  “
(1-Coronthians 14:34)
*
Ama sizin kiliseleriniz buna inanmıyor ve siz Hristiyanlar da buna inanmıyorsunuz.
Bu yüzden  bozulmaya ,yozlaşmaya neden oluyorsunuz.
Amerika’ da New York’ta, kadınlar  güvende   değiller.
Fransa ‘da bile değil.
Gündüz zaman zaman  ,sokak ortasında  bir kadın tecavüze uğruyor ve insanlar hiç bir şey yapmadan geçip  gidiyor.
O insanlar gecerken sadece bakıp:
-Onu bırakalım. Belki egleniyordur diyorlar.
**
Ben de diyorum ki ; bu bozulmanın  nedeni sizsiniz !
Katolik kiliselerinde rahibelerin nasıl giyindiklerini  biliyorsunuz.
Kimse onlara ikinci bir bakış  atmıyor. Eger İSA’nın annesi Meryem buraya gelseydi, kimse ona bir bakış atmazdı  ama benim  sevgili kardeşim.
Sahildeki o bikinili kadınlar kıyafetler ilgiyi çekiyor. Benim gibi yaşlı bir adamın  bile.
Sana dürüstçe söylüyorum.
Eğer oraya gidersem içim yanıyor olacak.
Gerçekten bu erkekliğn doğasında var. Tanrı  bizi böyle yaratmış.
Bu dünya hayatında bir erkeğin  en  çok ilgisini çeken  şey  kadınlar.
Bunu biliyor musunuz?
Kur’an diyor ki:
“Erkeklerin  göz  diktikleri  şey  kadınlar.!
Kadınlar!
İlk sey kadınlar!
Biliyor musun, benim 11 tane cocugum var.
Kendi  futbol takımımı kurabilirim .
Ve bu beni gururlandiriyor
Kendi takımım.
*
Kur’an da ilk bahsedilen kadınlar. Kadınlar bu dünya hayatında erkeklerin  ilgisini çeken en önemli şey.
Ve bunu benim batılı arkadaşlarıma kanıtlamaya gerek  yok.
Seni  de ikna  etmeme  gerek yok.
Ben  dedim ki:
“Biliyor musun benim ülkemde, benin şehrim Durban’da buna son vereceğiz tamam mı?
Durban şehrinde, kullanılmış kamyonlar satan bir şirket  var.
Ve kamyonun üzerindeki bu  reklamda bir kadın.
Bir bikinili kadın.
Ve bir başka  şirket var .t
Tarım aletleri satıyor.
Ve üzerinde bikinili kadın olan traktörler.
Ben de batılılara  sordum.
– O traktörün üzerinde duran kadının reklamla ne alakası  var.?
**
Erkekler haricinde  tabii.
Çünkü  kadın erkeklerin reklama bakmalarını sağlıyor.
Bundan baska BMW markalı bir araba var.
Duydunuz mu bilmem ?.
Mercedes’ten biraz daha iyi olduğu söyleniyor. Fakat ben onu almak istemedim.
Bir Wolksvagenim vardı  ve onunla 120 mil yaptım.
Ve onu baska bir Wolksvagenle değiştirmek  zorunda  kaldım.
Sonra bir  başkası. Sonra Bir başkası.
En  sonunda onları yapmayı durdurdular.
Ve” Golf” yapmaya başladılar.
Ben de onlardan birini almak zorunda kaldım.
Sonra bir tane daha.
Sonra bir tane daha.
Ama hala bir Bmw almak istemedim .
Yine de o gazetedeki reklama bakmak    zorunda kaldım.
Bir Bmw gördüm  .
Tanga denen deniz  kıyafetini giymiş bir kadin arabanın önünde oturuyor.
Ve kıyafetinin  üstünde:
“Onu simdi bir test sürüşüne çıkartın. ” diyor.
Soruyorum:
-Arabayı mı, yoksa kadını  mı  kastediyorsunuz?
Ve kıyafetinin üstünde:
“Onu test sürüşüne  çıkartın.!”
DEDİM Kİ:
– BAKIN !Bu kendinizi yönlendirdiğiniz yer.
Batılılar anneletini ,eşlerini ,kızlarını satıyorlar.
Onun karısı bir star!
Ve ekranda bir nevi tecavuze uğruyor!
Ve onlar bunu izliyorlar!
Annelerinizin,karılarınızın   kızlarınızın ekranda bu şekilde tecavuze uğramasını izlemeyi seviyor musunuz?
Bu sizi eğlendiriyor  mu?
Karın  bir star!
Bu nasıl  bir hastalık ?
Elhamdulillah ! bu hastalık biz müslümanlara daha ulaşmadı.
Ve biz bundan uzak durmaya çalışıyoruz.
Bunlar  sizin hayatınızdaki zevkleriniz!
Sizi zorlamaya hiç hakkımız  yok.
Ama  diyebiliriz ki
**
Ateşle oynuyorsunuz!
Ve bu dünyada, özellikle bundan sonraki dünyada bunu ödeyeceksiniz!
AHMET DEEDAT
EVET Sevgili kardeşlerim .Deedat yıllar önce bu hastalığın müslüman ülkelere sıçramadığını söylüyor .lakin şimdi hiç de öyle değil .maalesef şimdi tesettürün bile içi boşaltılmış ,teseettür demeye bin şahit ister vaziyette dolaşıyoruz .
peygamberimizinve KUR’AN’ın bize belirrtiği,anlattığı tesettür nerde ?
bu yazı bir nebze kendimizi siğaya çekip “SAHİ!TESETTÜR NEYDİ ?PEYGAMBERİMİZ TESETTÜRÜ NASIL ANLATMIŞTI ?”DEMEMİZE VESİLE OLUR İNŞAALLAH .
TESETTÜRÜN RUHUNA VARABİLMEMİZ DİLEK VE DUASIYLA SEVGİLİ KARDEŞLERİM !
ALLAH’A EMANET OLUNUZ..
YAZAN :SERAP UYSAL

SERAP HOCA’NIN HATIRA DEFTERİNDEN : 2

ÇOBAN İSTERSE ,TEKEDEN SÜT ÇKARIR:YETER Kİ İSTESİN!
Zamanımızda öğrencileri görenin öğrenci olası geliyor.
Kırtasiye malzemelerini ,oyuncaklarını görünce gerçekten insanın çocuk olası ve oyun oynayası geliyor ..
O kadar güzel materyaller var ki ;insan bu kadar imkan karşısında  ,bu öğrenciler nasıl ders çalışmaz ,nasıl okumaz ,nasıl sınıfta kalır diyesi geliyor ..
Yılmaz Abi’yi tanıtayım size .
Yılmaz Koçak abimiz, bizim çok değer verdiğimiz bir akrabamız ,aile büyüğümüz …
Çok sık görüşürüz ve her görüşmemizde sakin duruşu ama espirili anlatımı ile gayet hoşsohbet bir anlatıma sahiptir …
Kendisini sıkılmadan saatlerce dinleyebilirsiniz ….
Hayatın içinden öyle güzel şeyler anlatır ki…
Yine bir sohbet esnasında özellikle yazmamızı istediği bir anısını anlattı ki geçenlerde kaleme aldığım bu anıyı sizlerle paylaşmamı istediği için buraya aldım ….
Okula ilk başladığı günleri anlattı Yılmaz Abi ..
YAZIYA GİRİŞ BÖLÜMÜNDEN DE TAHMİN ETTİNİZ BELKİ ..
İlk defa okula gidişi ve yaşadığı anılar …..acı hatıralar ve günümüzle kıyası ….
Babası rahmetli Mehmet Koçak Amcamız (ben onu tanımadım ,evlendiğimizde çoktan rahmetli olmuştu )onu ilkokula yazdırdığında sıkıntılı zamanlar ..
Fakirlik tutmuş boynundan bir yandan ,bir yandan da herşey öyle kolay bulunuveren bir zaman değil …
Okula başalayacak ama ,önlük ,defter ,kalem kitap ,çanta ,silgi ?
Yok !
AMA ,”İNSAN İSTERSE TEKEDEN SÜT ÇIKARIR!”derler değil mi?
işte bu misalden yola çıkarak Mehmet amcamız rahmetli ,Türk insanının kıvrak zekası ile her bir şeye çözüm bulmuş ….
Çimento torbaları olurdu eskiden .
Kesekağıdı da yapılırdı bizim çocukluğumuzda hatırlıyorum .
İşte o çimento torbalarından bulmuş Mehmet Amcamız defter yapmak için .
Hatunu rahmetli Arzu Teyzemiz ,Mehmet Amca’nın bir güzel düzeltip ,çakısıyla defter boyunda kestiği çimento torbasından yapılmış kağıtları bir güzel defter şeklinde dikmiş …
**
Defter tamam.
Sıra çantada.
Rahmetli teyzemiz bir de bezden torba dikmiştir abimize .
Çanta niyetine .
Kalem ….kalem de yok ,satılan yer de yok, köy yerde diyor Yılmaz Abi.. ..
N’olacak şimdi ?
Mehmet Amcamız MUT’a indiğinde bezirgan dediğimiz ,kumaş satılan  dükkanlardan birinde ,dükkan sahibinin elinde bir kalem görür…bir kurşun kalem .
**
Diyor ki Yılmaz Abi:
“Babam hemen dükkana girdi… Ve adamın elindeki kalemi kaptı.
“-Bu kalem bana lazım “.
Adam kalemi vermek istemedi .
-“Ben bu kalemle veresiyeleri ,alacak ,vereceği yazıyorum ..veremem ben bu kalemi ..”
Babam çıktı dışarı …
Az sonra elinde bir tebeşir ve küçük bir tahta ile geldi
Ve dükkan sahibine tebeşirle tahtayı verdi ..
Yılmaz Abi devam ediyor anlatmaya:
“Dükkan sahibine tebeşirle tahtayı veren ..veren demeyek de eline zorla tutuşturan babam dedi ki:
-O kalem bize lazım …benim oğlum mektebe gidecek .
Ben de de kalem yok ,bulamadım n’ööriyim ?
Sen al bunları, veresiyeni bunlara yaz..
Babam, adamın kalemine el koydu ya;eve gelince bin tembihi birden yaptı..
-Dikkatli yaz .Kalemin ucunu kırma.
Açaçak zaman da ben açarım ,bana getir .
Sen bilemen açmasını ,kalemi ziyan etme ….
Tabii bilmeyenler vardır, o yüzden açıklayalım .
O zamanlar ,şimdi kalemtraş dediğimiz kalem açacağı yok ki .
Ya jiletle ya bıçakla açılıyor kalemin ucu.
Babam kalemi buldu ya ,en önemli kısım halledilmiş oldu …
Kalem ve defterim var artık .
Ama silgi de lazım .Bir de silgi buldu ve onu da ortadan delip kolye gibi boynuma astı kaybetmeyeyim diye.
Yılmaz Abimizin anlattığı okul anılarından aklımda kalanlar bunlar .
**
Bunları bana yazmamı özellikle söyledi ve sözlerine şöyle devam etti.
“-Biz böyle yokluk gününde okuduk.
Şimdi bakıyorum, öğrenciler hep kağıtları,defteri ,kalemi herşeyi ziyan ediyor,israf ediyor.
Yazın bunları da, bizim nasıl yoklukla okuduğumuzu görsün yeni nesil.
İçim acıyor cart cart yırtılan defter sayfalarını gördükçe .
Defterlerin bir sürü boş kalmış sayfaları varken ,atılan defterlere .
Biz eskiden kitaplarımızı da birbirimizle değiştirerek senelerce kullanırdık ….”
Ve bu minval üzere daha bir sürü şey anlattı ki Yılmaz Abim ,ben ancak bu kadarını yazabildim …
Şimdi düşünürsek Yılmaz Abi’nin anlattığı hatırada bize bir sürü mesaj var ..
Bizim için de, onun için de önemli olan zaten bu mesaJın okunması,anlaşılması ve hayata geçirilmesi .
Bu mesajları beraber okuyalım mı?
***
*İNSANLAR İSTERSE TEKEDEN SÜT ÇIKARIR MİSALİ İMKANSIZLIKLARI YENEBİLİRLER .
MAZERET YOK .
ÇÖZÜM HER ZAMAN VARDIR .
VE ÇÖZÜMÜ SEN ÜRETECEKSİN SEVGİLİ KARDEŞİM !
*İMKANSIZLIKLAR İÇERİSİNDE İNSANLAR OKUMAYI BECERİYOR DA ,NEDEN İNSANLAR RAHATLIK VE İMKANLAR İÇERİSİNDE YÜZERKEN HERHALDE RAHATLIK DEPİYOR DA OKUMUYORLAR .
O KADAR SÜPER ZEKAYA VE İMKANA RAĞMEN BICIRLAR NEDEN HAYATINI ZİYAN EDİYOR ?
*SEVGİLİ ANNE VE BABALARA MEHMET AMCA’NIN GAYRETİ ÖRNEK OLMALI DEĞİL Mİ?
*SICAK BİR EV ,SICACIK YEMEKLER ,RENGARENK DEFTERLER ,KALEMLER,HARİKA OKULLAR ,ÖĞRETMENLER, ÖZEL DERSLER ,TABLETLER ,BİLGİSAYARLAR HER BİR ŞEY VAR İKEN …
BİZİM SEVGİL YAVRULARIMIZ GEYİK YAPMAKTAN ,DERS ÇALIŞMAYA FIRSAT BULAMIYOR.
*VE İSRAF!EN ÖNEMLİ MESAJ BU ASLINDA …
BELKİ DE BAŞARISIZLIĞIMIZIN YEGANE SEBEBİ İSRAF ..
NEYİN İSRAFI ?
HERŞEYİN …
AKLIN ,ZAMANIN ,BEYNİN ,ELİMİZDEKİ MATERYALLERİN ….HAYATIN İSRAFI …..
HALBUKİ NE BUYURMUŞTU RABBİMİZ:”İSRAF ETMEYİN !İSRAF EDENLER ŞEYTANLARIN KARDEŞLERİ OLMUŞLARDIR .”
İŞTE BU AYETTE GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ ŞEYTAN MUSALLAT OLUYOR İSRAF EDENLERE .
EĞER BİR ÖĞRENCİ VE BİR AİLE ,İSRAFTAN KAÇIYORSA BAŞARILI OLABİLİR …
ÇOCUĞUNA HER TÜRLÜ İMKANI İSRAF EDERCESİNE SUN !
SADECE MADDİ SUNUMLA ONDAN BAŞARI BEKLE!
BEN BU ÇOCUĞUN NESİNİ EKSİK BIRAKTIM DA OKUMUYOR BU ÇOCUK DEDİRTİYOR ALLAH İŞTE!
VE BU KADAR İSRAF KARŞISINDA ÇOCUK DA GÖRDÜĞÜNÜ YAPIYOR ,O DA İSRAF EDİYOR . .HEM DE HAYATINI İSRAF EDİYOR ..HAYATINI ZİYAN EDİYOR …
*
İMKANSIZLIKLAR İMKANA KAVUŞMANI EN KOLAY YOLU GALİBA .İMKANSIZLIKLAR İÇİNDE KALEMİNİN ,SİLGİSİNİN VE EN ÖNEMLİSİ DE ZAMANININ DEĞERİNİ BİLENLER İÇİN BAŞARI BİR HAKİKATTİR …
AKLIMA RAHMETLİ ADNAN KAHVECİ VE BİR HADİS-İ ŞERİF GELDİ …
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİ ÇOCUKLARA BAZEN KURU EKMEK VEREREK .YANİ SADECE EKMEK ,ÇOCUĞU YOKLUĞA ALIŞTIRMAYI VE NEFSİ TERBİYE ETMEYİ TAVSİYE EDİYOR ..
ADNAN KAHVECİ’YE GELİNCE :
RAHMETLİ :
“SADECE BAYRAMDAN BAYRAMA ET YİYEBİLİYORDUK .
ETİ SEVİYORDUM .
DAHA ÇOK ET YEMEK İÇİN, KÜÇÜK BİR ÇOCUKKEN OKUYUP ZENGİN OLACAĞIM.”DERMİŞ .
VE GÜN GELDİ BİLİYORSUNUZ MALİYE BAKANI OLDU …
ALLAH İSRAFTAN KAÇINMAYI ,BAŞARILARA İMZA ATMAYI VE DEĞER BİLMEYİ HEPİMİZE ÖZELLİKLE DE EVLATLARIMIZA NASİP ETSİN !
AMİN .
YAZAN :SERAP UYSAL

DÜŞÜNSENE :”ALLAH ,SENDEN RAZI OLMUŞ!”

             Memurların GICIK OLDUĞU ŞEYLER

BAŞINDA birikmiş işinin görülmesini bekleyen insanlar .

“Öffff bir nefes bile aldırmıyorlar insana .”

“Şu insanlar olmasa ne de güzel yapardım ben işimi !”

En sevdiği şeylerin başında, bugün git yarın gel felsefesi !

Çünkü yarın gelirlerse, o iş hemen hallolacak .kendi de yorulmayacak sanki?

Var mı kardeşim böyle bir mantık ?

Dinle sana bir nasihat edeyim, sevgili memur kardeşim!

“Gelen vatandaşı kendin say.

Yani kendi yerin koy .

Empati mi dersin, sempati mi ,

Diğergamlık mı dersin, ne dersen de ..

Ama önce bir düşün hele .

Sen razı olur musun böylesi bir davranışa ?

İşinin hemen görülmesini istersin değil mi ?

O halde sen de iş bitirici ol !

Uyuşuk davranma vatandaşın işini yaparken .!

İşini heyecanla yap .!

Vatandaşın işini hallettiğindeki vicdan huzuru ,gönül rahatlığı ve aldığın “Allah razı olsun .Sağolasın ,teşekkür ederim” dualarını sen duymasan bile deftere geçiyor melekler .

Akşam başını yastığına koyduğunda belki vücudun yorgun olacaktır ama ,bunu hissetmeyeceksin ve başın yastığa düştüğünde mışıl mışıl vicdan huzuru ile uyuyacaksın kardeşim .

Ve sabah olanda bir güzel dinç olarak kalkacak ,pazartesi günleri sendrom yaşamayacaksın !

İple çekeceksin işe gideceğin saatleri .

Memursan da ,öğretmensen de ,doktorsan da, bürokratsan da .

Hangi meslekten olursan ol .

Emeklerin asla zayi olmayacak .

Yemin billah ederim ki ,zayi olmayacak .

Çünkü demin de dedim, işi görülen yurdum insanı ,

Anadolu’mun çilekeş insanı ,işi görüldüğünde bin bir duayı birden edecek .

“Allah razı olsun “sözünden güzel bir söz daha var mı ki ?

“Allah gönlünün muradını versin sözünden güzel dua  mı olur .?

İnsanlar duası kabul olsun diye ne saçma sapan şeylere hurafelere başvuruyor ,bir de üstüne üstlük günaha giriyorlar .

Bu duayı almayı başarırsan düşünsene :

“Allah senden razı olmuş!”

Düşünsene :

“Allah gönlünün muradını vermiş .!”

Zor mu ,kolay mı böylesi bir hayat ?

Tercih senin aziz kardeşim .!

yazan :serap uysal

SERAP HOCANIN HATIRA DEFTERİNDEN

Kaynananın güncesi:

Din görevlisi olunca ,işiniz sadece
Kur’an öğretimi olmuyor
Öğrencilerimizin çoğunluğu hatunlar olunca, onların derdini dinlemek yeri geldiğinde bir psikiyatrist gibi ,psikolog gibi dert analığına soyunuyorsunuz ister istemez .
Tam ders ortasında bile, derdini anlatma ihtiyacı duyan insanlar gördüm .
Derdi ,içine sığmıyordu sanki ..
Yurt dışında da kısa bir süreliğine de olsa çalışmak nasip oldu .bu durum orda da aynıydı .
İnsanlar hocaları ,dert anası ,dert babası olarakgörüyorlar .
İlk gittiğimizde Ataşe ile görüşmemizde de bunu dile getirmişti Ataşemiz.

“-Yeri gelecek bu insanların derdini dinleyecek ,onlara bir psikolog gibi yaklaşaşacaksınız.” demişti .
Biz de zaten bunu yaptık yıllarca .
Evimizin telefonunu MÜFTÜLÜK sanarak arayanlar çok oluyordu.
 Okadar tuhaf şeyler soran ve sıkıntısını anlatan oluyordu ki Bazen çok uzun sürüyordu konuşmalar .Vatandaş yakaladı ya hocayı ,soruyor ,anlatıyor doyasıya .
Hiç unutmam ,birinde birisi aradı .elime telsiz aldım, oturdum artık ,yoruluyorum ayakta konuş konuş .
Konuşma hayli uzun sürdü.
Kızım ,o zamanlar ortaokul öğrencisi .sordu :
-Anne !Kimdi o konuştuğun ?
-Bir öğrencimin ablası annem .
-Tanıyor musun onu ?
-Yok,hiç görmedim .Kardeşi öğrencim ,hocamızı ara ,sıkıntını anlat ,yardımcı olur demiş .o da aramış .
-Derdi neymiş ?
-Bir Alevi oğlanla evlenmek istiyorlarmış .Ailesi müsaade etmiyormuş .Ne yapabileceğini sordu.
-Anne tanımıyorsun bu kadar konuştun .Bir de tanısaydın ne olurdu?
Bu konuşmanın üzerinden bir süre zaman geçti .Artık kızım lise öğrencisi .
Öğrenci tanıtım için bir anketvari bir liste vermişler ,bir sürü soru var .anne ,baba kardeşler ile ilgili özel sorular da var .

“En çok etkilendiğiniz kişi kim ?”diye de bir soru var ve nedeni de sorulmuş .
-“Annem “diye cevaplamış .
Nedenini de şöyle açıklamış .
“Kendini hiç ilgilendirmeyen kişilerin bile derdini dinler .Çözüm odaklıdır .”gibi bir şeyler yazmış .
Gerçi bu yüzden başıma ne çok dert ,sıkıntı geldi .herkesin derdini dinleyip ,bir çözüm bulmak gibi bir huy ..kurusun  bu huy   diyeceğim ama diyemem ki .
Bu da bir görev ,bu da dini bir vecibe .
Benim algım bu yönde.
İşte ,bu bağlamda hatıralar o kadar çok ki …
Aslında hayatın içinden dertler ve çözümü kitabımızdan .
 Çözümsüz bir şey yok ki ,”HAYATIMIZI KULLANMA KILAVUZUMUZ :KUR’AN'”da her türlü çözüm mevcut .
Şimdi bir kayınvalidenin serzenişi ,dertlenişi .
Yaşlı ,ilgi istiyor .teselli istiyor .
Eee, biz de ne yapak .Dinleyeceğiz ve teselli edeceğiz .
Biraz gülmece ile karışık beraber dinleyelim mi bu nineyi .
*****
“Gelinle oğlan alışverişte .
Ben niye evdeyim ?
Alışverişten geldiler,niye aldıklarını bana göstermiyorlar ?
Nerden aldılar ,
Kaça aldılar?
Niye aldılar?
İhtiyaç yoktu ki bunlara .
*
Ah şu gelin ,ah şu gelin !
Gider alışverişe de ,aldıklarını doğruuuu yatak odasına .
Niye göstermiyor bana aldıklarını ,
İndirimden mi aldın, bindirim den mi aldın ,niye söylemiyon niye ?
*
Hem kendine bissürü ,bissürü şeyler alıyon da bana bi mendili ,bi çorabı çok görüyon de mi ?
Pinti gelin ,cimri gelin .
Benim hiç mi bi şeye ihtiyacım yok ?
Başım kel mi benim a gelin ?”
SERAP HOCA’NIN YORUMU :
-“A benim güzel teyzem !
Torunlarının ninesi ,
Oğluşunun anası,
Gelinin kaynanası ,özanası olmasa da anası ,
Niye unutuverin ki?
Onlar genç .
Artk gençler stres atmak için alışveriş yapıyor .
Ama şu da var ki anacığım,ihtiyaçlarını alıveriyorlar .
İnan ki çocuklarımız ,evlatlarımız okudular adam oldular ,evlendiler ,yurt yuva sahibi oldular .
Elbette ,kazanacaklar ve kazandıklarını harcayacaklar .
Bizler de onlarla iftihar etmeyi hakediyoruz .
Güzel güzel yaşamayı hak etmiyor mu çocuklarımız ?
Niye kafana takıyorsun ki bunları .
Ya ALLAH BİZE BU GÜNLERİ GÖSTERMESEYDİ ?
Ya çocuklarımızı kaybetseydik .
Çocuklarımızın sevinci ,gülümsemesi bize de neşe versin .
Halimize bin şükür edip onların daha çok mutlu olması için biz de elimizden geleni yapalım ki ,biz de mutlu olalım .Onlar da mutlu olsunlar .
Evlatlarımız bize ,biz onlara imtihan olmayalım .
De mi benim güzel teyzem !
TEYZENİN YÜZ İFADESİ:??????????????????!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
BAŞKALARININ DERDİ DE SIRADA.
HATIRA DEFTERİMİZDEN,BELLEĞİMİZDEN AKTARIP ,HEM GÜLÜP HEM ANLATACAĞIZ .HAYATIN İÇİNDEN DERTLERE ÇÖZÜM NASILMIŞ ?
YAZAN :SERAP UYSAL
***

KUL HAKKINA GİRENLER NASIL HELALLEŞMELİ

AFİYET OLSUN (MU)
Eşim imam .
Bir gün camide ,erken gitmiş bayağı ..
Cemaatten bir iki  kişi ile sohbet ediyorlarmış .
Cemaatten birisi demiş ki :
-Hoca ! senin evinde kilima var .
Elektrik parasını cemaate ödetiyorsun .
Yak bakalım kilimayı ,verecen ALLAH’a hesabını …
Ah ,ALllah’ın müneccim kulu ahh!
Yak bakalım ,biraz da bak da, buradan yak!
Eşim demiş ki :
-Sen !nerden biliyorsun ,benim evimdeki elektrik parasını millete ödettiğimi ?
Ben niye evimin elektrik parasını size ödeteyim ki ?
Meselenin artık ne kadar konuşulduğunu bilmiyorum ama eşim, bu kadarını anlattıktan sonra şöyle devam etti:
-Bir başka gün camide vaz’ediyorum .Dedikodu ve suizan üzerine idi konuşmam.
Bu huyların kötülüğünü ve yapılmışsa nasıl tövbe etmemiz gerektiğini anlatıyorum.
-Sadece hakkını helal et ,demek yetmez .söylediğiniz sözü anlatacak ve öyle helallik isteyeceksiniz .
Ve dedikodu yaptığınız kişilere, ben bu adamın hakkına girdim ,söylediklerim sadece dedikodu idi diyeceksiniz .
Konu denk gelmiş ve daha önce kendisine evde kullandığımız elektriğin parasının millete ödettirildiğine dair ithamın kendisini pek üzdüğünü ,incittiğini de anlatmış .
Bu ithamın hem suizan ,hem de bunun apaçık bir iftira olduğunu söylemiş.
Ve bu konuda hakkını helal etmediğini de ilave etmiş .
Cemaatten birisi:
-Hocam ! o haltı ben de yedim ,deyince ağzımdan :
-Afiyet olsun ,sözü çıkıverdi ,diyor eşim .
Ama adam hiç kızmadı diyor ve devam ediyor anlatmaya :
-Hakkını helal et  hocam !
dedi o adam ,diyor eşim .
-Sana hakkımı helal etmem için ,kimlere bu konuda bir şey dedi ve dedikodumu yaptı isen ,gidip onlara diyeceksin ki ,ben Hasan Hoca’ya iftira ettim ,suizanda bulundum ,hata ettim .
Ki ,seni affedebileyim .
-Yapamam ben bunu hocam !
-O halde ben de hakkımı sana helal edemem .
Afiyet olsun !
Ve diyor eşim …o adama zül geldi bunu yapmak .
Ve helalleşemeden öldü gitti .
Yapamaz mıydı ?
Yapabilirdi .
Nasıl mı ?
-Ya arkadaşlar! 
Ben hoca hakkında böyle dedim ama ,bu doğru değilmiş ,ben yanlımışım ,zanda bulunmuşum .
İşte bu kadar, biterdi ve dünyadan göçüp giderken günah yükünü azaltırdı en azından .
Allah rahmet eylesin ama şunu da demem lazım ki ,o elektirk dedikodusu bizi gerçekten çok incitmişti .
Yazık !
SERAP UYSAL

BİR MEKTUBUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

ABRAHAM LİNCOLN’UN OĞLUNUN ÖĞRETMENİNE YAZDIĞI MEKTUP
Öğrenmesi gerekli biliyorum;  tüm insanların  dürüst ve adil olmadığını.Fakat şunu da öğret ona:”Her  alçağa karşı  bir kahraman, her bencil politikacıya  karşılık  kendini  adamış bir lider  vardır”.Her düşmana  karşı bir dost olduğunu da  öğret ona.Zaman alacak biliyorum,  fakat eğer öğretebilirsen  , kazanılan bir doların  bulunan beş dolardan  daha  değerli olduğunu öğret.Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve  kazanmaktan neşe duymayı.Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.Eğer yapabilirsen sessiz kahkahaların  gizemini öğret ona.Bırak erken öğrensin, zorbaların  görünüşte  galip olduklarını.
Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret.Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların  ve yemyeşil yamaçtaki  çiçeklerin  ebedi  gizemini düşünebileceği  sessiz zamanlar da tanı.Okulda hata yapmanın , hilekarlıktan  daha  onurlu olduğunu  öğret ona.Ona kendi  fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona  yanlış olduğunu  söylediğinde  dahi.
Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara  karşı  sert olmasını öğret ona.Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü  vermeye  çalış oğluma.Tüm insanları  dinlemesini öğret ona fakat tüm dinlediklerini  gerçeğin eleğinden  geçirmesini  ve sadece  iyi olanları  almasını öğret ona.Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını  öğret.Herkesin sadece kendi iyiliği  için çalıştığına inananlara  dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.
Ona  kuvvetini ve beynini  en yüksek  fiyatı verene  satmasını  fakat hiçbir zaman  kalbine ve ruhuna  fiyat etiketi  koymamasını öğret .Uluyan bir insan kalabalığına  kulaklarını tıkamasını  öğret ona ve  eğer kendisinin  haklı olduğuna  inanıyorsa  dimdik dikilip  savaşmasını öğret.Ona nazik davran ama kucaklama.Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır.Bırak sabırsız olacak kadar  cesarete sahip olsun, bırak  cesur olacak kadar  sabrı  olsun.Ona her zaman kendisine karşı  derin bir inanç taşımasını  öğret.Böylece insanlığa karşı da  derin bir inanç taşıyacaktır.
Bu, büyük bir taleptir.Ne kadarını yapabilirsin bir bakalım..O ne  kadar  iyi, küçük bir insan, O benim Oğlum.
sunan :serap uysal

KÜRESEL KRİZLERİ BİTİRME YÖNTEMİ

                     EKMEK

 Çocukluğumdan beri mübarek,
Yere düşse öpüp başıma koyduğum,
Uğrunda mektep mektep okuduğum,
 Senin için önümü ilikleyip eğildiğim;
***
Sen evimin nafakası, çocuğumun rızkı,
Günden güne daha aziz bildiğim…
 Senin için kadın erkek,
 Taş taşıyarak, dikiş dikerek…
 ***
Kara toprağı iki büklüm süren,
 Verem: öksüren…
 El açıp dilenmek,
 Bir lokma için.
  Ziya Osman Saba
“KİM KAZANMAZSA BU DÜNYADA BİR EKMEK PARASI
  DOSTUNUN YÜZ KARASI, DÜŞMANININ MASKARASI.”
                                                                             MEHMET AKİF
Uzun zamandır herkesin ağzında aynı laf: “KÜRESEL KRİZ”.
 Herkes bu sözcüğü dillendiriyor, herkes krizden şikâyetçi. Ve herkes çözümü hükümetten bekliyor. Düşünüyorum da krizin evlerimize ve yurdumuza uğramaması adına fert ve toplum olarak bizler neler yapıyoruz veya yaptık?
 Öyle bir dinin mensuplarıyız ki; sahip olduğumuz din bize dünya ve ahiret saadetinin kapılarını ardına kadar açıyor. Her hal ü karda saadeti, mutluluğu yakalamak bizlerin elinde. Ancak bunun için dinimizin verdiği formülleri uygulamak gerekiyor. Bakıyoruz, televizyonlarda son zamanlarda bitkisel reçeteler veriliyor. Gram gram tariflerini veriyor uzmanlar. Veya bir eşya alıyorsunuz; içinde kullanım kılavuzu. Lafı nereye getireceğiz:Hayatımızı kullanmanın bir kılavuzu yok mu?Krizde veya her zaman.Ancak bizler o kılavuzu ne kadar doğru kullanıyoruz desek ..İşte burada kocaman bir soru işareti devreye giriyor.
 Hayatımızı kullanma kılavuzunu devreye alacak olursak ki; biliyorsunuz bu kılavuzun adı: Kur’an ve sünnettir.
 Yaşamımızın her anında bu kılavuza göre hareket edince ferahladığınızı hissedersiniz. Şu anda da tüm dünyanın ferahlamaya ihtiyacı var ve çaresi de Kur’an’da gizli.
 Şimdi biz sadece basit bir mantık yürüterek kendimizce krize çare bulamaz mıyız?Herkes kendi çapında önlemini elbette alıyordur.Ama bazı istatistikler , görüntüler bunun yeterli olmadığını gösteriyor..Bir iki misal verelim:
 Ekmeğin israfı, elektiriğin, kâğıdın, iş gücünün, zamanın israfı,
 Ömrümüzün israfı ilk akla gelenler. Biraz beraber düşünelim. Neleri israf ettiğimizi beraberce bulabiliriz.
 Bir vatandaş şöyle bir hatırasını anlatıyor:
 “Küçük bir çocuktum.
 Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.Bir pirinç tanesi yere düştü.,eğildi aramaya başladı.O ararken ben de:
 -“Aman babaanne, bir pirinç tanesi için bu kadar yorulmaya değer mi?
Rahmetli, ilk defa kızdı bana:
 —Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun. Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar bunu üretirken ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?
 Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.”
 Şimdi burada duralım ve düşünelim: Özellikle biz hanımlar pirinç yıkarken ne kadarı lavaboya akıp gidiyor? Yine Çin gibi bir ülkede temel gıda maddesi olan pirinci her vatandaşın bir tek tane olarak ziyan ettiğini düşünelim.
 Japonların son derece basit sade yaşadıkları söylenir. Evlerini eşya ile dolduranlara pek  iyi gözle bakmazlarmış.
 Bir zaman Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor, iç ve dış borçlar almış başını gitmiş. Dönemin başbakanı meclisi topluyor ve durumu bütün açıklığı ve tehlikeleri ile ortaya koyuyor. (kriz bizi teğet geçti demiyor)ve çözümü düşünüyor:
 “—Şu andan itibaren Tanrı şahidim olsun ki; Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka bir elbise giymeyeceğim.”
 Ve Başbakan dediklerini yapıyor, en üstten en alta kadar israftan kaçınma kampanyası açılıyor ve Japonya bütün borçlarını ödüyor.
 Evet, biz yukarıdaki hatırasını anlatan vatandaşı dinlemeye devam edelim.
 “Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim. Alain’in Proposlarını okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım. Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa ihanet etmiş olur, diyordu. Ve ilave ediyordu. “Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru, el emeği vardır.”
 Yine, 19 yıl evveldi. Stockholm’e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabah taş olmak için lavaboya gittiğimde aynanın yanında ilginç bir not gördüm. “Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var. Oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayine yardımcı olun.”diyordu. Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denilince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde “İsveç çeliğinden yapılmıştır “diye yazardı. İşte o ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlerine de rica yollu uyarıda bulunuyordu.
  Bir başka ülkeden, İsviçre’den örnek verelim: İsviçre’de zaman zaman, radyolar, televizyonlar bir duyuru yapıyormuş.
“-şu tarihte şu saatte adamlarımız gelecek, ne kadar kullanmadığınız kitap, dergi, gazete, kâğıt ,kutu, bir ilaç prospektüsü bile olsa kapınızın önüne koyun. İsviçre’nin kalkınmasına katkıda bulunun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.
  Kendi ülkemize dönelim,bakalım bir..boşa giden kağıtlar ,devlet veya özel kurumlardaki lüzumsuz  yazışmalar,evlere gelen saçma sapan bildiriler ,reklamlar,banka ıvır zıvırları.Ve dahi okullarda veya evlerde gözümüzün nuru çocuklarımızın yırtıp yırtıp attığı defter yaprakları..Kendi çocukluğumdan beri bu sayfayı yırtıverme çok dikkatimi çekmiş ,hep içim sızlamıştır.Çalıştığım yıllarda öğrencilerimde bu hareketi hep engellemeye çalıştım .Aman ne olacak bir sayfadan zihniyeti o kadar yerleşmiş ki, toplum bilinçlenmeyince  fazla bir yere varamıyorsunuz ama gene de hepimiz kişisel gayretlerimizi harekete geçirmek durumundayız.
 Cezalar şüphesiz caydırıcı oluyor. Amma velâkin, gönlümüz istiyor ki, insan ceza alacağım diye değil, kendisine olan saygısından dolayı yapması gerekeni yapsın. Almanya’da bir buçuk yıla yakın eşimle beraber din görevlisi olarak çalıştık. Bu zaman zarfında gözlerimiz orada yaşamın her anındaki düzen, tertip, kısacası yaşamı diyelim; gözlemledik. Bu insanlar iki dünya savaşı geçirdi. İki cihan savaşından yenik çıkan bir ülke,medeniyette nasıl böyle bir ilerleme kaydetmiş olabilir? Bu sorularımızın tek cevabı vardı ve o cevabı uzun yıllar önce sevgili şairimiz, hayranı olduğumuz büyük insan, merhum Mehmet Akif vermemiş miydi? Hani hatırlarsınız; Akif merhum görevli olarak Berlin’e gitmiş ve dönüşünde ona Almanya’yı nasıl bulduğu sorulmuştu.
Cevabı :
-“Dinleri yaşayışımız gibi, yaşayışları dinimiz gibi.”olmuştu.
 Maalesef biz de aynen katılıyoruz merhumun görüşüne.
 Bir örnek verelim:
 Almanya’da çöpler geri dönüşüme hazırlıklı olarak toplanıyor. Çöpler gruplar halinde değişik renk çöp kutularında evlerde biriktiriliyor.
 Değişik günlerde de grubuna göre toplanıyor. Vatandaş eğer o çöp kutusuna aykırı bir çöp atmışsa anında bir cihazla tespit ediyorlar. Cezadan çekindikleri için ki, ceza da öyle pek az bir şey değil. Herkes paşa paşa yapması gerekeni yapıyor.(bir de bizde çöplerin nasıl toplandığını görünce doğrusu içimiz acıyor.)ve daha sonra toplanan çöpler, kimi gübre olarak kimi geri dönüşmek üzere memleket ekonomisine kazandırılıyor.
 Şimdilerde herkeste şikâyet, şikâyet. Devlet olarak da fertler olarak da. Yine de Allah bize acıyor. Merhametiyle yine rızkımızı kesmiyor.
 “Yiyiniz, içiniz ama, israf etmeyiniz.”ayetinin muhatabı bizleriz, ama bakın şimdi şu anlatılan gerçek olayı dinleyelim:
 “Amerika’da master yaptığım yıllarda çalıştığım üniversitenin yemek salonu açık büfe şeklinde idi. Herkes dilediği yemekten istediği kadar alabiliyordu. Yemekhanenin kapısında ; “Take what you need.Eat what you take (yiyeceğin kadar al,aldığını da ye) yazmaktaydı.
 Bir gün aynı masada yemek yediğimiz Çinli bir arkadaşı tabağında kalan son pirinç tanesini almaya çalışırken görünce dayanamadım. Denemek için dedim ki:
 -“Bir pirinç tanesi için neden bu kadar uğraşıyorsun? Bırak tabakta kalsın.”
Çinli arkadaşın verdiği cevap çok düşündürücüydü:
 -“Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse,Çin nüfusu ile çarp bakalım kaç ton pirinç eder.Biz kalabalık bir  ülkeyiz.,israf etme lüksümüz yoktur .”dedi.yine denemek için dedim ki:
 -“Şu anda Çin’de değil Amerika ‘dasın. Tabağında bırakacağın pirinç tanesi Çin’i değil Amerika’yı zarara uğratacaktır.”
 Bu sözlerim karşısında güldü ve şöyle dedi:
 -“Yaşadığım ülke olan Amerika’yı bu şekilde zarara uğratmak onurlu bir davranış olmaz.”
 Çinli arkadaşı bu onurlu davranışından dolayı tebrik ettim ve düşüncesini paylaştığımı söyledim. İslam dininin bu konudaki  “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. “buyruğunu açıkladım. Çok hoşuna gitti.
 Tam o sırada Ürdünlü bir Müslüman arkadaş tabağındaki yemek artıklarını çöp sepetine boşalttı. Bunu gören Çinli arkadaş Ürdünlüyü göstererek:
 -“O Müslüman değil mi?”dedi.
 O kadar üzüldüm ki, ne diyeceğimi bilemedim .
***
Tarihin çok gerilerine giderek Sokrat’ın dediklerine kulak verelim.
 “Müsrifin biri Sokrat’a gelip dert yanmış.Hiç parası kalmadığını söyleyip çare sormuş.şu cevabı almış:
 “-Masraflarınızı kısın ve kendinizden borç alın!.”
 Bizlere de kriz ortamında veya sair zamanda, bu iş zaten dini bir vecibe olarak yüklenmiş. O halde  SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ(SAV)’in  “ İktisadın efdali varlık zamanında olandır.”emrine uyup krizi kapımıza bile uğratmayalım.
NOT :ESKİ BİR YAZI .
BUGÜN DE YİNE AYNI ŞEYLERİ SESLENDİRMEK DURUMUNDA OLDUĞUMUZ İÇİN TEKRAR AYNI DÜŞÜNCELERİ SESLENDİRMEK GEREK DİYE DÜŞÜNDÜM .
YAZAN :SERAP UYSAL
 ++

NASIL ÖLMEK İSTİYORSAN ÖYLE YAŞA !

Kayınbabam rahmetli uzun yıllar prostat rahatsızlığı çekti.
O kadar muzdaripti ki bundan, sonda ile yaşadı uzun süre.
Utanırdı sondasından ,sondasını koyduğu daha doğrusu sakladığı bir bezden torbası vardı. Şalvarının n yanına takardı..
Tuvaletten çıktığında abdest alırken görmeliydiniz.Nerdeyse yarım  saat sürerdi belki  de daha fazla
*
Ellerini, sondasının dışını yıkardı uzun uzun..pijamasını dizlerine kadar sıvamış  ..ayaklarını da öyle…
Evde herkes abdest alacağında ondan önce  koşardı lavaboya..dedeyi bekleyip de namazı  geciktirmemek için.
Derken beyin küçülmesi  oldu zamanla ..unutkanlık başladı, yataktan kalkamaz oldu. Ama yine de namazını bırakmazdı.
Yataktan kalkamadığı zamanlarda teyemmum yapardı  .
Bir torbada toprağı vardı. O torba yatağının yanına getirilir kayınvalidemin yardımıyla teyemmümünü yapar..oturduğu yerde namazını eda ederdi..
Akıl  baştan iyice gittiğinde baktık zaman zaman kollarını aynı teyemmüm yapar gibi sıvazlıyor sıvazlıyor…..dikkatimizi çekerdi onun bu hali…
*
Ölümünden kısa süre  önce  dili ,ağzı yara olmuş dil dönmüyor. Hasta maması veriliyor, onu dahi yiyemiyor…
Zaman zaman evlatları kelime-i şehadeti telkin ediyorlar..dili dönmüyor, söylemeye uğraşıyor ama söyleyemiyor..
Ben yanında durmaya dayanamıyorum  içim burkuluyor dışarı çıkıyorum  ..
Bir ara içeri  girdim yanına oturdum. ..
-Hadi baba ..bir beraber Allah diyelim  diye elini tuttum.
Ben söyledim ardından da o..
Dili dönmeyen babamın öyle bir Allah deyişi vardı  ki asla unutmayacağım..
Dedim ki kendi kendime:”İnsan nasIl yaşarsa öyle ölür .”diye sevgili peygamberim boşuna  mı  demiş….
Allah rahmetine gark etsin…..
Güzel yaşayıp , güzel ölmeyi 
Hüsn-i Hatimeyi ŞU MÜBAREK KADİR GECESİ HÜRMETİNE RABBİMİZ HEPİMİZE NASİP ETSİN .
KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN .
YAZAN VE SUNAN : SERAP UYSAL