ZARİF BİR İKAZ

Bir adam, fıkıh âlimi Ebû Hâmid-ı İsferâyini’den emanet bir kitap alır. Ebû Hâmid, onu bir gün kitabının üzerine kuru üzüm koyduğunu gördü.
Adam bir süre sonra bir kitap daha istedi.
Ebû Hâmid, istediği kitabı bir tabağın içinde adama takdim etti.
Adam:
– Bu nedir? dedi.
Ebû Hâmid:
-Bu istediğin kitap; şu ise içine yiyeceğini koyacağın tabak, dedi.
Böylece adam yaptığı yanlışı anladı

SERAP UYSAL

FATİH’İN SON SEFERİ

Fatih, son seferinde Gebze sahrasında iken Otağ-ı Hümayun kurulur ve ordu yerleşir.Fakat bu esnada sancılanır.rivayete göre Fatih2e zehirli şerbet verilmiştir.Sorarlar:

-Sefer hangi istikametedir Sultanım?

Şöyle cevap alırlar büyük sultandan:

“-Beynimden geçeni sakalımdan bir kılın öğrendiğini bilsem onu koparır atardım!”

SERAP UYSAL

OSMANLI’DAN HATIRALAR

PADİŞAHIN ŞEHADETİ CAİZ DEĞİLDİR

Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid Han’ın bir keresinde mahkemeye gidip şahitlik etmesi gerekir.o sırada Bursa Kadısı olan Mevlana Şemsüddin Fenari(Emir Sultan),padişahın şahitliğini reddeder ve şöyle der:

“-Namazlarını cemaatle kılmadığın söylendiğinden şahitliğini kabul etmiyorum!

***

SULTAN’IN PEYGAMBERE SAYGISI

Sultan Abdülmecid Han,Sevgili Peygamberimizin Ravzasını tamir ettirir.tamirden sonra mimarlar türbe kapısının üstüne sultanın adını taşıyan bir tuğra asarlar.sultan Abdülmecid bunu duynca çok üzülürve şöyle söyler:

“-Siz utanmaz mısınız?Benim adımın Peygamber Efendimizin türbe kapısının üstünde ne işi var.Hemen oradan öküp kapının dibine ,ayak hizasına koyun.”

Hemen öyle yaparlar.Abdülmecid Han ,Ravza-i Mutahhara için yaptırdığı şamdanlara adını yazdığı için kuyumcuyu azlader ve kızarak:

“-Benim adımın orada işi ne?eğer yazacak idiysen,günahkar Abdülmecid yazmalıydın.”der.

***

EN GÜÇLÜ DEVLET HANGİSİ

Tanzimat devrinin en tanınmış devlet adamlarından Keçecizade Fuat Paşa (1815-1865), bilhassa politikada nükte denince adı akla ilk gelenlerdendir… Avrupa kültürü ile yetişmiş ve bize de bu kültürün yerleşmesi için gayret etmiş olan bu devlet adamı, Osmanlı imparatorluğunun kritik anlarında ya sadrazam (başbakan) ya da hariciye nazırı olarak uzun süre görev yapmıştır…

Bilindik espridir:Keçecizade Fuat Paşa’nın sadrazamlığı esnasında bir gün diplomatların bulunduğu bir toplantıda sohbet dönmüş dolaşmış dünyanın en kuvvetli devletinin hangisi olduğuna gelmiş..Keçecizade Fuat Paşa hemen cevabı yapıştırmış:

-Tabii ki Osmanlı Devleti ..

-Neden ,diye sorulduğunda ise ;

-Neden olacak siz dışardan ,biz içerden yıkmaya çalışıyoruz ,yine de yıkamıyoruz.

SERAP UYSAL

TARİH ,MUAZZAM BİR ERKEN UYARI SİSTEMİDİR

Sultan Selim Han,Allah’ın lüfettiği zaferler ve mukaddes emanetlerin hadimi olma şeref ve sevinciyle bir gün Piri Mehmet Paşa ile sohbet ederken sorar:

-Allah’ın izni ile büyük fütuhatlarda bulunduk.Hadimü’l Harameyniş-Şerİfeyn unvanına kavuştuk.Allah bize her zaman ve her mekanda zafer lütfetti.Hazinelerimiz lebalep altın ile doldu.Şimdiden sonra bu devlet yıkılır mı?

Büyük devlet adamı ve Sultan Selim’in pek değer verdiği bu alim zat şöyle cevaplandırır bu soruyu:

-Hakanım !Bu hal ,bu ruh ,bu azim ve bu teslimiyetle bu devlet kolay kolay yıkılmaz. Lakin torunlarınızın zamanında Rabbimizin ihsan ettiği mükafatların, nimetlerin şükrü eda edilmez,emanetlere sahip olunmaz,ve hak tevzi edilmez ise yıkılır.

En çok şu üç şeyden endişe ederim:

Birincisi sadrazamlık makamı,liyakatlere göre verilmez ,menfaat karşılığı olarak cahil ve ahmakların eline geçerse,

İkincisi;dünya malı kalpleri işgal eder,rüşvet kapısı açılır ,her türlü melanet akçe ile gerçekleştirilir ve bu yüzden makamlar ehliyetsizlere verilirse,

Üçüncüsü;Hanımların tesiri altında kalır ve idarede onların da tesiri olmaya başlarsa,işte o zaman bu devlet yavaş yavaş yıkılmaya yüz tutar.

Görüşlerini gayet açık bir şekilde dile getirir Piri Paşa.Bu kadar açık bir şekilde PİRİ Paşa’nın fikrini söylemesi üzerine Sultan Selim Han,bir süre sükut eder ve sonra dudaklarından şu sözler dua sadedinde dökülür:

-“Rabbim bizleri böyle bir akibete düçar olmaktan korusun.!”

Norman Coisins DER Kİ:

“TARİH MUAZZAM BİR ERKEN UYARI SİSTEMİDİR”

SERAP UYSAL

SUSMAYI ÖĞRETMEK

**
SOKRATES’ I HEPİNİZ BİLİRSİNİZ .

Eski Yunanda ünlü bu filozof konuşmalarıyla ünlüdür..

Bir okul açar .Amaç konuşma sanatını öğretmektir..

Gevezenin birisi bu okula başvurur..

Sokrates genci tanıyor ,biliyor ne kadar geveze olduğunu..

Diyor ki:

-Sen, herkesin verdiği paranın iki katını vereceksin .

-Neden ,diyor geveze.

-Çünkü ,sana bir şey değil ,iki şey öğreteceğim .
-Neymiş o?
Asırlar ötesinden verdiği cevapla hepimizi hem gülümsetiyor hem düşündürüyor Sokrat…

-İlkin konuşmayı,

Sonra da susmayı.
Bir güzel söz vardır der ki:
“ÇOCUKLARINIZA İLKİN SUSMAYI ÖĞRETİN ,KONUŞMAYI NASIL OLSA ÖĞRENECEKTİR!”

SERAP UYSAL

FİATLAR NEDEN YÜKSELİR?

HERKES ZİFTLENİNCE
MİRASYEDİNİN BİRİ SANDALINI TAİR ETTİRİR,ZİFTLETİR.VEKİLHARCI KENDİSİNE KENDİSİNE ÇOK YÜKSEK BİR MEBLAĞ MASRAF PUSULASI VERİR.YALI KOMŞUSU OLAN VE HESABINI KİTABINI BİLEN BİR ARKADAŞI ,BU TAMİRLERİN AYNISINI ÇOK DAH UCUZ BİR FİATA YAPTIRDIĞINI SÖYLEYİNCE MİRASYEDİ HİDDETLENİR VE DOĞRU VEKİLHARCIN’ DAN HESAP SORMAYA GİDER.
VEKİLHARÇ KENDİNİ O KADAR GÜZEL MÜDAFAA EDER Kİ:
-KOMŞUMUZ BEYEFENDİ YALNIZ SANDALINI ZİFTLETTİ.HALBUKİ BİZİM SANDALIN TAMİRİNDE BEN ZİFTLENDİM .HAMLECİ ZİFTLENDİ,UŞAK ZİFTLENDİ,AŞÇIBAŞI ZİFTLENDİ.ONDAN DOLAYISI İLE FİATI DA YÜKSELDİ.

RABBİNE BÖYLE KULLUK EDEBİLDİN Mİ?

KULLUĞU ÖĞRENMEK
İBRAHİM BİN ETHEM HAZRETLERİ,BİR GÜN BİR KÖLE SATIN ALIR VE ONA SORAR:
-İSMİN NEDİR?
-NE DİYE ÇAĞIRIRSANIZ ODUR DER, KÖLE.
-NE YERSİNİZ?
-NE YEDİRİRSENİZ ONU.
-NE İŞ YAPARSINIZ?
-NE EMREDERSENİZ ONU .
-NE ARZU EDERSİNİZ?
-KÖLENİN ARZUSU OLUR MU?ONUN ARZU İLE NE İŞİ VAR?
KONUŞMA BU MİNVAL ÜZERE DEVAM EDER VE İBRAHİM ETHEM HAZRETLERİ DERKİ :
-EY İBRAHİM!ACABA SEN ÖMÜR BOYU RABBİNE BÖYLE KULLUK EDEBİLDİN Mİ?
**

ŞÜKREDEBİLMEK

BAKIP ŞÜKREDECEĞİM
BİR ZAMAN BİR DERVİŞ BİR ÇARIKÇIYA GİDER VE SOL AYAĞI İÇİN BİR ÇARIK İSTER. ÇARIKÇI BU İŞE ŞAŞAR KALIR.
-YA PEKİ ÖTEKİ AYAĞIN NE OLACAK ,ÇIPLAK MI DURACAK DERVİŞ BABA ,DER.
DERVİŞ:
-VERİYORSAN VER ŞU ÇARIĞI YOKSA ÇIKAR GİDERİM İDYEREK ÇARIKÇIYI AZARLAR.ÇARIKÇI ÇARIĞI VERİR VERMESİNE AMA GÖZÜNE DE UYKU GİRMEZ. ERTESİ GÜN YOLDA DERVİŞE RASTLAR VE YAKASINA YAPIŞIR.
-DERVİŞ BABA ,MAKSADIN NEYDİ Kİ BİR AYAĞINA ÇARIK GİYİP ÖBÜRÜNÜ ÇIPLAK KOYDUN?
DERVİŞ GÜLER VE :
-HALA ANLAMADIN MI A CAHİL ,DER.SOL AYAĞIM YENİ ÇARIĞIN KEYFİNİ ÇIKARIRKEN ,SAĞ AYAĞIM DA TAŞA DİKENE BATIP ACI ÇEKECEK ,DER.
ÇARIKÇI YİNE MERAKLA:
-İYİ AMA BUNA SEBEB NE?
DERVİŞ YİNE ŞU HOŞ CEVABI VERİR:
-ÇIPLAK AYAĞIM KAN REVAN İÇİNDE KALDIKÇA ,ÖBÜRÜNE BAKIP ŞÜKREDECEĞİM A SERSEM!
SERAP UYSAL

ALLAH’A SESİNİ DUYURAN KADIN”

ŞİKÂYETİM VAR ALLAH’IM

KURAN-I KERİM’DEKİ 4 SURENİN ADI “NİSA” SURESİ’DİR NİSA, “KADINLAR” ANLAMINDADIR. KURAN-I KERİM’DE “RİCAL”, YANİ ERKEKLER ANLAMINDA HERHANGİ BİR SURE YOKTUR.

KURAN-I KERİM’DEKİ EN MANİDAR SURELERDEN BİRİ DE 58. SIRADA YER ALAN “MÜCADELE” SURESİ’DİR. MEDİNE’DE İNEN BU SURENİN KADINLAR AÇISINDAN ANLAMLI BİR HİKÁYESİ (SEBEB-İ NÜZULU-İNİŞ GEREKÇESİ) VARDIR.

MÜCADELE, “PEYGAMBERLE TARTIŞAN KADIN”ANLAMINA DA GELİR.BU SUREDE ZİKREDİLEN KADIN HZ HAVLE, BUGÜN BİLE HORLANMIŞ, ZORLANMIŞ, TERK EDİLMİŞ, ÖNEMSENMEMİŞ, GENÇLİĞİNDEN SONRA KENARA İTİLMİŞ BÜTÜN KADINLARIN ORTAK İSYANI OLMUŞTUR.SEMBOL OLMUŞTUR .ÖNEMSENMEDİKLERİNİ ZANNEDEN KADINLARA,

– “HAYIR, RABBİNİZ SİZİ ÖNEMSİYOR RABBİNİZ ,SİZİN ADINIZA ZULMEDEN ERKEĞE DÜNYADA CEZALAR GETİRDİĞİ GİBİ AHİRETTE DE HESAP SORACAK.ÜZÜLMEYİN, SESİNİZİ RABBİNİZ DUYUYOR, HALİNİZİ GÖRÜYOR .”CEVABIDIR MÜCADELE SURESİ…

ŞİMDİ HAVLE’(RA)Yİ TANIYALIM:
HAVLE(RA), MEDİNELİ OLUP HAZREC KABİLESİNE MENSUPTUR. HİCRETTEN SONRA RASÛLULLAH (SAV) EFENDİMİZE BEY’AT ETTİ. BABASI SA’LEBE İBN-İ ESREM’DİR. AMCASININ OĞLU EVS İBNİ SÂMİT EL-ENSÂRİ İLE EVLENDİ. REBÎ’ ADINDA BİR ÇOCUKLARI OLDU.

EVS İBNİ SÂMİT (R.A), TANINMIŞ SAHABE, UBÂDE İBNİ SÂMİT (R.A)’IN KARDEŞİDİR. BEDİR VE UHUD’DAN BAŞKA BİRÇOK GAZVEDE BULUNMUŞTUR.
HAVLE BİNT-İ SA’LEBE (R ANHA) PEYGAMBERİMİZE HİZMET ETME VE ONA YAKIN OLMA SAADETİNE EREN KADIN SAHABELERDENDİR DUHA SURESİNİN NÜZUL SEBEPLERİ ANLATILIRKEN ONDAN DA ŞU ŞEKİLDE BAHSEDİLMİŞTİR:

-“BİR ENİK, RESULULLAH’IN SEDİRİ ALTINA GİRMİŞ, ÖLMÜŞ DE HABERİMİZ OLMAMIŞ RESULULLAH DÖRT GÜN DURDU, VAHİY İNMİYORDU “YA HAVLE! RESULULLAH’IN ODASINDA NE OLDU Kİ BANA CİBRİL GELMİYOR?” SONRA DIŞARI ÇIKTI, BEN SÜPÜRGEYİ ALIP ODAYI TEMİZLEMEYE BAŞLADIM AĞIR BİR ŞEY SEDİRİN ALTINDA SÜPÜRGEME TAKILDI ÖLÜ BİR ENİK KARŞIMA ÇIKTI ONU EVİN ARKASINA ATTIM PEYGAMBERİMİZ (SAV) GELDİĞİNDE MÜBAREK SAKALI TİTRİYORDU

-“HAVLE! BENİ ÖRT ALLAHÜ TEÂLÂ DUHA SURESİNİ NAZİL EYLEDİ ” BUYURDU.

HAVLE BİNT-İ SA’LEBE (RA)’YA BÜTÜN SAHABELER HÜRMET EDERDİ. HAKKINDA NAZİL OLAN ÂYETLER ONUN ALLAH KATINDAKİ DEĞERİNİ İLÂN ETMİŞTİ. BU OLAYDAN SONRA ADI “MÜCADİLE” DİYE ANILIR OLMUŞTU. AYRICA GÜZEL KONUŞMASIYLA DA TANINIRDI. BU SEBEPLE ONA KARŞI HİZMET VE HÜRMETTE KUSUR ETMEZLERDİ. HZ. ÖMER (R.A)’IN DEVRİNDE GEÇEN ŞU HÂDİSE BUNUN EN AÇIK ÖRNEĞİ İDİ:

HZ. ÖMER (R.A) HALİFELİĞİ DÖNEMİNDE ASHAB-I KİRAM’DAN ABDÜLKAYS KABİLESİNİN REİSİ CÂRÛD İBNİ MUALLA İLE BİRLİKTE YOLDA GİDERKEN HAVLE BİNT-İ SA’LEBE (RÂ)’YA RASTLADI. ARTIK O YAŞLANMIŞTI. ONA SELAM VERDİ. HAVLE (RA) SELÂMI ALDI VE HZ. ÖMER’E ELİNİ ONUN GÖĞSÜNE KOYARAK, ŞU NASİHATTE BULUNDU:

“BİZ SENİ BİR HAYLİ ZAMAN ÖNCE “ÖMERCİK” DİYE BİLİRDİK. SONRA BÜYÜDÜN “DELİKANLI ÖMER” OLDUN. DAHA SONRA DA SANA “MÜ’MİNLERİN EMİRİ ÖMER” DEDİK. ALLAH’TAN KORK VE İNSANLARIN İŞLERİYLE İLGİLEN. ZİRA ALLAH’IN AZABINDAN KORKAN KİMSEYE UZAKLAR YAKIN OLUR. ÖLÜMDEN KORKAN, FIRSATI KAÇIRMAKTAN DA KORKAR.” DEDİ.

BU SÖZLERDEN DUYGULANAN HZ. ÖMER (R.A)’IN GÖZLERİNDEN YAŞ AKMAĞA BAŞLADI. ARKADAŞI CÂRÛD BU DURUMA ÜZÜLDÜ. NASIL OLUR DA BİR KADIN HALİFEYE BU SÖZLERLE HİTAB EDEBİLİRDİ? ONUN HALİFEYİ ÜZMESİNE VE YOLDA BEKLETMESİNE GÖNLÜ RAZI GELMEDİ. KOCA HALİFEYE KARŞI BÖYLE RAHAT HAREKET ETMESİNE SABREDEMEDİ. ÖFKELİ BİR ŞEKİLDE TANIMADIĞI HANIMA HAVLE BİNT-İ SA’LEBE (RÂ)’YA DÖNEREK:

– “BE KADIN! MÜ’MİNLERİN EMİRİ’Nİ RAHATSIZ ETTİN. YOLDA BEKLETTİN.” DİYE ÇIKIŞTI. HZ. ÖMER (R.A) İSE ARKADAŞINA O HANIMIN NASÎHATLARINDAN MEMNUN OLDUĞUNU BİLDİRDİ. HATTA ONUN KONUŞMASINI İSTERCESİNE:

– “BIRAK ONU, İSTEDİĞİNİ SÖYLESİN! SEN BU KADININ KİM OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUN?” DEDİ. CÂRÛD DA: “HAYIR, TANIMIYORUM.” DEDİ. BUNUN ÜZERİNE HZ. ÖMER (R.A) ARKADAŞI CÂRÛD’A O HANIMI ŞÖYLE TANITTI:

– “BU, ŞİKÂYETİNİ ALLAH TEÂLÂ’NIN ARŞ-I A’LÂDAN DUYUP DEĞER VERDİĞİ HAVLE’DİR. VALLAHİ BENİ GECEYE KADAR BURADA TUTMAK İSTESE, NAMAZDAN BAŞKA BİR ŞEY İÇİN KENDİSİNİ BIRAKIP GİTMEZDİM. NAMAZIMI KILIP GELİR YİNE ONU DİNLERDİM.” DEDİ. ONUN ALLAH KATINDAKİ DEĞERİNİ BU ŞEKİLDE BİLDİRDİ. KENDİSİNİN DE ALLAH’A TESLİM OLMA KONUSUNDAKİ GÜZEL HÂLİNİ, TEVAZÛSUNU BU SÖZLERİYLE GÖSTERMİŞ OLDU. ALLAH’IN SESİNİ DUYDUĞU BU HANIMA ÖMER’İN DAHA FAZLA KULAK VERMESİ GEREKTİĞİNİ BELİRTTİ.

HAVLE BİNT-İ SA’LEBE (RA) DÎNÎ KONULARDA ÇOK HASSASTI. İNANCINI HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÇALIŞIRDI. HZ. ÖMER’İN YOL ARKADAŞINA ANLATTIĞI OLAYA GELİNCE:

YAŞLILIK YILLARINDA KOCASI İLE ARASINDA BİR HADİSE GEÇMİŞTİ. HAKLARINDA ALLAH VE RASÛLÜNÜN HÜKÜM VERMESİNİ BEKLEDİ. KİMSEYE DURUMUNU AÇMADI. KOCASINA KARŞI TAVIR ALDI. ŞİKÂYETİNİ ANCAK ALLAH VE RESÛLÜNE BİLDİRDİ. SIKINTISINA ÇÖZÜMÜ ANCAK ALLAH VE RESÛLÜNÜN BULMASINI İSTEDİ. SIZLANIŞI, ISRARI, ONUN ÎMÂNÎ HASSASİYETİNE EN GÜZEL ÖRNEKTİ. BAŞINDAN GEÇEN OLAYI KENDİSİ ŞÖYLE NAKLETMEKTEDİR:

“EVS İBNİ SÂMİT HAYLİ YAŞLANMIŞTI. NE DEDİĞİNİ, NE YAPTIĞINI BİLEMEZ BİR HALE GELMİŞTİ. BİRGÜN CANI SIKKIN BİR VAZİYETTE İKEN, ÖFKE İLE BANA: “SEN BANA ANAMIN SIRTI GİBİ OL!” DEDİ. DAHA SONRA EVDEN ÇIKIP GİTTİ.

BİR MÜDDET SONRA PİŞMAN OLARAK EVE DÖNDÜ. BERABER OLMAK İSTEDİ BEN: -“HAYIR! SEN ÇOK BÜYÜK LÂF ETTİN. SONU NEREYE VARACAK BİLEMİYORUM.” DEDİM. SONRA EVS’E:

– “SEN RASÛLULLAH’A GİT VE YAPTIĞIN İŞTEN SOR!” DEDİM. O DA: “BEN BUNU RASÛLULLAH’TAN SORMAYA UTANIRIM. GİT BUNU ALLAH RASÛLÜNE SEN DANIŞ.” DEDİ.

BU İFADELER ARAPLAR ARASINDA BOŞANMAYI GEREKTİREN BİR SÖZ OLARAK KABUL EDİLMEKTEYDİ. CAHİLİYE DEVRİNİN BU BOŞAMA ŞEKLİNİN İSLÂM’DA DA GEÇERLİ OLABİLECEĞİ İHTİMALİNİ DİKKATE ALAN HAVLE BİNT-İ SA’LEBE (RA) HAKLARINDA ALLAH VE RESÛLÜ BİR HÜKÜM VERİNCEYE KADAR BİR ARAYA GELEMEYECEKLERİNİ KOCASINA SÖYLEDİ. DAHA SONRA RESÛL-İ EKREM (SAV) EFENDİMİZİN HUZURUNA GİTTİ. HÂNE-İ SAÂDETE VARDI. EFENDİMİZİ HZ. AİŞE (RA)ANNEMİZİN EVİNDE BULDU. İZİN ALARAK HUZURA GİRDİ VE OLUP BİTENİ AÇIK İFADELERLE ŞÖYLE ANLATTI:

“YÂ RASÛLALLAH! BİLDİĞİNİZ GİBİ KOCAM EVS, ÇOCUKLARIMIN BABASI, AMCAMIN OĞLU. AŞIRI YAŞLILIKTAN DOLAYI BİRAZ GEÇİMSİZ VE DENGESİZ BİR HALDE ÇOK AĞIR BİR KELİME KONUŞTU. “SEN BANA ANAMIN SIRTI GİBİSİN.” DEDİ. TALAKTAN SÖZ AÇMADI, AMA BU ŞEKİLDE SÖYLEDİ DİYE HALİNİ ARZ ETTİ. RASÛLULLAH (SAV) ONUN EŞİNDEN BOŞANMIŞ OLDUĞUNA, O ZAMANKİ ARAP GELENEKLERİNE GÖRE HÜKMETTİ. FAKAT HAVLE BİNT-İ SALEBE (RA),EFENDİMİZİN YANINDAN AYRILMADI. SAĞINDAN, SOLUNDAN PEYGAMBERİMİZİ ADETA KUŞATIP DERDİNE DERMAN BULMASINI RİCA ETTİ. SONUÇ OLUMLU OLMAYINCA DA DEVAMLI DUA VE TAZARRU HALİNDE: “YÂ RABBİ! HALİMİ SEN BİLİYORSUN. BİZE BİR KURTULUŞ YOLU LÜTFEYLE!” DİYE SIZLANMAYA BAŞLADI.
HAZRET-İ ÂİŞE (RA)VALİDEMİZ BUYURURLAR Kİ:

– “HAMD OLSUN O ALLAH’A Kİ, O’NUN İŞİTMESİ BÜTÜN SESLERİ KAPSAR. TARTIŞIP HÂLİNİ ARZEDEN KADIN, RESULULLAH(SAV) GELİP KONUŞTU, BEN DE EVİN BİR KÖŞESİNDE BULUNUYORDUM. KADININ SÖYLEDİKLERİNİ DUYUYORDUM. BUNUN ÜZERİNE İLGİLİ ÂYET İNDİ.” (BUHARİ)
HZ. AİŞE (RA) ANNEMİZ HAVLE (R.A)’NIN BU DURUMUNA ÇOK ÜZÜLDÜ. ONUN ACISINI PAYLAŞMAK ÜZERE BİRLİKTE GÖZYAŞI DÖKÜP DUA ETTİLER.

DİYORDU Kİ HAVLE (RA)RABBİNE OLAN İLTİCASINDA:

“ALLAH’IM! ÇOK YALNIZIM. BU AYRILIK BANA ÇOK ACI VERECEK. KÜÇÜK ÇOCUKLARIM VAR. ONLARI BABALARINA BIRAKSAM PERİŞAN OLURLAR, KENDİME ALSAM AÇ KALIRLAR. HALİMİ SANA ARZ EDİYORUM. BENİ BU SIKINTIDAN KURTAR. RASULÜNÜN DİLİNDEN BİR VAHİY İNZAL BUYUR.”

OLAYIN TANIĞI HZ. AİŞE DİĞER BİR RİVAYETTE ŞÖYLE SÖYLEMİŞTİR.

“BÜTÜN SESLERİ İŞİTEN ALLAH(CC) NE KADAR YÜCE! O KADIN DURUMUNU ANLATIRKEN VE ALLAH’A YALVARIRKEN ÖYLESİNE YAVAŞ VE FISILTIYLA KONUŞUYORDU Kİ DEDİKLERİNİN BİR KISMINI İŞİTEMİYORDUM.”

HZ. AİŞE ANNEMİZİN BU SÖZLERİ ADETA İLK AYETTEKİ , “ ALLAH HER ŞEYİ İŞİTMEKTE VE GÖRMEKTEDİR.”MEALİNDEKİ KISMIN TEFSİRİ NİTELİĞİNDEDİR.

HÜZÜN HER TARAFLARINI KAPLAMIŞ İKEN BİRDEN RESÛL-İ EKREM (S.A) EFENDİMİZİN HALİNİN DEĞİŞTİĞİNİ GÖREN HZ. AİŞE ANNEMİZ HAVLE’YE İŞARET EDİP SUSMASINI SÖYLEDİ.

İKİ CİHAN GÜNEŞİ EFENDİMİZ’İN YÜZÜNDE VAHİY SIRASINDA GÖRÜLEN ALÂMETLER GÖRÜLMEYE BAŞLANDI. HZ. AİŞE (R.ANHÂ) BU HÂLİ GÖRÜNCE:

– “YA HAVLE! ALLAH BİLİR YA, VAHİY GELİYOR MUHAKKAK. O DA OLSA OLSA SENİN HAKKINDA OLABİLİR.” DİYEREK TESELLİ ETMEYE ÇALIŞTI. HAVLE (R.ANHÂ) DUÂYA DEVAM EDİYOR VE:

-“YA ALLAH, HAYIRLI OLANI LÜTFET. ZİRA BEN, PEYGAMBERİNDEN ANCAK HAYIR İSTEDİM.” DİYE GÖZYAŞI AKITIYORDU.

BİR MÜDDET SONRA İKİ CİHAN GÜNEŞİ EFENDİMİZ KENDİSİNE GELDİ. VAHİY HALİ GEÇMİŞTİ. ETRAFINA NUR SAÇAN TEBESSÜMLERİYLE GÜLÜMSEMEYE BAŞLADI VE:

-“YA HAVLE! ALLAH SENİN VE ONUN HAKKINDA ÂYET İNDİRDİ.” BUYURDU. NAZİL OLAN ÂYET-İ KERİMELERİ OKUDU. KALBLERDEKİ HÜZÜN, SEVİNÇ VE SÜRURA DÖNÜŞTÜ. SIKINTILI, ÜZÜNTÜLÜ HAVA DAĞILDI. NEŞELİ, SEVİNÇLİ SICAK BİR ORTAM OLUŞTU. İNEN ÂYETLERİN MEALİ ŞÖYLE İDİ:

“KOCASI HAKKINDA SENİNLE TARTIŞAN VE ALLAH’A ŞİKÂYETTE BULUNAN KADININ SÖZÜNÜ ALLAH İŞİTMİŞTİR. ALLAH SİZİN KONUŞMANIZI İŞİTİR. ÇÜNKÜ ALLAH İŞİTENDİR, BİLENDİR.

İÇİNİZDEN ZIHAR YAPANLARIN KADINLARI, ONLARIN ANALARI DEĞİLDİR. ONLARIN ANALARI ANCAK KENDİLERİNİ DOĞURAN KADINLARDIR. ŞÜPHESİZ ONLAR ÇİRKİN BİR LAF VE YALAN SÖYLÜYORLAR. KUŞKUSUZ ALLAH, AFFEDİCİDİR, BAĞIŞLAYICIDIR.

KADINLARDAN ZIHAR İLE AYRILMAK İSTEYİP DE SONRA SÖYLEDİKLERİNDEN DÖNENLERİN KARILARIYLA TEMAS ETMEDEN ÖNCE BİR KÖLEYİ HÜRRİYETE KAVUŞTURMALARI GEREKİR. SİZE ÖĞÜTLENEN BUDUR. ALLAH YAPTIKLARINIZDAN HABERİ OLANDIR.

BUNA İMKÂN BULAMAYAN KİMSE, HANIMIYLA TEMAS ETMEDEN ÖNCE ARDI ARDINA İKİ AY ORUÇ TUTAR. BUNA DA GÜCÜ YETMEYEN ALTMIŞ FAKİRİ DOYURUR. BU HAFİFLETME, ALLAH’A VE RESÛLÜNE İNANMANIZDAN DOLAYIDIR. BUNLAR ALLAH’IN HÜKÜMLERİDİR. KÂFİRLER İÇİN ACI BİR AZAP VARDIR.

ALLAH’A VE RESÛLÜNE KARŞI GELENLER, KENDİLERİNDEN ÖNCEKİLERİN ALÇALTILDIĞI GİBİ ALÇALTILACAKLARDIR. BİZ APAÇIK ÂYETLER İNDİRMİŞİZDİR. KÂFİRLER İÇİN KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ BİR AZAP VARDIR.

O GÜN ALLAH ONLARIN HEPSİNİ DİRİLTECEK VE YAPTIKLARINI KENDİLERİNE HABER VERECEKTİR. ALLAH ONLARI BİR BİR SAYMIŞTIR. ONLAR İSE UNUTMUŞLARDIR. ALLAH HER ŞEYE ŞAHİTTİR. (MÜCADELE SÛRESİ: 1-6)”

ALLAH TEÂLÂ NÂZİL BUYURDUĞU BU ÂYET-İ CELÎLELER İLE O ESKİ GELENEĞİN YANLIŞ BİR ZANDAN İBARET OLDUĞUNU, BÖYLE SÖZLERLE KADININ, KOCASININ ANASI OLAMAYACAĞINI BİLDİRDİ.

ANCAK, BÖYLE BİR SÖZ SÖYLEYENE DE FAKİRLERİN LEHİNE OLMAK ÜZERE BİR CEZA KOYDU. KONAN CEZALARI ÜÇ GURUP HALİNDE DUYURDU. HERKESİN İMKÂNI, GÜCÜ NİSPETİNDE BU ÜÇ CEZADAN BİRİNİ YERİNE GETİRMESİNİ DÎNÎ BİR VAZİFE SAYDI. GÜNAHA DÜŞEN KULUN ANCAK BU ŞEKİLDE AFFEDİLECEĞİNİ AÇIKLADI.

RESÛL-İ EKREM (S.A) EFENDİMİZ İLÂHÎ MESAJ YÜKLÜ BU ÂYET-İ KERÎMELERİ OKUDUKTAN SONRA HAVLE (RA)’YA HİTABEN:

– “ONA SÖYLE DE BİR KÖLE AZÂD ETSİN” BUYURDU. HAVLE:

– “HANGİ KÖLEYİ YA RASÛLALLAH! ALLAH’A YEMİN EDERİM Kİ ONUN AZÂD EDECEK BİR ŞEYİ YOK.” DEDİ. FAHR-İ KÂİNAT (S.A) EFENDİMİZ:

– “O ZAMAN PEŞİ PEŞİNE İKİ AY ORUÇ TUTSUN.” BUYURDU. HAVLE:

– “VALLAHİ O ÇOK YAŞLIDIR. BUNA DA GÜCÜ YETMEZ.” DEDİ. EFENDİMİZ:

– “O HALDE ALTMIŞ YOKSULU DOYURSUN.” BUYURDU. HAVLE:

– “YA RASÛLALLAH! ONDA BU İMKÂN DA YOK.” DEDİ. BUNUN ÜZERİNE RAHMET PEYGAMBERİ EFENDİMİZ:

– “BİZ SANA BİR AĞACIN VERDİĞİ KADAR, BİR SEPET HURMA VERECEĞİZ.” BUYURDU. HAVLE BİNT-İ SA’LEBE DE:

– “BEN DE O KADAR HURMA İLÂVE EDECEĞİM VE DAĞITACAĞIM.” DEDİ. EFENDİMİZ HAVLE’NİN BU SÖZÜNDEN MEMNUN OLDU VE:

– “GİT ONA VER DAĞITSIN. AMCAOĞLUNUN, KOCANIN İYİLİĞİ İÇİN ÇALIŞ.” BUYURDU.

ZAYIF DÜŞMÜŞ ,HORLANMIŞ ,DEĞER VERİLMEYEN KADINLARIN SESİNE TERCÜMAN OLMUŞ BU OLAY BİZE,ALLAH’(CC)IN VE ALLAH RASULUNÜN BU DURUMU TASVİP ETMEDİĞİNİN BİR NİŞANESİDİR.BU OLAY SADECE BİRİSİ .DİĞER BAZI OLAYLARDA DA KADININ CEMİYETİN MERKEZİNDE ERKEĞİYLE OMUZ OMUZA NASIL BERABER OLABİLECEĞİNE DAİR ÖRNEKLER DE ÇOKTUR.CAHİLİYE DEVRİNDE VE GÜNÜMÜZDE HORLANAN KADININ KURTULUŞUNUN FEMİNİZMDE DEĞİL ,İSLAM’IN GERÇEKTEN ÖĞRENİLİP ,KADINLARIN HAKLARININ DİN ADINA GASBEDİLMESİNİN ÖNÜNE GEÇİLEREK MÜMKÜNDÜR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.KADINLAR DA HAKLARINI ÖĞRENMEK İSTİYORSA DİNİMİZİ GÜZELCE ÖĞRENMELİLER.DİNİMİZİ ÖĞRENMENİN DE SADECE NAMAZ KILMAK ,ORUÇ TUTMAK ,BAŞINI ÖRTÜP KUR’AN ÖĞRENMEKLE MÜMKÜN OLMAYACAĞI DA BİR GERÇEK.BUNLAR ELBETTE YERİNE GETİRİLECEK ANCAK DİN SADECE BU DEĞİL.HAYATIMIZIN HER ANINI KUŞATAN HAREKETLERİMİZDE DİNİMİZİN EMRİNE UYULDUĞUNDA BİZİ İYİLİK VE GÜZELLİKLERİN BEKLEDİĞİNİN UNUTMAYALIM.
HAYIRLI RAMAZANLAR DİLEĞİYLE.

KAYNAKLAR:

TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ ,31.CİLT

TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, 16.CİLT

PROF. DR.SÜLEYMAN ATEŞ,KUR’AN-I KERİM TEFSİRİ

DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ,D.İ.B.YAYINLARI

KUR’AN YOLU :TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR 5.CİLT ,D.İ.B.YAYINLARI

HAZIRLAYAN:SERAP UYSAL

BİR HANIM SULTAN’IN ÖYKÜSÜ

ADİLE SULTAN
Sultan Abdülmecit’le Sultan Abdülaziz’in ablası olan Âdile Sultan; okumuş, yazmış, gayet zeki, iyi bir şair, kâtip ve yazısı güzel bir hanım sultandır. Kaptanı Derya Mehmet Ali Paşa ile mutlu bir evlilik yapar öyle ki, “Ben kocamla iftihar etmekteyim” der ve bu sözlerini her mecliste söylemekten çekinmez. Çok geçmeden bu mutlu çiftin Hayriye adında bir kızları dünyaya gelir. Mehmet Ali Paşa daha sonraları sadrazam olacak, ama çiftin mutlu evliliği ciddi kayıplarla yüzleşecektir. Çok geçmeden Adile Sultan önce kocasını, ardından da biricik kızını kaybeder. Bu acılara sabreden sultan, artık kendini bir kat daha iyilik etmeye vermiştir. Silivrikapı’da hâlâ duran “Bâlâ” adlı tekkeyi baştanbaşa tamir ettirmiş, bir imaret yeri açtırmıştır. Her sene muharrem ayında kazanlarla aşureler pişirterek fukaraya ve civar mahallelere dağıttırır. Perşembe pazarı’nda Arap Camii’ni yeniden inşa ettirip, yanına şadırvan ve mektep yaptırır. Medine’de yaptırdığı sebilhânenin giderlerini karşılamak üzere; arsa, fırın, sebil, kahvehane, dükkan, mağaza, değirmen, dokuz kagir menzil, bir hurma bahçesi, on dört oda, sofadan oluşan bir ribat, boş araziler vakfeder. Ayrıca, Eyüp, Galata, Dudullu ve civarında çok sayıda müstakil bina, ev, mağaza ve arazi gibi çok sayıda taşınmaz malını da hayır işler için bağışlar. Nakit olarak verdiği paraların İstanbul’un yoksullarına dağıtılması ise onun sık yaptığı işlerdendir .

Kardeşlerinin vefatına kadar Âdile Sultan Sarayı bir ramazan boyu misafirlerle dolar ve benzeri saraylarda görülmeyen bir ihtişam ile meşhur ve malûmdur. Yemekler mücevherli sahanlarda verilir ve ramazanın ilk iftarına Hanedanı Âli Osman’a mensup bütün sultanların gelmesi adettir. Bu usul İkinci Abdülhamid saltanatının ilk senelerine kadar devam eder. Bu iftarın özelliği yalnız mücevherli takımlarda değil, yemeklerin yapılışındadır. Emektar ve işgüzar saraylı kadınların en meşhurları iç mutfağa sokulur, ince ve nadide yemekler hazırlatılır. Emîr dolmaları, piliçli muluhiyyeler; kaymaklı tepsi börekleri ve benzeri yemeklerin haremde yapılması adettir. İftar zemzemle bozulur bozulmaz, müezzinler derhal kamet getirir, imam yerine gider, akşam namazı eda edilir. Büyük sofralar paravanlarla ayrılır, harem ağaları, kalfalar, halayıklar, uşaklar misafirlerin arkasından namaza dururlar. Sultanın iki imamı, bir hayli müezzini ki bunların sesleri birbirinden güzel ve tesirlidir. Namaz biter bitmez gümüş tepsiler içindeki billur kadehlerle şerbetler, şuruplar ve bir kat daha serinlik verici diş kiralarının dağıtılması asla ihmal edilmez.

Sarayın halkından ve kalabalığından çok dışarıdaki fukarayı yedirmek ve giydirmek için bir hayli para harcayan Adile Sultan tahsisatını hemen hemen borç edercesine sarf eder, fakat kardeşleri zamanında maaşlarını herkes muntazaman aldığı için hazinesi dengesizlik çekmez. Fukarasını kendisinden fazla düşünen Âdile Sultan, “Benim kimsem kalmadı; ölümümden sonra mallarım hazineye gidip çürüyeceğine satılsın, açıklarımız kapatılsın, düzenimiz bozulmasın, fukaramız mahzun olmasın. Fazla gümüş takımlar, mücevherli sahanlar ve antika takımların getireceği para epeyce eder, bunlar satılsın” der; lâzım gelenlere ve bilhassa huzuruna çağırarak kâhyasına uzun uzun emirler verir. Bu emirler karşısında bir süreliğine tereddüde düşen kâhyasına, “Bu servet milletin sayesindedir. Allahü teâlâ, fukarasına elimizden geldiği kadar bakmamızı emrediyor, tereddüde mahal yoktur” der ve elinde lüzumsuz ne varsa satıp fukaraya bağışlar.

Senelerce saraydan çıkmayan Âdile Sultan, sekseni geçen yaşlılığında karyolasından kalkacak mecali yoktur, devamlı oturmayı yeğler, yemeğini bile oracıkta yer, ancak namaz vakitleri bu yerinden kalkar. Pirifaniliğin de verdiği yorgunluk haliyle sultan, gece gündüz uyur, çevresindekilere de; “Aman beni avutun, masal söyleyin, ninni söyleyin. Ne yaparsanız yapın, uyutun; kızımı, kocamı rüyada göreyim” der.

Çok sevdiği eşi ve yitirdiği evladının acısıyla yanan Âdile Sultan, nihayet Bağlarbaşı’ndaki Validebağ Sarayı’nda 1898’de vefat eder. İstanbul Eyüp’te, Bostan İskelesi yakınındaki türbesine defnedilir.