MİLLETVEKİLERİMİZİN MENÜSÜ

MİLLETVEKİLLERİNİN YEMEĞİ

“Seçimler bitmiş ve vekiller kimi yemin etmiş kimisi etmemiş, daha ilk günlerden millet hayal kırıklığına uğramış, TV ekranlarından iktidar muhalefet kavgası gırla gidiyor.

“Bir gün meclis lokantasında bütün partilerden bir kısım vekil toplanmış ,yemek yiyecekmiş. Orada bulunanlar arasında iktidar ve muhalefet liderleri varmış.(faraza) Garson gelmiş vekillerden birine sormuş:

-Ne arzu edersiniz efendim?

-Teşekkürler demiş. Bir şey istemez. Biz birbirimizi yiyeceğiz.”( Önemli not: Bunlar bir fıkra, biz uydurduk, yani Türk milleti! Ama gerçek değil mi?)

                                 

Dürüstlük Sözleri

Amerikan Cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln’ den bir söz:

“Eğer vatandaşlarımın güvenini kötüye kullanırsam onların sevgi ve güvenini tekrar kazanmama imkân yoktur. Evet, herkesi bir zaman aldatabilirsiniz. Hatta bazılarını her zaman aldatabilirsiniz. Ama herkesi her zaman aldatmazsınız.

XIII. Louis’in (1601-1643) maliye bakanı Charles Duret söyle söylemiş:
— Şayet biri beni kazıklarsa Allah onun belasını versin. Aynı kişi beni ikinci defa kazıklarsa, Allah hem onun hem benim Belamı versin. Ama üçüncü kez de kazıklarsa Allah yalnız benim belamı versin..

Biz de Louis gibi demeyelim de, yaklaşan on bir ayın sultanı ramazan-ı şerif hürmetine  yüce Rabbimiz tüm milletimize iyilikler ,güzellikler ,hayırlar,iki cihan mutluluğu ve yanında da basiret ihsan eylesin :AMİN AMİN YA MUİN .VELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN!

NOT :ARŞİVİMDEN GÜNÜN ÖNEMİN BİNAEN BÜYÜK BİR TEVAFUK ESERİ RASTLADIĞIM BU METİNLERİ SİZİN DE İSTİFADENİZE SUNUYORUM .

FIKRA DEYİP GEÇMEYİN ..

BİRİ BİR SÖZ DEMİŞ O DA NEYMİŞ DEMEYİN .BAZI SÖZLER İMBİKTEN SÜZÜLMÜŞTÜR ÖYLE BİR MANA VERİR Kİ ,SAATLERCE KALEM OYNATMAKTAN DAHA ÇOK MERAM ANLATIR .

HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

TUZLU ÇİLEK ÇOK NEFİS.TADIN DA BAKIN!

                     İKİYÜZLÜLÜĞÜN BÖYLESİNE DE PES
OSMANLI DEVLETİ’ nin değerli ir devlet adamı olan Yusuf Kamil Paşa, bir gün evinde bir yemek daveti verir.
Davetliler mükellef yemekleri iştahla yedikten sonra, meyve faslına geçilir. Masaya buzlu çilekler gelir. İlk olarak uzanan Yusuf Kamil Paşa, çatalını sapladığı iri bir çileği ağzına götürürken kazara masadaki tuzluğun içine düşürür.
Ama ziyan olmasın diye tuza bulaşmış çileği alıp yer.
Berbat bir tat verdiği halde bozuntuya vermez ve masada bulunanlara:
– Arkadaşlar, tuzlu çilek hiç de fena olmuyormuş, isteyen deneyebilir, diye tavsiyede bulunur.
Bunun üzerine birkaç kişi dener. Bunlar:
– Paşam gerçekten nefis oluyor…
– Bundan sonra çileği hep tuzlu yemek isterim.
– Tuzlu çileğin lezzetini keşfetmekte geç bile kalmışız!
 Bu ve bunun gibi Paşa’ya yaranma hedefi güden şeyler söylerler.
Kamil Paşa, o esnada masada bulunan, yardımcılarından, yeri geldiğinde sözünü esirgememekle tanınan, Minas Efendiye de:
– Arkadaşların görüşleri için sen ne dersin Minas Efendi, diye fikrini sorar.
Minas Efendi kendisinden beklendiği şekilde cevap verir:
  • -Paşam, bu adamlar özel hayatlarında bu düşüncelerini söyleseler üzerinde durulmaya değmezdi. Fakat devlet hayatında da böyle ikiyüzlü davrandıkları için, memlekette işler bu yüzden kötüye gidiyor!
Tarihimizin derinliklerinde kalan bu hatıra, maalesef her zaman rastlanan türden .Her demde dalkavuklar görmek mümkün; hele ki belli bir makam ve mevkiye sahip insanların makamına göre dalkavuklarının sayısı artar .Bu da bazen makam sahiplerinin egosunu şişirir ve giderek kendini daha üstün ,çok üstün ,kusursuz görme yanlışlığını doğurur .
Öyle bir an gelir ki ,kişi artık nefsini ilah edinir ,dalkavuk da farkına belki varır belki varmaz, o da karşısındakinin ilahlaştırır.
Biz belki dalkavuk kelimesini gülünç anlamda ele alıyor ,önemsemiyoruz gibi lakin, şahsiyet bozukluğundan iman meselesine kadar büyük bir zaaftır aslında .
Bu konuyu ciddiye alıp nefsimizi yargılamak durumundayız .
Bir vaka daha :
“Padişahın biri patlıcan yemeğini çok severmiş.
Bir gün yemekte:
– Şu patlıcan ne güzel sebzedir. demiş.
Dalkavuğu hemen:
– Haklısınız Sultanım. Bu patlıcan öyle lezizdir ki, kırk çeşit yemeği olur, tatlısı olur, turşusu olur, yemeğe doyamazsınız. diye methiyeler düzmüş.
Derken birkaç gün sonra yemekte yine patlıcan varmış. Padişah da o gün tersinden kalkmış
– Ne bu yahu, yine patlıcan, yine patlıcan. Bari bir şeye de benzese. diye kükremiş.
Dalkavuk da :
– Yaa evet Sultanım. Zaten kara kuru bir şey, tadı yok, kekremsi, yemeği yemek değil, tatlısı tatlı, turşusu turşu.
Padişah da:
– Sana da bir şeyler oluyor. Daha iki gün önce patlıcanı öve öve bitiremedin. Bugün de yerin dibine batırdın. deyince, dalkavuk hemen atılmış:
– Aman Sultanım, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil.”

HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

SİYASİ FIKRALAR

                              Gördüğünüz gibi “HER YER KARANLIK”!
Ama  biri, ülke meseleleri hakkında Neyzen Tevfik’e şöyle sorar:
-Tevfik Bey, ne oluyoruz? Ahvali âlem nasıl?
Neyzen Tevfik, her zaman olduğu gibi, o devirdeki siyasi hayattaki belirsizliği ve ülkenin o anki durumunu kastederek şöyle cevap verir:
-Gördüğünüz gibi! Dostum, Gördüğünüz gibi.

İNSANIN MAHARETİ
Bir sohbet sırasında, Ârif Nihat Asya’ya:
-Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş, derler.
Ârif Nihat Asya, şöyle cevap verir:
– Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik!


*
ÇOK YÜZLÜLER
Mehmed Âkif, iki yüzlü insanlara çok kızardı. Bir gün bir arkadaşına şöyle dedi:
– İki yüzlüleri artık sever hale geldim. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.
 Necip Fazıl’ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner.
Havaalanındakiler merakla, “Ne oldu, nasıl oldu?” diye sorarlar. mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli:
“Ahirete kabul etmediler, geri döndük.”
                                  HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

DİYECEĞİNİ DEĞİL ,DUYACAĞINI DÜŞÜNSENE A!

Bir gün Cahız’a bir adam gelir.
-Sen, der, çok hazır cevapmışsın herkesi sustururmuşsun. Onlardan bana birkaç tane öğretsene.
Cahız, “böyle şeylerin öğretilemeyeceğini, bunun yaratılış, zeka ve bilgiden kaynaklandığını” söylese de adam ısrar eder. Sonunda Cahız;
– Nasıl susturucu bir cevap istiyorsun? Diye sorar. Adam
-Mesela biri gelse bana, eşek, aptal diyecek olsa ben ne karşılık vereyim? deyince, Cahız şu cevabı verir:
-Ne diyeceksin, haklısın dersin!
NOT :CAHIZ HAKKINDA BAKINIZ DİA. CAHIZ MADDESİ
SUNAN :SERAP UYSAL

BİR SİYASET DUAYENİ OSMAN BÖLÜKBAŞI’DAN

O ,siyaset ve hitabette bir dehaydı ..
kıymeti yeterince bilinemedi .
Hapislerde yattı,yine de sözünü asla çekinmedi .”SÖZÜM ODUN GİBİ OLSUN ,DOĞRU OLSUN TEK “diyen bir üslubun takipçisi idi.
 hitabeti ve sorulara verdiği cevaplar kısa,belki bir cümleckti ama .cuk …yerine oturan veciz ifadelerdi …
bizler onu görmedik ama hayatını okuyup araştırdığımız her bir kahraman TÜRK evladı gibi bizde da az dehalar yetişmemiş dedrtip gülümsetiyor insanı ..
bakınız bazen suasr kalırız ,yok ermeni katliamı yok bilmem işgalci Türkler yok barbar Türkler ifadeleri ben gibi sizleri de rahatsız etmiyor mu .
Bölükbaşı gibi  pratik bir cevap veriveremiyoruz bazen ama okuyup öğreneceğiz ecdadımızdan uzak tarih ,-yakın tarih …
“Yurtdışındadır bir gün .
sorulur :
-Türklerin Viyana önlerinde ne işi vardı ?
bir cümle …o tek bir cümle muhatabının işini bitiverir:
-HAÇLI SEFERLERİNİN İADE-İ ZİYARETİ ,İDİ !
BU KADAR!
O ,BİR CÜMLE İLE MUHATABINI YERE SERMEK İÇİN NE LAZIM ?
BİZİM KAÇIRDIĞIMIZ NOKTA İŞTE BURASI .
OOOO .NE CEVAP VERMİŞ AMA DİYE ÖVÜNMEK  GURUR DUYMAK YETMİYOR …
O HALDE ?
YAZAN:SERAP UYSAL

MEMURU İNSAN ŞAKİ SANIYOR

**
MEMURU İNSAN ŞAKİ SANIYOR
Turgutlu kaymakamının zulmünden vilayete şikâyete gelen Neş’et Efendi adlı bir vatandaş derdini viayette kaymakam olan şair Eşref’e söyler ve bir arzuhal yazmasını ister.
Eşref de şu kıt’ayı yazdırır:
“Her biri halince icray-i mezalim etmede.
Görse bir memuru insan, bir şaki sanıyor.
Eyleme beyhude ey biçare feryad-ü figan.
Ah-ı mazlumu hükümet musiki zannediyor.”
ANLAMI:
Her biri kendince zulüm etmekte:
İnsan bir memur görünce eşkıya sanıyor…
Ey zavallı, bos yere yakınma, bağırıp çağırma;
Çünkü ezilenlerin ahını işiten hükümet bunu musîki sanıyor! “
bir de tersi olsa n’olurdu ?
milletin ahını almadan ,millete zulmetmeden ,milletin işin görmeyi ibadet bilen insanlar olaydı o makamlarda n’olurdu?
hazırlayan :serap uysal

EŞREF DER Kİ :”SEN KİM ,ADALET KİM?”

 

Bir kanun adamının Şair Eşref’e büyük bir hıncı vardı. Bir gece Eşref’in sokağa fenersiz çıkmasını fırsat bilir ve karakola götürmek ister. Şair ayak diretince de yakasına yapışır, sille tokat dayak atar. Eşref de karşılık verir.
“Vazife başındaki zaptiye memuruna tokat atmak” suçundan adliyeye sevk edilir. Sorgu hakimi Ohannes Efendi adındaki Ermeni, bir kağıda usulen bazı sorular yazar ve Eşref’e,
– “Bunlara cevap verin!” diyerek uzatır.
Eşref de,;
-“Suallerinizin topuna cevaptır” diyerek şu kıt’ayı yazar:
“Elinde yok adalet, olsa da sen kim, adalet kim,
Kimi mazlum görürsen hep kabahat sendedir!… Dersin…
Polisler üstüme saldırdı, ben de sille aşk ettim
Be Müstantik Efendi!… Söyle, sen olsan ne halt yersin.

HAZIRLAYAN .SERAP UYSAL

“BİRAZ DA İNSAN GÖRÜN” DEDİ ,ARİF NİHAT ASYA

         BİR YİĞİT SESİ ANALIM :ARİF NİHAT ASYA

Şairlerimiz vardır hepimizin bildiği ..

Şiirleri vardır dillere destan ,unutulmayan ,her daim anılan .

İşte onlardan biridir ARİF NİHAT ASYA merhum ..

Edebiyat öğretmenidir .

ADANA ilimizde de görev yapan  bu yiğit ses, görev yaptığı tüm diğer yerlerde olduğu gibi ADANA’ da da vatana sevdalı gençler yetiştirir .

O’nun çoşkusu şiirlerini okuyanlara dahi sirayet etmişken varın öğrencilerini siz düşünün .

Diyorum ki sözün burasında ,böyle bir öğretmene öğrenci olmak vardı ..

Bir dönem siyasete de girer BAYRAK ŞAİRİMİZ …

1950 yılında DP’den aday olan şairimize derler ki :

-Sen CHP”nin devlerinin karşısına hangi cesaretle çıkıyorsun ?

Devler dedikleri de ADANA’nın sayılı siyasetcilerinden Kasım Gülek başta olmak üzere, Kemal Satır,Cavit Oral gibi güçlü rakiplerdir..

Seçim öncesi Adana’da bir miting düzenlenir ve orada sözün ustası söze şöyle girişir :

-Sevgili Adanalılar!

Politikaya soyunmamızdan sonra bazı dostlarım bana ;

-“Sen CHP’nin falan ,filan devlerinin karşısına hangi cesaretle çıkıyorsun diye sordular.

Bu sözler gerçekte bana cesaret  verdi.Çünkü şimdiye kadar sizin karşınıza hep birtakım devler çıktı.

Biraz da insan görün diye ben huzurlarınıza çıkmış bulunuyorum .

Bu sözlerden sonra ADANALILARIN halini hayal edin .

(ARİF NİHAT,bu giriş cümlelerinden sonra alkıştan meydan çökecek sandım ,diyor.)

O’nu anlatmaya ve anmaya devam edeceğiz inşaallah ..

HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

 

HİCİVLERİYLE ÜNLÜDÜR ŞAİR EŞREF

 

Yine Eşref yine bir gün hicveder. Hem de Zaptiye Nazırını ağır surette hicveder. Bu zat Eşref’e:
-Yazdığın hicivler ayıp değil mi, der.
Eşref oralı olmaz ve:
-Sen yapıyorsun ayıp olmuyor da, ben yazınca mı ayıp oluyor, der ve yine bir beyit söyleyiverir:
“Eylemem hicv-i edani eylemekten ihtiraz,
Olsun onlardan deni duçar-ı vehm ü kim olan
Bir zarar gelmez o kâfirlerden asla gelse de
Ateş-i Nemruddan korkar mı İbrahim olan .”

serap uysal

BAYRAK ŞAİRİM NE GÜZEL SÖYLER:HER GÖNÜLDE BİR ASLAN YATAR

Bayrak şairimiz ARİF NİHAT ASYA ,olayları yorumlarken öyle pratik ve kısa yoldan bir cümle ile anlatıverir ki ,hiç öyle uzun konuşmaya gerek kalmaz .

Aşağıdaki anlatılan hatırasında da öyledir keza .

“Herkesin gönlünde bir aslan yatar.” atasözümüzden hareketle şöyle dermiş merhum :

— Her gönülde bir aslan yatar, diyenlere inandım.

Gönülleri dolaşmaya çıktım.

İçinde kediler, tavuklar, çakallar yatan; yılan, çıyan, solucan yuvalı gönüller keşfettim.”

Yalan mı?

SERAP UYSAL