“KADIN VARDIR ÇERDEN ÇÖPTEN AŞ EDER , KADIN VARDIR PİŞMİŞ AŞI TAŞ EDER “

“KADIN VARDIR ÇERDEN ÇÖPTEN AŞ EDER ,

KADIN VARDIR PİŞMİŞ AŞI TAŞ EDER “DEMİŞLER…

DE;NİYE DEMİŞLER …

BUNUN ÖRNEĞİNİ AŞAĞIDA OKUYACAKSINIZ İNŞAALLAH …

BAZEN ANİDEN MİSAFİR GELDİĞİNDE BİZ HATUNLAR ŞAŞAKALIRIZ ,NE YAPSAM NE PİŞİRSEM DİYE ….

AMA, “MİSAFİR UMDUĞUNU DEĞİL DE BULDUĞUNU YER “DİYEN ATALARIMIZ SÖZÜ BAZEN KULAĞIMIZDAN UÇAR GİDER …

BAZI MAHARETLİ HATUNLAR DA HABERSİZ DE GELSE ,MİSAFİRİN BİR RAHMET ,BİR BEREKET OLDUĞUNU İDRAK EDER ,YEMEK YEDİRMENİN ,İKRAM ETMENİN DİNİMİZDEKİ ÖNEMİNİ KAVRAMIŞSA,BUNU BİR İBADET BİLİNCİ İLE YAPAR ..

HELE Kİ RAMAZAN’DA MİSAFİR GELDİĞİNDE ,HABERLİ VEYA HABERSİZ ,ŞAHSEN BEN YEMEK YETER Mİ ACABA DERKEN ,YEMEKLERİN NASIL BEREKETLENDİĞİNE ,EKMEKLERİN YETER Mİ Kİ DEYİP ,AZ BİRAZ FAZLA ALDIĞIMIZDA HİÇ ELLENMEMİŞ GİBİ ARTTIĞINA ŞAHİT OLMUŞUMDUR..

SADECE BEN Mİ ,HERKES BUNU SÖYLÜYOR ….YEMEK YETER Mİ Kİ DERKEN ARTAN YEMEKLERİ GÖRÜNCE HİÇ YENMEMİŞ GİBİ DİYENLERİ HEPİMİZ DUYMUŞUZDUR .

EEE …ATALAR YİNE DEMİŞ ,NE GÜZEL DEMİŞ …

“MİSAFİR ON KISMETLE GELİR ;BİRİNİ YER,DOKUZUNU BIRAKIR..”

BİR RAMAZAN HATIRASI

“Devlet dairelerinden birinde bir kalem müdürünün maiyetinde çalışan memurlar:

-“Bizim şefe bir akşam baskın yapalım, iftara gidelim” diye karar vermişler. İftar topuna beş dakika kala şefin evine varmışlar. Adamcağız şaşırmış, ama belli etmeyip “buyurun” demiş. Doğru hanımına koşmuş:

-“Hanım, bir misafir baskını var” demiş. Hanım:

-“Efendi üzülme. Top patlayınca: Adetimiz böyledir, evvela namaz kılarız de. Birinci rekatta Yasin suresini, ikincisinde Fetih suresini oku. Yalnız kapıyı aralık bırak, pilavın yağını koyunca sesinden anlar, namazı bitirir, misafirleri buyur edersin.” demiş.

Hakikaten maharetli hanımın dediği gibi yapılmış ve davetsiz misafirler yemeğe oturduklarında kendilerini doyuracak kadar yemeği görünce hayret etmişler.”

ŞİMDİ NERDE BÖYLE BİRİNCİ REKATTA YASİN, İKİNCİ REKATTA FETİH OKUYACAK ADAM ?

BÖYLESİ ELBET VARDIR …HELAL OLSUN ONLARA …

YA HATUN KİŞİ …

BÖYLESİ ELİ AYAĞI ÇABUK ,YEMEĞİ ,MİSAFİRİ YÜKSÜNMEYEN ,HABERSİZ MİSAFİR GELDİĞİNDE SURAT ETMEYEN HATUN KİŞİ DE AZ BULUNUR …

ONLAR KADINLARIN YÜZ AKIDIR .

ALLAH ONLARIN HUYUNU ,MAHARETİNİ BİZLERE DE İHSAN ETSİN …

HAYIRLI RAMAZANLAR DOSTLAR..

**

YİNE ESKİ BİR YAZI..

AMA HOŞ MESAJLAR ,GÜLÜMSETEN ,TAKDİR HİSSİ İLE İNSANI DONATAN ,GÜZEL MESAJ VEREN BİR YAZI .

İKRAMIMDIR .

BUYURUN BERABER ALALIM .

SERAP UYSAL

TUZLU ÇİLEK ÇOK NEFİS.TADIN DA BAKIN!

                     İKİYÜZLÜLÜĞÜN BÖYLESİNE DE PES
OSMANLI DEVLETİ’ nin değerli ir devlet adamı olan Yusuf Kamil Paşa, bir gün evinde bir yemek daveti verir.
Davetliler mükellef yemekleri iştahla yedikten sonra, meyve faslına geçilir. Masaya buzlu çilekler gelir. İlk olarak uzanan Yusuf Kamil Paşa, çatalını sapladığı iri bir çileği ağzına götürürken kazara masadaki tuzluğun içine düşürür.
Ama ziyan olmasın diye tuza bulaşmış çileği alıp yer.
Berbat bir tat verdiği halde bozuntuya vermez ve masada bulunanlara:
– Arkadaşlar, tuzlu çilek hiç de fena olmuyormuş, isteyen deneyebilir, diye tavsiyede bulunur.
Bunun üzerine birkaç kişi dener. Bunlar:
– Paşam gerçekten nefis oluyor…
– Bundan sonra çileği hep tuzlu yemek isterim.
– Tuzlu çileğin lezzetini keşfetmekte geç bile kalmışız!
 Bu ve bunun gibi Paşa’ya yaranma hedefi güden şeyler söylerler.
Kamil Paşa, o esnada masada bulunan, yardımcılarından, yeri geldiğinde sözünü esirgememekle tanınan, Minas Efendiye de:
– Arkadaşların görüşleri için sen ne dersin Minas Efendi, diye fikrini sorar.
Minas Efendi kendisinden beklendiği şekilde cevap verir:
  • -Paşam, bu adamlar özel hayatlarında bu düşüncelerini söyleseler üzerinde durulmaya değmezdi. Fakat devlet hayatında da böyle ikiyüzlü davrandıkları için, memlekette işler bu yüzden kötüye gidiyor!
Tarihimizin derinliklerinde kalan bu hatıra, maalesef her zaman rastlanan türden .Her demde dalkavuklar görmek mümkün; hele ki belli bir makam ve mevkiye sahip insanların makamına göre dalkavuklarının sayısı artar .Bu da bazen makam sahiplerinin egosunu şişirir ve giderek kendini daha üstün ,çok üstün ,kusursuz görme yanlışlığını doğurur .
Öyle bir an gelir ki ,kişi artık nefsini ilah edinir ,dalkavuk da farkına belki varır belki varmaz, o da karşısındakinin ilahlaştırır.
Biz belki dalkavuk kelimesini gülünç anlamda ele alıyor ,önemsemiyoruz gibi lakin, şahsiyet bozukluğundan iman meselesine kadar büyük bir zaaftır aslında .
Bu konuyu ciddiye alıp nefsimizi yargılamak durumundayız .
Bir vaka daha :
“Padişahın biri patlıcan yemeğini çok severmiş.
Bir gün yemekte:
– Şu patlıcan ne güzel sebzedir. demiş.
Dalkavuğu hemen:
– Haklısınız Sultanım. Bu patlıcan öyle lezizdir ki, kırk çeşit yemeği olur, tatlısı olur, turşusu olur, yemeğe doyamazsınız. diye methiyeler düzmüş.
Derken birkaç gün sonra yemekte yine patlıcan varmış. Padişah da o gün tersinden kalkmış
– Ne bu yahu, yine patlıcan, yine patlıcan. Bari bir şeye de benzese. diye kükremiş.
Dalkavuk da :
– Yaa evet Sultanım. Zaten kara kuru bir şey, tadı yok, kekremsi, yemeği yemek değil, tatlısı tatlı, turşusu turşu.
Padişah da:
– Sana da bir şeyler oluyor. Daha iki gün önce patlıcanı öve öve bitiremedin. Bugün de yerin dibine batırdın. deyince, dalkavuk hemen atılmış:
– Aman Sultanım, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil.”

HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

HAYATA DAİR DERSLER

MALI ALLAH VERİR
İnsanlarda anlaşılmaz bir mal biriktirme hastalığına şahit oluyoruz .
Allah hepimizi bu duygudan uzak eylesin .
Hele ki devlet makamına gelenlerin ,yedi sülalesine menfaat sağlama çabası anlaşılabilir bir şey değil .Adeta cehennemini satın alıyor insanlar .
Ömer bin Abdülaziz Kİ,ALLAH rahmetiyle muamele eylesin ,insanların hukukuna öyle dikkat ederek halifelelik görevini icra etmiş ki ,29 ay gibi kısa zamanda koskoca İSLAM DEVLETİNİN maddi ve manevi bir çok sorununa çözüm bulmuş .
Öncekiler ve sonraki EMEVİ hanedanı bu konuda elbette ki pek de onun gibi rahmetle anılamıyor .
Çünkü onların yaptığı zulüm ile Ömer bin ABDÜLAZİZ’in yaptıkları arasında dağlar kadar fark var .
RAHMETLE ANILMAK:İŞTE BÜTÜN MESELE BU
Bakınız :Tarih nasıl yadediyor insanları …

***

Abbâsi Halifesi Mansur, Hz. Ebu Bekir Sıddîk’ın torunu Abdurrahman bin Kasım’a “Bana nasihat et.” der. O da şöyle söyler:
“Ömer bin Abdülaziz, vefât ettiğinde ardında on bir evlat ve on yedi dinar para bırakmıştı. Beş dinar ile kefenlendi, iki dinar ile kabir yeri satın alındı, kalan paradan da evladından her birine on dokuzar dirhem düştü.
Hişam bin Abdülmelik de öldüğünde on bir evlat bıraktı, her birine bir milyon dirhem miras bırakmıştı.
Daha sonra ben Ömer bin Abdülaziz’in evladından bazılarının günde yüz atlıyı kuşandırıp Allah yolunda cihada gittiklerini gördüm. Hişâm’ın evladından da dilenenleri gördüm”. (HayatülHayavan)
                                    ZOR CEVAP
Fuat Paşa, kendi elinde yetişmiş devlet adamlarından biri olan Hurşit Paşa’ya vezirlik rütbesi verir ve sonra da Şam valiliğine atar. Fakat Hurşit Paşa, yaptığı yanlışlarla o derece halkın memnuniyetsizliğine sebep olur ki, Fuat Paşa onu vezir yapmaktan ve valilik gibi bir makama getirmekten büyük pişmanlık duyar. Bu pişmanlığını bazı meclislerde şöyle dile getirir:
  • Cenabı Hakk’a her yaptığımın, her tasarrufumun hesabını veririm, ama Hurşit Paşa’yı niçin vezir ve vali yaptın diye sorarsa buna cevap bulamam.
                          
MAŞAALLAH PEK DE BİLGİLİ İMİŞ
Tanzimat dönemi devlet adamlarından olan, ciddiyet ve dürüstlüğü ile tanınan Hüsrev Pasa (öl. 1854), seraskerlik(genelkurmay başkanlığı) mevkiindeyken, genç bir adam, kendisine danışılmadan padişah tarafından tophanede ehliyet gerektiren bir göreve atanır. Padişahın torpiliyle yapılmış böyle bir atamayı veto edecek yetkisi olmadığı için Hüsrev Pasa sesini çıkarmaz. Adam, görevine başlamadan önce nezaketen bilgi vermek amacıyla Hüsrev Paşa’yı ziyaret eder. Pasa, padişahın doğrudan atama yapması dolayısıyla adamın ehliyetinden şüphelenir ve ufaktan yoklamaya kalkışır:
— Efendi evlâdım, topçuluk gibi çok önemli bir göreve atanmışsın. Herhalde topla ilgili derin bilgi ve tecrübe sahibisindir?
Adam gayet pişkin cevap verir:
— Elbette Paşam! Bendeniz Bebek’te oturmam hasebiyle, her yıl Ramazan ayında, iftar ve sahurda patlatılmak için Rumelihisarı’na getirilen topu yakından gördüm, elledim ve yüzlerce defa sesini işittim.
Hüsrev Pasa, tahmin ettiği gibi biriyle karsı karsıya olduğunu anlar, ama belli etmez.
Yalnızca:
— Maşallah, top hakkında sandığımdan da fazla bilgi sahibiymişsin evladım, demekle yetinir.

                                                                        ***

Akşam akşam kafama takıldı .
Bu göreve atanan delikanlının acaba top elinde patlamış mıdır ?
Ne dersiniz ?
HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

KENAR-I DİCLE’DE BİR KURT AŞIRSA BİR KOYUNU          GELİR DE ADL-İ İLAHİ ÖMER’DEN SORAR ONU   (HZ.ÖMER)

“ SEÇİMLERDE VATANDAŞIN OYU; HESABI, TARİH VE ALLAH HUZURUNDA VERİLECEK BİR MİLLET EMANETİDİR.”  (OSMAN BÖLÜKBAŞI)
Emanet herkese karşı gözetilir, herkesten alınan emanet sahibine geri verilir. Vatandaştan, seçilerek şöyle veya böyle, devlet yönetimini teslim alan yöneticilerimiz de büyük vebal altına girmişlerdir. Hz Peygamber (sav):
 “Sana emanet verenin emanetini öde, senin emanetine hıyanet edene, sen hıyanet etme” (Tirmizi, Büyu’ 38; Ebu Davud, Büyu’ 79) buyurur.
Bir başka hadiste Hz Peygamber (Sav): “Mutlaka hakları sahiplerine ödeyeceksiniz. Hatta kıyamet günü boynuzsuz koyun, kendisini toslayan boynuzlu koyuna kısas yapacak (o da ona toslayarak hakkını almış olacaktır)” (Müslim, Birr 15; Tirmizi, Kıyamet 2) buyurmuştur.

              KENAR-I DİCLE’DE BİR KURT AŞIRSA BİR KOYUNU
         GELİR DE ADL-İ İLAHİ ÖMER’DEN SORAR ONU   (HZ.ÖMER)
Seçimlerde milletin oyunu vererek devletin yönetimini teslim ettiği yöneticiler, aldıkları emanetin maalesef bilincinde değiller. Halka hizmet Hakka hizmettir anlayışı hâkim olsa, olabilse işler düzelecek. Ama iş, hiç de göründüğü gibi olmuyor maalesef. Ve gizli hesaplar, dünyalık düşünceler ve sair sebepler Allah’ın verdiği emaneti teslim alamayan dağlar gökler ve yerler kadar sorumluluktan korkmayan, Allah’a vereceği hesabı düşünmeden ülke hizmetine soyunan bir siyasetçi profili çıkarıyor karşımıza.
“DEMOKRASİNİN MANEVÎ TEMELİ OLAN AHLÂK VE FAZİLET BİR TARAFA BIRAKILIRSA, O ZAMAN DEMOKRASİ, YOLU SANDIKTAN GEÇEN BİR DOLANDIRICILIĞIN ADI OLUR.”(O.BÖLÜKBAŞI)

                                İNSANLARI AİLEN BİL
Ömer bin Abdülaziz (ra) halife olduğunda Salim bin Abdullah ve
Muhammed bin Ka’b’a (ra) “Bana akıl verin!” diye birer mektup yollar.
Salim bin Abdullah’tan kendisine şöyle bir cevap gelir:
“İnsanları baba, kardeş ve oğlun gibi bil!
Babana iyilikte bulun! Kardeşini kolla! Oğluna şefkat göster!”
Muhammed bin Ka’b’dan da şöyle bir cevap gelir:
“Kendin için istediğin şeyleri insanlar için de iste!
Kendin için istemediğin şeyleri insanlar için de isteme!
Şunu bil ki ilk halife sen değilsin ve sen de bir gün öleceksin!”
Uzun söze hacet var mı? Ömer bin Abdülaziz, çok kısa bir süre halifelik yaptı.
Bu nasihatlere kulak vererek dedesi Hz. Ömer gibi bir adalet timsali yönetici oldu ve adını beşinci Raşit halife olarak tarihe yazdırdı.
HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

MAKAM EMENETTİR

MAKAM EMANETTİR
İki kişi, Allah Resulü’ne gelip kendilerini emir tayin etmelerini rica ederler. Allah’ın Elçisi:
-“Biz, işimizi isteyene ve makam düşkününe vermeyiz.”
 (Buhari, Ahkâm 1) buyurur.
Hz. Peygamber, kendisinden valilik isteyen Ebu Zerr Gıfarî’ye de şöyle demiştir:
 “-Ebu Zerr, sen zayıfsın, o makam bir emanettir. Sonu da kıyamet gününde bir perişanlık ve pişmanlıktır. Yalnız hak ederek alan ve üzerine düşeni de yerine getiren müstesnadır.” (Müslim, İmaret 16) bu sözleri duyan Ebu Zerr(RA) bir daha böyle bir talepte bulunmaz.
Yine amcası Hz Abbas (ra) bir yere vali olarak görevlendirilmesini talep ettiğinde ona, bu işin çok mesuliyetli olduğunu hatırlatarak vazgeçmesini söylemiştir.
                                    BU HATAYI BİR DAHA YAPARSAN
Ünlü vezir İshak Paşa’nın ehil olmayan bir kişiyi önemli bir göreve atadığını tespit eden Fatih Sultan Mehmet Han, ona:
-“Paşa, bu hatayı ikinci kez işlersen, sadece vezirliği değil, başını da alırım! Devlet-i Al-i Osmanî ancak dürüst, liyakatli ve bilgili kişilerin omuzlarında yükselebilir” demiştir.

 

HAZIRLAYAN VE SUNAN:SERAP UYSAL

BAYRAK ŞAİRİM NE GÜZEL SÖYLER:HER GÖNÜLDE BİR ASLAN YATAR

Bayrak şairimiz ARİF NİHAT ASYA ,olayları yorumlarken öyle pratik ve kısa yoldan bir cümle ile anlatıverir ki ,hiç öyle uzun konuşmaya gerek kalmaz .

Aşağıdaki anlatılan hatırasında da öyledir keza .

“Herkesin gönlünde bir aslan yatar.” atasözümüzden hareketle şöyle dermiş merhum :

— Her gönülde bir aslan yatar, diyenlere inandım.

Gönülleri dolaşmaya çıktım.

İçinde kediler, tavuklar, çakallar yatan; yılan, çıyan, solucan yuvalı gönüller keşfettim.”

Yalan mı?

SERAP UYSAL

GÜLÜMSETEN TARİH HATIRALARI

Yaşamı boyunca gazetecilik, yazarlık ve siyaseti birlikte yürütmüş olan Hüseyin Cahit Yalçın (1864-1957), gazeteci
olarak bir Arap ülkesine yaptığı bir ziyaret sırasında, önceden ahbaplığı olan bir Arap aristokratını Türkiye’ye davet etmiş.

Adam bunu çok istediğini, ama birkaç kelime dışında Türkçe bilmediğini söylemiş. H. Cahit, Arap dostuna, bildiği Türkçe sözlerin neler
olduğunu sormuş. Adam, “Nasılsınız, teşekkür ederim, evet efendim, emriniz olur efendim…”gibi birkaç sözü saymış.
H. Cahit, ahbabını yüreklendirmiş:
— Oooh dostum, sen bildiğin bu sözleri yerli yerinde kullanırsan bizim memlekette bas üstünde tutulursun!.

**

TEK MANDA
1. Dünya Savası sonunda agır bir yenilgiye ugrayan Osmanlı devletinin ekonomisini kurtarma önerileri içinde Amerikan
veya İngiliz mandasına girme önerisi de vardı. Yahya Kemal en çok bu öneri sahiplerine kızar ve söyle dermiş:
— Sultan Fatih, İstanbul’u almak için döktürdüğü toplardan her birini kırk mandaya çektirmişti. Bunlar ise koca İmparatorluğu bir tek mandaya çektirecekler.

iLERI IÇIN
Demokrat partinin önde gelen isimlerinden olan ve çesitli bakanlıklar yapmıs bulunan Tevfik Ileri, Yassıada
yargılamalarından bir süre sonra vefat etmisti. Onun ölümü üzerine eski DP’liler, bu arada DP’ye oy veren vatandaslar çok
üzülmüşler. Cenazesi çok kalabalık olmuştu.
DP’ye muhalif basın, cenazeye ilişkin haberi:
— Gericiler T. İleri için çok ağladılar, diye vermiş.
O. Yüksel, bu haber veriş tarzı üzerine söyle yazmış:
— Biz ’İleri’ için o kadar ağladık; nasıl gerici diye suçlanırız?

**

Osman Yüksel Serdengeçti, bir divan sairinin(ŞAİR EŞREF) 

-Yeri geldiğinde, fırsat çıktığında kendimi bile hicvetmezsem namerdim”
anlamındaki sözlerini hatırlatır şekilde; yerinde, sırasında kendisini ve sorunlarını espri konusu yapmaktan çekinmez.
Yakalandığı parkinson hastalığının belirtilerinden biri de titremedir. Özellikle ellerin, kolların titremesi çok göze batıcıdır.
O. Yüksel kendindeki bu belirtileri görüp üzülen dostlarına söyle dermis:
— Atalarımız, “Ey Türk titre ve kendine dön!” diye buyruk verdiler. Biz de buna uyarak öyle bir titredik ki bir daha
kendimize dönemedik.

Yine parkinson hastalığı için su espriyi yaparmış:
— Araba markası gibi isim. İnsan bunun bir hastalık adı olduğunu bilmese, keşke benim de bir parkinsonum olsa
demekten kendini alamaz.

***

MAKAM ARABASI
CHP iktidarının son yıllarında Diyanet Isleri Bakanlıgı yapmıs olan hemsehrisi Ahmet Hamdi Akseki’ye, dönemin
hükümeti bir makam arabası tahsis etmiş. Osman Yüksel bunu duyunca hemşehrisine takılmış:
— Hocam, artık sıratı da bu arabayla geçersin!

MİLLET EŞEKTİR ANLAMAZ (MI)

ALLAH İRADESİNİ HAKİM KILMAK İÇİN YERYÜZÜNDEKİ İYİ İNSANLARI KULLANIR.KÖTÜ İNSANLAR İSE İRADELERİNİ HAKİM KILMAK İÇİN ALLAH’I KULLANIRLAR.”

**
Tarihimizin meşhur hiciv şairlerinden şair Eşref,kaymakamlık da dahil bulunduğu görevler esnasında gördüğü aksaklıkları hicvetmeden durmamış ömrü hicivle geçmiştir.Gülümsemeye ve düşünmeye ihtiyacımız olduğu şu günlerde onu anmak herhalde insanları hem gülümsetecek hem düşündürecektir
**
Kamil Paşa, yapılan bir şikâyet üzerine, Şair Eşref’i vilayet makamına davet eder. Davete icabet eden Eşref, vilayete geldiği zaman, kendisine valinin encümende olduğunu ve biraz beklemesi icap ettiğini söylerler. Valiyi bekleyen şair, bir ara konuşulanları dinlemeye çalışır.
O esnada; valinin, münakaşa edilen bir mesele hakkında “O kadar incelemeyin, millet eşektir, anlamaz” dediğini duyar.
Bu sözlerden fena halde üzülen şair, cebinden çıkardığı bir kağıda şu kıtayı yazar ve oradaki odacıya valiye verilmek üzere bırakır, sonra da çıkıp gider.
” Erbab-ı devletten biri millete eşek dese
Reddolunmaz sözü, ama eşşoğlu can sıkar.
Millete eşek diyen eşek herif, bilmez mi ki
Sadrazamlar da, valiler de milletten çıkar.”
Açıklaması: makam sahibi bir kişi, millete eşek demiş, bu söz reddedilmez ama, can sıkar… Millet eşek olsa dahi, eşek diyen kişi bilmez mi ki; sadrazamlarla valiler de milletin içinden çıkar…)

ON OKKALIK SAKAL

VALİ BÖYLE YAPARSA
Kaba ve uzun sakallı bir köylü bir gün bulunduğu yerin valisine giderek aşar memurlarının on çuval buğdayını ,yüz çuval tahmin ettiklerini beyanla şikayetçi olur. Vali şikayete gelen köylüye:
-Bizim memurlarımız bu kadar haksızlık etmezler.On okka sakalınla utanmadan bir de yalan söylüyorsun ,deyince;
-Efendim ,insaf ediniz .Siz benim ancak yedi sekiz dirhem gelen sakalımı ,on okka tahmin ederseniz memurlarınız on çuvalı yüz çuval tahmin etmezler mi?

ATATÜRK’E HAKARET EDEN KÖYLÜ

Atatürk’e hakaretten sanık bir köylü hakkında kovuşturma yapılıyordu. Durumu Ata’ya bildirdiler.
-Mahkemeye veriyoruz, dediler, size küfür etmiş.
Atatürk sordu:
-Ben ne yapmışım ona?
Soruşturma evrakını inceleyenler açıkladılar:
-Gazete kâğıdı ile sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş da ondan.
Bunu söyleyen o zamanın bakanlarından biridir.
Atatürk, Bakana şu soruyu yöneltmiş:
-Siz hiç gazete kâğıdı ile sigara içtiniz mi?
-Hayır…
-Ben Trablus’ta iken içmiştim. Pek berbat şeydir. Köylü gene bana az küfretmiş. Siz bunun için mahkemeye vereceğiniz yerde, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız.