“KADIN VARDIR ÇERDEN ÇÖPTEN AŞ EDER , KADIN VARDIR PİŞMİŞ AŞI TAŞ EDER “

“KADIN VARDIR ÇERDEN ÇÖPTEN AŞ EDER ,

KADIN VARDIR PİŞMİŞ AŞI TAŞ EDER “DEMİŞLER…

DE;NİYE DEMİŞLER …

BUNUN ÖRNEĞİNİ AŞAĞIDA OKUYACAKSINIZ İNŞAALLAH …

BAZEN ANİDEN MİSAFİR GELDİĞİNDE BİZ HATUNLAR ŞAŞAKALIRIZ ,NE YAPSAM NE PİŞİRSEM DİYE ….

AMA, “MİSAFİR UMDUĞUNU DEĞİL DE BULDUĞUNU YER “DİYEN ATALARIMIZ SÖZÜ BAZEN KULAĞIMIZDAN UÇAR GİDER …

BAZI MAHARETLİ HATUNLAR DA HABERSİZ DE GELSE ,MİSAFİRİN BİR RAHMET ,BİR BEREKET OLDUĞUNU İDRAK EDER ,YEMEK YEDİRMENİN ,İKRAM ETMENİN DİNİMİZDEKİ ÖNEMİNİ KAVRAMIŞSA,BUNU BİR İBADET BİLİNCİ İLE YAPAR ..

HELE Kİ RAMAZAN’DA MİSAFİR GELDİĞİNDE ,HABERLİ VEYA HABERSİZ ,ŞAHSEN BEN YEMEK YETER Mİ ACABA DERKEN ,YEMEKLERİN NASIL BEREKETLENDİĞİNE ,EKMEKLERİN YETER Mİ Kİ DEYİP ,AZ BİRAZ FAZLA ALDIĞIMIZDA HİÇ ELLENMEMİŞ GİBİ ARTTIĞINA ŞAHİT OLMUŞUMDUR..

SADECE BEN Mİ ,HERKES BUNU SÖYLÜYOR ….YEMEK YETER Mİ Kİ DERKEN ARTAN YEMEKLERİ GÖRÜNCE HİÇ YENMEMİŞ GİBİ DİYENLERİ HEPİMİZ DUYMUŞUZDUR .

EEE …ATALAR YİNE DEMİŞ ,NE GÜZEL DEMİŞ …

“MİSAFİR ON KISMETLE GELİR ;BİRİNİ YER,DOKUZUNU BIRAKIR..”

BİR RAMAZAN HATIRASI

“Devlet dairelerinden birinde bir kalem müdürünün maiyetinde çalışan memurlar:

-“Bizim şefe bir akşam baskın yapalım, iftara gidelim” diye karar vermişler. İftar topuna beş dakika kala şefin evine varmışlar. Adamcağız şaşırmış, ama belli etmeyip “buyurun” demiş. Doğru hanımına koşmuş:

-“Hanım, bir misafir baskını var” demiş. Hanım:

-“Efendi üzülme. Top patlayınca: Adetimiz böyledir, evvela namaz kılarız de. Birinci rekatta Yasin suresini, ikincisinde Fetih suresini oku. Yalnız kapıyı aralık bırak, pilavın yağını koyunca sesinden anlar, namazı bitirir, misafirleri buyur edersin.” demiş.

Hakikaten maharetli hanımın dediği gibi yapılmış ve davetsiz misafirler yemeğe oturduklarında kendilerini doyuracak kadar yemeği görünce hayret etmişler.”

ŞİMDİ NERDE BÖYLE BİRİNCİ REKATTA YASİN, İKİNCİ REKATTA FETİH OKUYACAK ADAM ?

BÖYLESİ ELBET VARDIR …HELAL OLSUN ONLARA …

YA HATUN KİŞİ …

BÖYLESİ ELİ AYAĞI ÇABUK ,YEMEĞİ ,MİSAFİRİ YÜKSÜNMEYEN ,HABERSİZ MİSAFİR GELDİĞİNDE SURAT ETMEYEN HATUN KİŞİ DE AZ BULUNUR …

ONLAR KADINLARIN YÜZ AKIDIR .

ALLAH ONLARIN HUYUNU ,MAHARETİNİ BİZLERE DE İHSAN ETSİN …

HAYIRLI RAMAZANLAR DOSTLAR..

**

YİNE ESKİ BİR YAZI..

AMA HOŞ MESAJLAR ,GÜLÜMSETEN ,TAKDİR HİSSİ İLE İNSANI DONATAN ,GÜZEL MESAJ VEREN BİR YAZI .

İKRAMIMDIR .

BUYURUN BERABER ALALIM .

SERAP UYSAL

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ

Bugünlerde acayip bir şekilde “TEKASÜR SURESİ”ne kafayı taktım. Niye TEKASÜR SURESİ? Senelerdir ekranlardan, gazetelerden siyasilerin, cemaatlerin, gazetelerin çekişmesi hep bir güç gösterisine dönüştüğü için, bu insanların birbirini adeta yok etmek istercesine hareket etmeleri…

Bir vatandaş olarak bu durumdan rahatsızlık duyuyorum. Türkiye’mizi bir gemi gibi farz etsek, bu geminin içinde hepimiz varız. Battığı anda kimler kurtulabilir: meçhul. Belki de hepimiz. Fakat öylesine bir güç yarışı yaşanıyor ki, her gün haberler başladığında bugün bakalım, kim kime ne demiş, kim kimi yemiş kabilinden. Ve midemize kramplar giriyor. Tabii Aynı haberi tekrar tekrar diğer kanallardan dinlemek zorunda kaldığınızda ise sinirlerin ne hale geldiğini düşünün.(malum kumanda beylerde)

Dedim ya elbirliği edilecek yerde birinin ak dediğine diğerinin kara demesi kesinlikle muhtemel bu şahıs ve gruplar akla ister istemez Tekasür Suresini getiriyor. Açıp bir daha okuyayım dedim. Değişik tefsirlerden baktım. En son DİYANET’in çıkardığı yeni sayılabilecek bir tefsir olan hepinizin bildiği “ KUR’AN YOLU, TÜRKÇE MEAL VE TEFSİRİ” çağdaş yorumuyla paylaşmaya değer göründü. Tekasür suresine ait bölümü aynen okuyucularımızla paylaşmak istedim. Okuyalım:

ESİRGEYEN VE BAĞIŞLAYAN ALLAHIN ADIYLA

NÜZULÜ: Mushafta 102,iniş sırasına göre 16.sure. Kevser suresinden sonra, Maun suresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır.

ADI: Sure adını birinci ayette geçen ve “çokluk yarışı, çoklukla övünme”anlamlarına gelen “tekasür”kelimesinden almıştır.”Elhaküm” ve “Makbure”isimleriyle de anılmaktadır.

KONUSU: Surede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve ahiret hallerinden söz edilmektedir.

MEALİ: RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA:

1-Çoğalma yarışına kendiniz öylesine kaptırdınız ki;

2-Sonunda(kimin yakını daha çok diye)kabirlere bile gittiniz.

3-Hayır! Yakında bileceksiniz.

4-Hayır, hayır! Elbette yakında bileceksiniz.

5-Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız!

6-Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz!

7-Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan –beyan göreceksiniz.

8-nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.

TEFSİRİ:

1-5.ayetler: “Çoğaltma yarışı”diye çevirdiğimiz 1. ayetteki “tekasür”kelimesi, bu sure bağlamında özellikle “yüksek bir amaç gütmeden, neden, niçin demeden mal, evlat, yardımcı, hizmetçi gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri, büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, manevi ve ahlaki sorumluluğu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak”anlamına gelmektedir. Bu tutku bireysel olabileceği gibi toplumsal da olabilir. Ayette “tekasür”kavramı cahiliye toplumunun zihniyet yapısını tanıtmakla birlikte, evrensel bir mesaj da içermekte, genel bir tespit ve dolaısyla uyarı anlamı da taşımaktadır. Nitekim birkaç asırdır özellikle “gelişmiş” denilen ülke ve toplumlarda hâkim zihniyet olan kapitalizmin esası da durmadan üretip, tüketmek tekrar üretmek, karı ve serveti sınırsıza çoğaltmaktır. İşte bu dünya görüşü ve onun doğurduğu uygulamalar da bu “çoğaltma yarışı”nın çağdaş örneğidir. Ancak insanlığın manevi ve ahlaki değerlerini, birikimlerini sistem dışı bırakan, hatta tahrip eden bu yarış, sonuçta ekonomik ve siyasi gücü, iletişim imkanların da kullanarak bireysel ilişkilerden, uluslar arası ilişkilere kadar uzanan bir haksızlık ve adaletsizlik düzeni doğurmakta ve nihayet dünyayı “global” bir mutsuzluk alanı haline getirmektedir.

İkinci ayetteki “mekabir”kelimesi, kabir anlamındaki “makbere”nin çoğuludur.”Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz”mealindeki cümleye müfessirler üç türlü mana vermişlerdir.

a-Mecazi anlamda, “Sonunda ölüp kabirlere girdiniz; bu tutku ve yarış ölünceye kadar sürüp gitti.”

b-Yine mecazi anlamda , “Kabirlerdeki ölülerle övündünüz.”

c-Lafzi anlamda, “Bizzat kabirlere gidip ölülerle övündünüz.”

Tefsirlerde anlatıldığına göre Cahiliye Arapları mal, evlat, akraba ve hizmetçilerinin çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususla övünürken yaşayanlarla yetinmeyip, kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de ispat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının kabirlerini göstererek onların dahi çokluğuyla övünürlerdi. Surenin iniş sebebi olarak bu tür rivayetler bulunmakla birlikte genel anlamda insan fıtratındaki mal, evlat ve taraftarların çokluğu ile övünme ve benzeri davranışlar eleştirilmekte, gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.

Üçüncü ve beşinci ayetlerin başındaki “hayır” anlamına gelen “kella” edatı ebedi olan ahiret hayatını orada verilecek hesabı ve bu hesap için hazırlık yapmayı unutup da fani olan ve ancak daha yüksek amaçlar için kullanıldığında bir değer ifade eden mal, mülk ve benzeri imkânları bilinçsizce çoğaltma yarışına girişip bunlarla övünmenin korkunç bir gaflet ve yanılgı olduğu gerçeğini vurgulamak maksadıyla üç defa tekrar edilmiştir.

Beşinci ayette “kesin bir bilgi” diye çevirdiğimiz “ilmel yakin”tamlaması sözlükte , “bir şeyi gerçek haliyle idrak etmek”anlamına gelen “ilim” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamına gelen “yakin”kelimelerinden oluşan bir terim olup “kesin olan akli ve nakli delillerin ifade ettiği bilgi”diye tarif edilmiştir.

6 -8.ayetler:”…gözünüzle ayan beyan göreceksiniz”diye çevirdiğimiz kısımdaki “aynel yakin “tamlaması sözlükte göz anlamına gelen “ayn” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamındaki “yakin”kelmelerinden oluşan bir terim olup gözlem yoluyla elde edilen ve doğruluğu apaçık olan bilgiyi ifade eder.(BK: Yusuf Şevki Yavuz, “Aynel yakin ,DİA,4,269).

Aynel yakin ile elde edilen bilginin, İlmel yakin ile elde edilen bilgiden daha üstün ve kesinlik derecesi daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.(ayrıca bk: Al-i İmran:18)

Yüce Allah, dünya hayatında mutlak gerçeği kabul edip de ahiret hayatı için hazırlık yapmayan, aksine fani şeylere aldanıp onlarla başkalarına karşı övünenlerin ahirette cehennem azabıyla cezalandırılacağını yemin ederek haber vermiştir.

Altıncı ayette , “Cehennemi mutlaka göreceksiniz .”ifadesinin mecazi bir görme şeklinde anlaşılmaması için yedinci ayette “Onu aynel yakin olarak gözünüzle ayan beyan göreceksiniz.”buyurulmuş; böylece hem tehdit pekiştirilmiş hem de cehennem olayının büyüklüğü ifade edilmiştir.(EBU HAYYAN: 8,508)

Sekizinci ayet ise, Allah’ın verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirmek üzere O’nun yolunda ve emrettiği şekilde değerlendirmeyip de onları başkasına karşı övünme ve kendini üstün görme aracı yapanların bu nimetlerden hesaba çekileceklerini, sonuçta cehennem azabıyla şiddetli bir şekilde cezalandırılacaklarını göstermektedir.

 

KAYNAK: DİB YAYINLARI

KUR’AN YOLU TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR

PROF.HAYRETTİN KARAMAN

PROF.MUSTAFA ÇAĞIRICI

PROF.İBRAHİM KÂFİ DÖNMEZ

PROF.SADRETTİN GÜMÜŞ

ANLARA 2007

CİLT5,SH:677–680

 BİRKAÇ SENE ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZI İDİ BU  .

BELLEK KONTROLDE YİNE PAYLAŞILMALI BU YAZI DİYEREKTEN …

HAYIRLI CUMALAR DİLEK VE DUASIYLA .

SUREYİ ANLAMAYI VE MESAJINI HAYATA GEÇİRMEYİ RABBİMİZ CÜMLEMİZE NASİP EYLESİN .

 YAZAN : SERAP UYSAL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a.’in arkadaşlarından, o dönemin hadis ve kıraat âlimlerinden Süleyman A’meş, bir gece evinde eşiyle tartışmış ve hanımını biraz incitmişti. Buna rağmen tartışmadan hemen sonra hanımıyla tekrar konuşmak istemiş, ama hanımı kocasına kırgın olduğu için, adamın sözlerini cevapsız bırakmıştı.

Adam öfkeyle:-Niçin bana cevap vermi yorsun? diye hanımını bağırıp, azarladı. Fakat bir cevap alamadı.

A’meş’in kızı babasına:-Bu gece olmasa da, yarın sabah konuşur seninle, dediyse de adamın öfkesi dinmedi:-Eğer bu gece benimle konuşmazsa, benden kesin boş olsun, dedi.

Kızcağız da annesini konuşması için ikna etmeye çalıştı. Ama annesi inat etti, konuşmamakta direndi. Karısının konuşmamakta kararlı olduğunu gören A’meş’in ise az önce öfkeyle ettiği yeminin ciddiyeti aklına geldi, söylediğine pişman oldu. Eşiyle boş olmaktan kurtulmak için care düşünmeye başladı. Gecenin bir yarısında giyinip evden cıktı. Doğru Ebu Hanife Hazretlerinin evine gitti. Ebu Hanife onu içeri alıp derdini sordu. A’meş karısıyla olan hadiseyi anlattı, dert yandı:-Bu kadın bu tavrıyla benden kurtulup kaçmak istiyor. Beni sıkıntıya sokmasından korkuyorum. Kendisi çocukların annesidir. Onu boş olmaktan kurtarıp beni rahatlatacak bir care var mı? diye sordu.

Ebu Hanife:-Üzme kendini. ‘ın izniyle bir care bulunur, dedi.Ebu Hanife, A’meş’in oturduğu yerdeki mescidin müezzinine haber gönderip yanına çağırdı. Bu gece sabah ezanını henüz vakti girmeden okumasını tenbihledi.

A’meş de evine dönüp, ezanı beklemeye başladı. Daha sabah olmadan okunan ezanı duyan A’meş’in hanımı, sabah oldu da boşanması gerçekleşti zannederek konuştu:-Oh be! dedi. Senden kurtuldum, kötü huylu herif! A’meş ise kıs kıs gülerek cevap verdi:-Henüz sabah olmadı. Sen de konuşup yeminimi bozdun. Bize çare gösterenden razı olsun.

CEN.NET CAFE

HAYATIMIZIN ANTİVİRÜS PROĞRAMI=NAMAZ
Cami imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nufus müdürlüğüne gider.
Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakıninternet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim ‘fesuphânAllah’lar,estagfirullah’lar cektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:
                                      CEN.NET CAFE
Cafe işleten delıkanlıya:
– Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
– Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.
Abdullah hoca başlar beklemeye. Boylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.
Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır.
Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.
Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan cikamiyorlarsa, ayrı ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir ‘fesuphanAllah’
Bir ‘fesuphânAllah’ daha çeker ve:
– Ahir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine
Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur.
En azından bu da bir hürmet ifadesidir. ‘Aferin’ derken içinden, hayflanır, istemeden:
– Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.
Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
– Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
– Buyurun amca, ne soracaktınız?
– Sen Allah’i bilir misin?
Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği joleli saçları, her baktığında bir ‘fesuphanallah’ daha çektiği sakal şekliyle
bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.
Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
– Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?
Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
– Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah’ı, bana bir anlatır mısın?
Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
– Bu bilgisayar ile biliyorum amca.
– Bunlarla mı? Pek anlayamadım.
– Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah’ın varlığının en açık delillerinden biridir.
Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir.
Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını,
Mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana.
Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki:
‘Bu Alet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.’
Darwin bile ‘çüş lan deve’ der.
Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
– Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?
– Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor.
Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur;
Yani bir anlamda da farz-i muhal buranın tanrısı benim.
Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor.
Hemen yakalıyorum onları.
-Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle?
Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz?
-Paramız yok abi! Derlerse;
-Yok öyle yağma! deyip cezalandırıyorum.
Internet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum.
Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana?
Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı?
Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?
– Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah’ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?
-Ben Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.
– Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
– Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler.
Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka.
Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır.
Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.
Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti.
Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu.
Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi.
– Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
– Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.
– Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.
– Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca:
Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş.
Ben de gönlümde sadece O’na ve sevdiklerine yer vermeliyim,
O’nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım.
İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O’nu soylemeli, O’nu anlatmalıyım.
Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu
O’nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildigim bundan ibaret.|
– Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
– Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!
Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey|
Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse,
Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor.
Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de..
– Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: NAMAZ
– Eveeet amca, NAMAZ anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, gunde beş kere da bağlanırız
Böylece sürekli güncellenir.

ALINTIDIR…

SUNAN :SERAP UYSAL