EBU DERDA:ÜMMETİN HAKİMİ

Onlar iki kadim dost idiler .

Ebu Derda ile Abdullah Bin Revaha ‘dan bahsediyoruz .

Ebu Derda tüccar .Güzel kokular sattığı dükkanında tek düşüncesi işi.

İşini iyi yapan biri olarak ünlenmiş ve güzel koku sevenlerin uğrak yeri olan dükkanında tüm vaktini geçiriyor .

Öyle kaptırmış ki kendini işine ;13 yıl Mekke’de ,2 yıldır da Medine’de yayılan ve neredeyse Mus’ab Bin Umeyr’in tabiriyle Medine’de İslam’ın girmediği ev adeta kalmamasına rağmen, İslam onu hiç ilgisini çekmemiş .

Canciğer dost olmalarına rağmen hayat görüşleri ve inançları birkaç yıldır değişmemiş .

Abdullah Bin Revaha,1. Akabe biatında ilk Beat edenlerden biridir. Şair tabiatlıdır.

 Bu dostuna zaman zaman kendisinin yeni mensubu olduğu dini ve çok sevdiği peygamberini anlatsa da ,Ebu Derda bir türlü onu dinlemek istemiyor ve konuyu her daim başka bir yöne çeviriyor.

 Abdullah Bin Revaha ,İslam’a can  atalı 4 yıl geçmiş ve  peygamberimizin ve Müslümanların hicreti ile Yesrib , Münevver şehir, MEDİNE  olmaya başlamış .Müslümanlar arasında kardeşlik dillere destan olmuş ,Mescid-i Nebi inşa edilmiş .Lakin bunların hiçbirisi Ebu Derda’nın umurunda değil.Ne de bu konuda bir bilgi de  edinmek istememiştir .

Ama; “ herkes kendi yediğinden ikram eder.” düsturunca ,Abdullah Bin Revaha da tüm hayatını değiştiren bu maddi ve manevi lezzetleri can dostu ile paylaşmak için son manevrayı, son hamleyi Bedir Savaşı için Mescid -i Nebi’den çağrı yapıldığında yola çıkmadan yapar ,fakat netice yine kovulmaktan beter.

Tüm çabalarına ve dil dökmelerine rağmen ters tepen tebliğ hamlesi Ebu Derda’nın her zaman putuna daha sıkı bağlanması neticesini vermiştir.

Bedir’e giderken de ,Bedir’den  zafer şenlikleri ile dönülürken de ;

“ Dostum batıl üzre yaşamaya daha ne kadar devam edecek”, üzüntüsü kalbindedir Revaha oğlunun   .

Savaş dönüşü yine Ebu Derda’nın ziyaretine gider, bu sefer evine.

 Evde yoktur can dostu. Hanımı Ümmü DERDA can dostunu misafir odasına alır eşinin .

Az sonra geleceğini söyler, orada dostunu beklerken bakar ki ,tahtadan bir put ,kişiye özel.

Odanın en üst köşesinde .

Dayanamaz , öfkeyle putu kırar .

Dilinde şair ruhundan dökülen sözler :

“Şeytanların isimlerinden arın artık  tümüyle.

 Bil ki  Allah’la beraber çağrılan her şey batıldır.

 Onda hayır olsaydı kendini korurdu.”

 Putun kırıldığı anda sesleri işiten  Ümmü Derda,kocasının bu duruma kızacağından korkarak :

“-Ey Revaha’n ın oğlu beni helak ettin,.”der .

Çıkıp giden Abdullah’ın ardından eve gelen eşine korkarak ve ağlayarak durumu haber verince Ebu Derda sinirlenir ve bunun hesabını sormak için evden çıkar, az- biraz yürür ama kafasına dank eden düşünce ile ilgili ve durur .

-“Şayet bu putta  bir hayır olaydı kendini korurdu .”

Bu düşüncesinin akabinde hidayet kendisine nasip olur ve dostunu bulur. Ona durumu haber verince Abdullah’ın ona sarılarak söylediği söz :

“-Bugüne kadar dostumdun, şimdiden sonra kardeşimsin .”

Bu iltifat onu da duygulandırır ve Peygamberimizin huzurunda inancını ikrar ve tekrar eder .

Sıra eve gelip eşine yeni dini tebliğ etmektedir.

Lakin onu bir sürpriz  bekler ki sonu sevinç ve sürurdur.

Çünkü eşi çok çok önceden iman etmiştir .

Ailesi içinde en son iman edenin  kendisi olduğunun farkına vardığında ise artık hep bu geç kalmışlığı  telafi etmek için uğraşacaktır.

 Sevgili Peygamberimiz (as) onu kendisi gibi o sıralarda İSLAM’a kavuşup iman eden Selman-ül Farisi’ ye kardeş yapar. Peygamberimiz ruhları, uyuşanları kardeş kıldığından Selman da, o da ASHAB-I SUFFA’nın gözde öğrencilerinden, kıdemlilerinden olurlar.

Selman da, o da ibadetlerine ve Kur’an’a dört elle sarılırlar.

İlim ve amel merkezli  hayatlarına öncelikle Kur’an’ı  ezberlemeyi  ilk hedef olarak belirlerler .

EBU DERDA bir süre işlerini azaltarak sürdürürse de bakar ki ,ilim ve ticareti bir arada götürmek çok zor olacak ,artık yeni hayatında ticarete yer vermeyip ,bilim ve Kur’an merkezli bir hayatın kucağına atar kendini.

 Hedefi:

 “Allah rızasını insanların rızasının önüne geçirmek ve ilme bütünüyle talip olmaktır.”

Ebu Derda’nın kendini İslam’a atmasıyla ibadet onun için bir iştiyak haline gelir.

 Peygamberimiz (sav)onu ibadette aşırı gitmemesi konusunda uyarmış olsa da farkına bile varmadan ibadetlere dört elle sarılır ve bu durum kardeşi Selman’ın da dikkatini dikkatini çeker.

 Bir gün Selmanü-L Farisi onun evine ziyaretine gelir .

Maddi durumları önceden iyi olmasına rağmen ,oldukça eski kıyafetler içinde ve bakımsız halini gördüğü Ümmü Derda’ya sorar bunun nedenini .Aldığı cevap düşüncürüdür .

“- Kardeşin Ebu Derda dünya malına ve zevklerini önem vermez. Onun için ben de bu haldeyim!”

 Bu duruma üzülen Selman, kardeşini uyarmayı kendisine bir vazife bilir ve o gece orada kalmaya karar verir.

Ebu Derda eve geldiğinde eşi ÜMMÜ DERDA sofra hazırlar.

 Ebu Derda ,kendisinin oruçlu olduğunu söyleyerek Selman’ı sofraya buyur edince Selman :

“-Sen yemedikçe  ben de yemem .”

der ve bu durum üzerine tuttuğu nafile orucu ,misafir hatırına bozar .

Gece vakti Ebu Derda, teheccüd için kalkar ama, Selman ona elini tutarak

“-Uyu !”der.

 Biraz uyur, tekrar kalkar yine :

“-Uyu,!”

sözleri…

 Gecenin sonuna doğru Selman seslenir :

-Şimdi kalk!

Ve beraber teheccüd namazı kılarlar verilen ders şöyledir:

“- Senin üzerinde Rabb’inin hakkı vardır ,nefsinin hakkı vardır ,ailenin hakkı vardır .

Hak sahiplerinin her birine hakkını ver .”

Selman’ın bu sözlerini Peygamberimizin yanına vardığında ona bildiren Ebu Derda ;Peygamberimizden de şu cevabı alır:

-“ Selman doğru söylemiş.

Ey  Ebu Derda!Bize  ruhbanlık emredilmedi .Rabbinin senin üzerinde hakkı var. Çoluk çocuğunun ,ailenin senin üzerinde hakkı var ,vücudunun senin üzerinde hakkı var. Her hak sahibine haklarını ver.”

          HAYIR DİLE KOMŞUNA ,HAYIR GELSİN BAŞINA

Atalar dost edinmenin önemine binaen çok söz söylemişler ,hani derler ya :

“Bir düşman çok ,bin dost az “.

O kabilden EBU DERDA ,herkese örnek olan tüm davranışları gibi dost edinme konusunda da bize örneklik sergilemiş .Allah için edindiği 300 dostu olduğu ve namazlardan sonra secdeye giderek onlara isim zikrederek dua ettiği anlatılır .

Kendisine bunun nedeni sorulduğunda :

-“Hiçbir kimse yoktur ki ,kardeşine gıyabında dua etsin de Allah (cc) ona ;

-“Senin için de aynısı olsun !”

diyen iki melek görevlendirmiş olmasın .

Ben meleklerin bana dua etmelerini istemez miyim ?”

Keşke bu idraki hepimiz  taşıyabilsek .

ÜVEYMİR, NE DE GÜZEL BİR SÜVARİDİR

O sadece ilim ve ibadetle uğraşmadı .

İlk savaş BEDİR’de henüz Müslüman değildir .Bedir ashabından olamamıştır ama ,UHUD GÜNÜ, onu süvari olarak kahramanca savaşırken gören sevgili peygamberimizin onun hakkında söylediği  şu sözler tarihe not düşüyor :

“-Uveymir ne kadar da hafif ve güzel bir süvaridir .”

Ebu Derda’nın esas isminin UVEYMİR olduğunu da yeri gelmişken söyleyelim .Ebu DERDA ismi  ,onun künyesidir .

Arapların  ilk çocuğuna nispet edilerek ,künye aldıklarını ve bu künyelerin esas ismi unutturacak kadar sıklıkla kullanıldığını da söyleyelim .

Çok değerli bir İslam hanımı olan ilk kızına nispetle ona “DERDA’NIN BABASI” anlamında “EBU DERDA” denilmiştir .

Annesi ve hatta üvey annesi bile onun ismiyle künyelenmiş onlara da “DERDA’NIN ANNESİ “anlamında “ÜMMÜ DERDA “denmiştir .

Tüm savaş ve seferlerde onu peygamberimizin yanıbaşında olanlar arasında görüyoruz .

               KADİ’L CÜND:İLK KAZASKER

Peygamberimizin [as]Hakk’a yürümesinden sonraki dönemlerde de onun daha da çok insanlara yön veren ,imrendiren çalışmalarına şahit oluyoruz .

İslam tarihinin ilk kazaskeridir o .Yani;

orduya tayin edilen ilk kadı odur .Yermük savaşında “KADİ’L-CÜND “ yani ordu kadısı ,Osmanlıdaki tabirle de KAZASKER olarak tayin edilir .

Daha sonra ŞAM’a kadı olarak tayin edilir .

İnsanlar onu karşılamaya ve tebrik etmeye geldiklerinde söylediği sözler bilinç uyandıracak ve insanı sarsacak türdendir .Ama  bunu anlamak için gönül gözlerinin dünyaya kapalı olması gerekir .

“-Beni kadılıktan dolayı mı kutluyorsunuz ?

Öyle bir uçurumun başına geçmişim ki,orada meydana gelecek ayak kayması Aden’e kadar olan mesafeden büyüktür .Eğer insanlar kadılığın taşıdığı sorumluluğu bilselerdi  onu istemedikleri için sırayla kadılık yapacaklardı .

Yine eğer insanlar ezanın faziletini bilmiş olsalardı onu istedikleri için sırayla müezzinlik yapacaklardı .”

Bu satırları yazarken aklıma bir küçük çocuk ile İmam-ı Azam’ın karşılaşması olayı geldi .

Hani anlatılır ya :

“Küçük bir çocuk koşarak camiye gidiyormuş da İmam-ı Azam sormuş:

– Yavrum bu acelen niye ?

-Camiye gidiyorum ,deyince

-Ama düşeceksin yavaş..

– Ey imam !Ben düşersem sadece üstüm başım çamur olur .

Ama, esas sen dikkat et !

Sen düşersen tüm Ümmet-i Muhammed’in ayağı kayar .”

HADİSELER İBRET VE DERS ALMAK İÇİNDİR

HZ .Ömer de halife olunca onun ŞAM’da vali olmasını ister, ama onun gönlünde yatan istek muallim olmaktır .Ve bu istek kabul görünce Şam büyük bir muallime kavuşmuş olur .

İnsanlar duymuşlardır Sevgili Peygamberimizin onun hakkında söylediği :

-“Ümmetin en abidi ,en muttakisi, en hakimi EBU DERDA’dır .”

Bunun nedeni ,niçini hakkındaki sorulara verdiği cevap ,aslında KUR’AN ‘da bize emredilen hayat düsturudur .

“-Bir saatlik tefekkür ,bir geceyi namazla geçirmekten hayırlıdır .”

İlminin genişliğine tanık olanlara verdiği cevap :

“-Öğrenmedikçe alim olamazsın .Öğrenip de amel etmedikçe yine alim olamazsın .”

   Şam’a vardığında halkın rahata düşkünlüğünü ve refaha daldığını görür ve bu durumdan dinimiz adına     endişelenir. Halkı mescide çağırır. Ve onlara şu uyarıcı hitabeyi yapar :

“Ey Şamlılar! Siz din kardeşlerisiniz, yurt komşularısınız. Düşmanlara karşı birbirilerinize yardımcılarsınız.

Ey Şamlılar! Bu ne hal böyle! Âlimlerinizin öte dünyaya göç ettiklerini ve cahillerinizin ise hâlâ ders almadıklarını görüyorum. Allah`ın sizin için tekeffül ettiklerine yöneldiğinizi ama size emredileni yapmadığınızı görüyorum.

Yiyemeyeceğiniz şeyleri topladığınızı, oturamayacaklarınızı bina ettiğinizi, erişemeyeceklerinizi düşündüğünüzü görüyorum.

Sizden önceki kavimler topladılar ve ümitlendiler. Çok geçmedi onların toplulukları yok oldu. Ümitleri aldanmaya, evleri kabirlere dönüştü.”

                                                                                         ***

Halk bu içli hitab karşısında ağlamaya başlar , öyle ki hıçkırıkları mescidin dışından duyulmaktadır.

O günden itibaren Ebu Derda, her fırsatı değerlendirir, Şam halkı arasında dolaşır, soru soranlara cevap verir, nasihatlerle halkı uyarır.

İNSANLARA ÜSVE-İ HASENE LAZIM

İnsanlar onun yaşamı ve sözleri arasındaki uyumu görmekte  ve ona büyük bir saygı duymaktadır .

Kendi yapmadığı şeyleri söylemek nasıl dinimizde kerih görülmüşse ve etkisi olmazsa onun hali de böyledir .

Halk örnek ve önder kişilikleri gördüğünde olumlu yönde etkilenir .

Bir defasında birkaç kişiyle karşılaşır. Onlar bir adamın başına toplanmışlar, ona hem vurmakta, hem de hakaret etmektedirler . Yanlarına gelip ne olduğunu sorar:

-“Bu adam büyük bir günaha düşmüş.” derler.

Ebu Derda gibi birisine her dem irşad vaktidir ,dikkatleri şu cümleyle toplar :

-“Ne dersiniz? Eğer bir kuyuya düşmüş olsaydı  bu adamı oradan çıkarmaz mıydınız?

-“Evet, çıkarırdık.”

-“Ona kötü söz söylemeyin, onu dövmeyin. Ona ancak öğüt verip öğretin ve sizi onun günahına düşmekten koruyan Allah’a hamd edin».

-“Sen ona kızmıyor musun?” diye sordular.

-“Ben sadece onun yaptığı işe kızıyorum. Eğer onu terk ederse, o benim kardeşimdir.”

 

            EBU DERDA’DAN BİR EĞİTİM MODELİ

Günümüzden en basitinden örnek verelim;

Kur’an  Kurslarında dahi ,”aman öğrenci çok olmasın ,yoksa eğitimin kalitesi düşer .”mantığı hakim .

Fakat görüyoruz ki, insan yeter ki istesin, herşeyde bir usül ,bir çözüm ,bir teknik geliştirerek istenen neticeye ulaşmak mümkün  .

Çok geçmeden Şam’da yüzlerce ilim halkası kuran Ebu’d-Derdâ (ra) burada bir ilim seferberliği başlatır. Dersleri halka halka büyür ve Şam mescidine sığmaz bir hale gelir.

Onar kişilik ders halkaları kurarak, herbirinin başına bir muallim koyar . Kendisi de tüm bu ilim halkalarını gezer ve kontrol eder.

Sabah namazından sonra başlayan bu süreç her gün öğlen namazına kadar devam eder.

Onun ders halkalarının sayısı 160’a varır, bu da 1600 talebesi olduğunu işaret eder. Ebu’d-Derdâ (ra) bu ders halkaları ve talebeleri vesilesiyle bizlere Efendimiz’in mübarek lisanından duyduğu 179 hadis-i şerifi rivayet eder.

 Ebu Derda, dünyanın geçici olduğunu asıl olanın ahiret olduğunu her fırsatta insanlara hatırlatır.

Şam’da oturduğu sıralarda, Muaviye b. Ebu Sufyan, onun kızı Derda’yı oğlu Yezid’Ie evlendirmek ister. Ebu Derda kızını Yezid’e vermeyi kabul etmez.

Ona haber ilk gittiğinde ,ilk işi ahlâk ve takvasını beğendiği, öğrencilerinden  bir gence kızı Derda’yı vermek olur . 

Böyle yapmasının sebebi sorulduğunda şöyle cevap verir:

-“Bu davranışımla sadece Derda’nın iyiliğini düşündüm. Derda’nın huzurunda hizmet eden köleler beklerse ve o parıltıları göz kamaştıran saraylarda oturursa siz onun hakkında iyi mi düşünürsünüz? O zaman dini nerede olur?”

Şam’da kaldığı günlerde Halife Ömer ,radıyallahu anh ziyaretine gelir.

Ebu Derda’nın üzerinde eski bir elbise vardır ve evinde kandil yoktur. Karanlıkta birbirlerini görmeksizin, karşılıklı konuşmaya başlarlar.

Hz. Ömer anlar ki, Ebu Derda’nın evinde dünya malı anlamında bir şey yok.

Şöyle der:

-“Allah iyiliğini versin, sana geçimini sağlamak için maaş bağlamadım mı? Sana göndermedim mi?”

-“Ey Ömer! Hatırlıyor musun, Rasulullah şöyle buyurmuştu:

“Sizin dünyadaki malınız bir yolcunun azığı kadar olsun.”

Ondan sonra biz ne yaptık?”

Halife Ömer uzun süre ağladı.

Ebu Derda, çevresindekileri ilme ve takvaya teşvik etmiş ve şöyle demiştir:

“İlim ancak arayıp öğrenmekle olur. İlim için sabah çıkıp akşam dönmenin cihad olmadığını sanan kimsenin aklı eksiktir”

Bir gün, Ebu Derda radıyallahu anh’ın yanına biri gelir ve aralarında şöyle bir diyalog gerçekleşir:

— Ey Ebu Derda! Büyük bir hastalığım var. Bunun tedavisinde bana yardımcı ol!

— Hastalığın nedir?

— Kalbimde dünya nimetlerine karşı aşırı sevgi var. Dünya, adeta kalbimi işgal etmiş. Kıldığım namazlarda nur göremiyorum. İbadetlerimden bir lezzet alamıyorum.

Ey Ebu Derda, ne olur beni bu hastalıktan kurtar!

Ebu Derda şu nasihati yapar:

“— Sık sık hasta ziyaretlerine git!

  Cenaze namazlarında bulun!

   Kabirleri ziyaret et!

 Bu üç şeyi muntazam yaparsan, bu hastalıktan kurtulursun. Sendeki dünya sevgisi yok olur, kalbin nurlanır, basiret gözün açılır.”

Bu kişi, bildirilen üç şeye bir müddet devam eder, fakat kendi halinde herhangi bir değişiklik hissetmez. Üzüntülü bir şekilde tekrar Ebu Derda’ya gelip der ki:

“— Ey Ebu Derda! Tavsiyelerini yerine getirdim. Fakat kendimde hiçbir değişiklik göremiyorum. Ne olur beni bu hastalıktan kurtar!”

Ebu Derda, meseleyi anlamıştır.

“— Öyle ise sen, cenazeye bir hayvan ölüsüne gider gibi gitmişsin. Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle!

Hasta ziyaretlerine gittiğin vakit, bir gün senin de onun gibi zayıf, halsiz, yatağa uzanmış olacağını düşün!

Bir yudum suyu bile eline alıp içemeyecek, başkalarının yardımı ile içebileceksin!

Bütün bu gerçeklere rağmen, hala dünyaya bağlanmaktaki maksadın ne? Görüyorsun ki, dünya zenginliği, insanın bu hale gelmesine mani olamamakta. Bunları, hastanın yanında düşün ve nefsine şöyle de:

“Şunun haline bak, ibret al! Senin de sonun budur! O halde dünya muhabbetinden elini çek!”

Cenaze namazına gittiğin zaman düşün ki ,bu kimseyi, bütün dünya nimetlerinden ayırmışlar, tabutun içine koyup musalla taşının üzerine bırakmışlar. Yakınları, çok sevdiği ve bütün ömrünü onlar için harcadığı çocukları onu geriden seyrediyorlar

Mezarlığa vardığında, kabirde yatanların halini düşün! Bir gün sen de onlar gibi olacaksın. Nazik bedenin çürüyüp böceklere yem olacaktır.

 Ey kişi, işte, üç şeyi yaparken bunları düşünüp kendini bunların yerine koyarsan, kısa zamanda bu tehlikeli hastalıktan kurtulursun.”

Müslüman olduğu ilk andan itibaren titizlikle islami düsturlara uyan Ebu Derda ,ilme olan açlığını ölümüne değin sürdürür.

İlim  ehli olan herkesten öğrenir ve öğretir.

Onda bizim dikkatimizi çeken şey öğrenme ve öğretme konusunda istikrarlı olmasıdır.

Ebu Derda, bir gece mescide gider. Mescide girerken secde halinde bulunan bir kişinin yanından geçer. O kişi Allah’a şöyle yakarmaktadır:

“Ey Allah’ım! Ben korkuyorum, beni koru.

Azabından beni muhafaza eyle.

Senin fazlına muhtaç bir dilenciyim.

Bana fazlından rızık ver.

Ben mazur olan bir günahkâr değilim ki, senden özür dileyeyim.

Güçlü de değilim ki, sana karşı çıkayım.

Fakat ben günahının bağışlanmasını isteyen bir günahkârım.”

Adamın duası Ebu Derda’nın çok hoşuna gider ve kalbini etkiler. Arkadaşlarına da bu duayı öğretir.

İyi bir Kur’an hafızıdır Ebu Derda. Mescitte her gün Kur’an dersi vermiş, Şam’da yüzlerce hafız yetiştirmiştir.

Zevcesi ve aynı zamanda bir öğrencisi olan (Küçük) Ümmü Derda, Kur’an kıraatinde sözü geçen kişilerden biridir.

EBU DERDA’NIN NASİHATLERİNDEN

“Size ne oluyor ki, elde ettiğiniz küçük bir dünya menfaati için seviniyor ve kaybettiğiniz azıcık bir dünyalık için üzülüyorsunuz.

Size ne oluyor ki, Allah’ın dinine göre birbirinizin kardeşi olduğunuz halde birbirinizi sevmiyor ve birbirinize karşı samimi davranıp nasihat etmiyorsunuz!

Her birinizin isteğinin farklı olması, rağbetin farklı şeylere olduğunu gösterir. Halbuki sadece iyiliğe yönelip, iyilik üzere ittifak etseydiniz birbirinizi severdiniz.

Dünya işlerinizde birbirinize destek oluyor ve samimi davranıyorken, neden ahiret işlerinizde aynı samimiyeti göstermiyorsunuz?

Hatta sizden biriniz sevdiği ve yardımda bulunduğu kimseye bile ahiret işinde nasihat vermiyor, yol göstermiyor!

Eğer sizler ahiretin kâr ve zararına dünyanın kâr ve zararına inandığınız gibi inanmış olsaydınız, muhakkak ahiret hesabını tutmayı tercih ederdiniz.

Çünkü asıl, ahiret hesabının sizi ilgilendirdiğini görürdünüz.

Sizler ;“Yakın ve peşin olan bir menfaati sevmek tabiîdir.” diye bilirsiniz.

Halbuki biz, ileride elde edeceğiniz dünyevi bir menfaat için, şu anda elinizde olan menfaati feda ettiğinize şahit oluyoruz.

Hatta bazen uzun vadeli emeller ya da asla elde edemeyeceğiniz bir menfaat için büyük sıkıntılara katlandığınızı görüyoruz.

Sizler akıl yönünden eksik değilsiniz ki mazur görülesiniz!

Dünyanızla ilgili konularda eğriyi doğrudan ayırabiliyor ve dünya işlerinizde isabetli kararlar verebiliyorsunuz.

Size ne oluyor ki, elde ettiğiniz küçük bir dünya menfaati için seviniyor ve kaybettiğiniz azıcık bir dünyalık için üzülüyorsunuz.

Kaybettiğinizin üzüntüsü yüzünüzde açıkça görünüyor.

Ayrıca dilinizle de bunu “musibet” olarak ifade ediyorsunuz.

Bundan dolayı matem tutuyorsunuz.

Fakat ahiret konusunda ağır kayıplarınız olduğu halde, buna dair hiçbir üzüntü yüzünüze yansımıyor, halinizde bir değişiklik hissedilmiyor!

Eğer sizde hayra yönelik bir arzu varsa, işte ben sizlere gerekli duyuruyu yaptım! Allah’ın katında olan sevabı elde etmek isterseniz ona kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Hem kendi adıma hemde sizin hesabınıza Allah’tan af ve yardım diliyorum.”

Ebu Derdâ (r.a) yine bir sohbetinde şunları anlatır :

“Beş şeyi işlemeyene Allah (c.c) beş şeyi vermez:

1- Zekatını vermeyenin malını Allah korumaz.

2- Sadaka vermeyene Allah afiyet vermez.

3- Devlete vergisini vermeyene malının bereketini vermez.

4- Dua etmeyene Allah icabet etmez.

5- Namaza tembel davranana, Allah ölüm anında “Lâ ilâhe illlallah Muhammedün rasûlullah” Kelime-i tevhidini söyletmez.”

**

Son anlarında hastalanan Ebu’d-Derdâ’yı ziyarete gelenler ona

-“Hangi dertten muzdaripsin?” diye sorduklarında

-“Günahlarımdan” diye cevap verir.

– “Ne arzu edersin” diye sorduklarında da

– “Cenneti…” der.

Ona

-“Senin için bir hekim çağıralım mı?” dediklerinde

-“O’dur beni yatağa düşüren.” diye cevap verir

Ebu’d-Derdâ ilim, irfan, ibadet, cihad ve takva yolunda 60 küsür yıllık bir ömrü geride bırakarak Hz. Osman’ın hilafetinde H. 32 / M. 652 yılında Şam’da vefat eder. Türbesi Şam’da, Hamidiyye çarşısına yakın Dımaşk kalesinin surları içindedir.Allah ona rahmetiyle muamele eylesin .Onun güzel ahlakını aldığı peygamberimizin ahlakıyla bizi de ahlaklandırsın ve onun gayreti gibi bir gayreti bizlere de ihsan eylesin .

Amin…

SERAP UYSAL

EMEKLİ KUR’ AN KURSU ÖĞRETMENİ

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir