EY İNSAN !KENDİN İÇİN NE İSTİYORSUN?

“TARİH TEKERRÜRDÜR” deriz ya hep ,lakin hiç doğru düzgün ders aldığımız söylenemez .
güzel ve iyi davranış örnekleri olmalı önümüzde ki örnek alalım ve illa ki yanlış yapıp yanlıştan dönme yerine doğruyu görüp ,doğruyu yapıp ,yanlışı tekerrrür etireceğimize doğrunun tekerrür ettiğinin bilincinde olalım .

 

Geçmişte öyle güzel örnekler var ki, biz o güzel örneklerin tekerrür ettiğini görmek istiyoruz .
Gelin hep beraber tarihin tozlu sayfalarında gizlenen saadet asrının güzelliklerini gözlerimizin önüne getirelim .
“Hz Ömer (ra) tayin ettiği valilerden biri, Cuma hutbesi esnasında Hz.Ömer’i öyle över ki, bir sahabi dayanamaz, kalkar, valiye müdahale edip, onu susturmaya çalışır.
Namazdan sonra durum Hz. Ömer’e iletilir . Halifenin emriyle valiye karşı gelen adam yakalanıp bir suçlu gibi götürülür.
Suçlu kabul edilen sahabi, Hz.Ömer’in huzuruna girince selam verir .Hz Ömer (ra), hiddetinden selama mukabelede bulunmaz. Onu azarlar Bunun üzerine sahabi:
– Ya Ömer! Ben bir suç işlediysem, sen iki suç işledin, deyince hiddeti birden kaybolan Hz.Ömer (ra):
– Nedir benim o iki suçum?
– Allah’ın selamını verdim de çok hiddetlendiğin için mukabelede bulunmadın ,vacibi terkettin bu bir .Suçluyu dinlemeden tek taraflı hüküm verdin .Bu da iki.
Hatasını anlayan HzÖmer (ra) olayı anlatmasını isteyince, Sahabi:
– Tayin ettiğin vali, hutbede seni öyle övdü, öyle övdü ki bu söz, cemaatin üzerinde sanki fazilet yönünden senin Hz Ebubekir’den daha üstün olduğun izlenimini bıraktı. İşte bu yanlış düşünceyi zihinlerden silmek için müdahale ettim .Halbuki sen fazilet yönünden Hz.Ebubekir’in yarısı kadarsın
Hz.Ömer (ra)
– Neden?
Sahabi:
– Orduya yardım ediniz emri karşısında sen servetinin yarısını getirmiştin, Hz.Ebubekir ise servetinin tamamını getirmiş ve ashabın gözlerini yaşartmıştı.
Bunun üzerine Hz.Ömer (ra), o zattan özür dileyip dua istedi ve onu serbest bıraktı. Böyle konuşan valiyi ise hemen görevden azletti.
İNSANLARI AİLEN BİL
Ömer bin Abdülaziz (ra) halife olduğunda Salim bin Abdullah ve
Muhammed bin Ka’b’a (ra) “Bana akıl verin!” diye birer mektup yollar.
Salim bin Abdullah’tan kendisine şöyle bir cevap gelir:
“İnsanları baba, kardeş ve oğlun gibi bil!
Babana iyilikte bulun! Kardeşini kolla! Oğluna şefkat göster!”
Muhammed bin Ka’b’dan da şöyle bir cevap gelir:
“Kendin için istediğin şeyleri insanlar için de iste!
Kendin için istemediğin şeyleri insanlar için de isteme!
Şunu bil ki ilk halife sen değilsin ve sen de bir gün öleceksin!”
Uzun söze hacet var mı? Ömer bin Abdülaziz, çok kısa bir süre halifelik yaptı.
Bu nasihatlere kulak vererek dedesi Hz. Ömer gibi bir adalet timsali yönetici oldu ve adını beşinci Raşit halife olarak tarihe yazdırdı.
 KENAR-I DİCLE’DE BİR KURT AŞIRSA BİR KOYUNU
         GELİR DE ADL-İ İLAHİ ÖMER’DEN SORAR ONU  
                                                                       (HZ.ÖMER)
Sahabenin büyüklerinden Muaz b. Cebel r.a., Hz. Ömer r.a. devrinde zekât memurluğu vazifesiyle çalışıyor, kabileleri dolaşıp, zekâtlarını beytü’l-mal’a (devlet hazinesine) getiriyordu.
Hz. Muaz r.a. yine bir gün kabileleri dolaşıp zekâtları toplayıp teslim etmiş, sonra da evine dönerek istirahata çekilmişti. Hz. Muaz fakir bir kimseydi. Onun bu halinin hanımının canına tak ettiği de oluyordu. Bu defa kocasının eve yine eli boş geldiğini görünce şöyle sitem etti:
– Günlerdir çöllerde dolaşıp duruyor, zenginlerin zekâtlarını topluyorsun. İnsan bu arada kendine de bir şeyler ayırır, eve getirir. Hem kim bilecek, kim duyacak?
Hz. Muaz (r.a.) hanımının sitemine şu karşılığı verdi:
– Bunu nasıl yapabilirim? Beni sürekli gözetleyen biri var. Onun korkusundan bir şey getiremiyorum!
Hz. Muaz’ın hanımı:
– Ne söylüyorsun, demek sana Allah’ın Rasulü güvendi, Ebu Bekir güvendi de, Ömer güvenmeyip peşine gözcü koydu! Seni gözetletiyor, öyle mi? Ben şimdi gidip ona sorarım, dedi ve hışımla evden çıktı. Halifenin huzuruna çıkarak:
– Ey müminlerin emiri! Kocam Muaz güvenilir bir kimsedir. Daha önceki emin bir kişi olduğundan peşine gözcü kimse gönderilmezdi! Sen neden bir bunu yaptın, dedi.
Halife şaşırdı, kesinlikle böyle bir şey yapmadığını söyledi. Kadın mahcup bir şekilde geri dönüp kocasına çıkıştı:
– Beni halifenin huzurunda mahcup düşürmeye ne hakkın var? Neden yalan söylüyor, halife peşime gözcü koydu diyorsun, dedi.
Hz. Muaz (r.a)
– Hayır, hanım, yalan söylemiyorum. Peşimde gözcü var, biri beni gözetliyor dedim. O gözcüyü halife peşime taktı demedim. Peşimdeki gözcü halifenin değil, Allah’ın gözcüsü idi. Allah’ın yazıcı melekleri iyi kötü her şeyi yazıp kaydetmiyorlar mı? Allah her yaptığımız işten haberdar değil mi? O’nun bilgisinden uzak kalmak mümkün mü? Zerre kadar hayrın da, zerre kadar şerrin de yarın ahirette hesabı sorulmayacak mı?
Muaz’ın hanımı bu cevap üzerine düşündü, fakirliğin verdiği sıkıntı ile nasıl yanlış düşüncelere kapıldığını anladı. Kocasına bir daha bu konuda sitem etmemeye karar verdi.
Öte yandan Halife Hz. Ömer (ra) Muaz (ra) hazretlerini çağırttı ve:
– Hanımının söylediğin bu sözün aslı nedir, diye sordu.
Hz. Muaz olan biteni anlattı. Hz. Ömer, bu hale  güldü. Bazı hediyeler vererek:
– Al bunları eşine götür, dedi.
“ SEÇİMLERDE VATANDAŞIN OYU; HESABI, TARİH VE ALLAH HUZURUNDA VERİLECEK BİR MİLLET EMANETİDİR.”  (OSMAN BÖLÜKBAŞI)
Emanet herkese karşı gözetilir, herkesten alınan emanet sahibine geri verilir. Vatandaştan, seçilerek şöyle veya böyle, devlet yönetimini teslim alan yöneticilerimiz de büyük vebal altına girmişlerdir. Hz Peygamber (sav):
 “Sana emanet verenin emanetini öde, senin emanetine hıyanet edene, sen hıyanet etme” (Tirmizi, Büyu’ 38; Ebu Davud, Büyu’ 79) buyurur.
Bir başka hadiste Hz Peygamber (Sav): “Mutlaka hakları sahiplerine ödeyeceksiniz. Hatta kıyamet günü boynuzsuz koyun, kendisini toslayan boynuzlu koyuna kısas yapacak (o da ona toslayarak hakkını almış olacaktır)” (Müslim, Birr 15; Tirmizi, Kıyamet 2) buyurmuştur.              
Seçimlerde milletin oyunu vererek devletin yönetimini teslim ettiği yöneticiler, aldıkları emanetin maalesef bilincinde değiller. Halka hizmet Hakka hizmettir anlayışı hâkim olsa, olabilse işler düzelecek. Ama iş, hiç de göründüğü gibi olmuyor maalesef. Ve gizli hesaplar, dünyalık düşünceler ve sair sebepler Allah’ın verdiği emaneti teslim alamayan dağlar gökler ve yerler kadar sorumluluktan korkmayan, Allah’a vereceği hesabı düşünmeden ülke hizmetine soyunan bir siyasetçi profili çıkarıyor karşımıza.
“DEMOKRASİNİN MANEVÎ TEMELİ OLAN AHLÂK VE FAZİLET BİR TARAFA BIRAKILIRSA, O ZAMAN DEMOKRASİ, YOLU SANDIKTAN GEÇEN BİR DOLANDIRICILIĞIN ADI OLUR.”(O.BÖLÜKBAŞI)
HAZIRLAYAN VE SUNAN SERAP UYSAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir