İNFAK KAHRAMANLARI

O bir vali çocuğu.Babasi İran Kisrasının valilerinden biri.   Ailesi ile birlikte muhteşem saraylarında mutlu bir hayat  yaşıyordu.
 Bir gün Bizansliların saldırısına uğradılar ve o da diğerleri gibi esir düştü. Mekke’de Abdurrahman Bin Cüd’an’a sattılar . O zamanlar çocuk olan Süheyb bin Sinan Mekke’ye geldiğinde delikanlılık çağına yeni girmişti .
ABDULLAH BİN CÜDAN KİMDİR ?
Abdullah bin  Cüdan ,Hz Ebu Bekir’in babasının amcasının oğludur.
 Kervan ticareti ve köle alım -satımı ile ilgilenerek çok zengin olmuş, zengin olunca cömertliği dillere destan olmuştur.
 Abdullah bin Cüdan ,İslam tarihinde Hilfulfudul diye bilinen cemiyetin kurucuları arasındadır. Bu cemiyet onun evinde kurulmuş ,başkanlığını da Zübeyr bin Abdülmuttalib ve Abdullah Bin Cüdan yapıyordu .
Bu anlaşma sayesinde fakirlerin, gariplerin zenginler tarafından haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmiş ve bu durum şairlerin şiirlerine bile konu olmuştur .
Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in gençlik yıllarında bu cemiyete üye olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu cemiyet adaleti tesis etmek için kurulmuş ve ismine de “HİLFULFUDUL” denilmiştir .Bunun sebebi daha önce Fadıl ,Fudayl ve Mufaddala isimli 3 kişinin böyle bir dernek ,böyle bir cemiyet kurmasaydı.”FADILLARIN YEMİNİ “bir “ERDEMLİLER DAYANIŞMASI”  idi .
 Bu cemiyet Mekke’de asayişi yeniden tesis etti ve uzun müddet tesiri ,etkisi ,korumacılığı devam etti.Alışverişlerinde fakirleri korudu ,gözetti .Paralarını  kendilerine ödemek istemeyen MEKKE’nin kodamanlarının önüne fakirleri gözeten bir kalkan olarak çıktı .
Peygamberimiz (AS), bu Cemiyeti Ashab-ı Kiram’a şöyle anlatır:
“ Abdullah Bin Cüdan’ın evinde yapılan anlaşmada bulundum. Bana o sözleşme kırmızı tüylü develere sahip olmaktan daha sevimlidir.
 Şimdi yine böyle bir meclise çağrılsam icabet ederim .Zira İslamiyet hakkın yerine gelmesi ve mazlumun kurtulması için nazil oldu.” Buyurmuştur.
SÜHEYB ,esirligi esnasinda Bizanslıların dillerini ve lehçelerini öğrenmişti.
 Abdurrahman bin Cüdan Suheyb’in aklına ve maharetlerine hayran oldu  ve  kendisi ile beraber ticaret yapması için onu azat etti ve ortak oldu.
Böylece SUHEYB ,ilerde mahareti ile çok zengin olacaktır .
 İslam’ın ilk yıllarında Erkam’ın evine gidip müslüman olanlar arasındaydı Süheyb .
 En yakIn arkadaşı Ammar Bin Yasir idi. Sevgili Peygamberimiz hicrete karar verdiğinde ilk Müslümanlardan olan Suheyb bin Sinan’a da durumu bildirdi .
Yani peygamberimiz(as) Hz Ebubekir ve Suheyb ile beraber hicret edeceklerdi .
Ne var ki müşrikler Peygamberimizi öldürme kararı aldılar ve hicrete  engel olmaya çalıştılar . Peygamberimiz ,Hazreti Ebubekir ile beraber hicret yoluna koyuldu. Suheyb onlara yetişememişti.
 Daha sonraki günlerde Medine yoluna düşen Süheyb’in başına gelenleri beraber okuyalım.
SÜHEYB Müslüman olduğu için hicret etmek istiyordu.Peygamberimizle beraber çıkamamıştı hicret yolculuğuna .Müşriklerin katı tutumları ve peygamberimizi öldürmek üzere tüm kabileleri harekete geçirip başına ödül koymaları onun peygamberimize ulaşmasına ve beraber hicret şerefine engel oldu .
Peygamberimiz (sav),bildiğimiz gibi yatağına HZ .ALİ’yi yatırmıştı .Kendisinde olan emanetleri sahiplerine verilmesi içindi bu.Ve bir de peygamberimizi yatağında sansınlar diye idi .
Sırf  Müslüman olduğu için diğer Müslümanlar gibi çeşitli işkencelere maruz kalan Süheyb ,artık kendini bir an önce ,ne pahasına olursa olsun Sevgili Peygamberimizin yanına atmak istiyordu .Bu hasretle ve istekle gizlice yola çıktı .
Ne var ki müşriklerin takibinden sıyrılamamıştı.müşriklerin söyledikleri söz:
 “–Sen buraya fakir ve zayıf bir kimse olarak geldin. Aramızda bol servete kavuştun! Sonunda da kendinle birlikte servetini de alıp gitmek istiyorsun ha! Vallâhi buna müsâade etmeyiz!”
Suheyb hemen hayvanından yere indi. Ok çantasındaki okları çıkardı ve:
“–Ey Kureyş cemaati! İyi bilirsiniz ki, ben sizin en iyi ok atanlarınızdan biriyim. Vallâhi yanımda bulunan okların hepsini size atar, bitince de kılıcımı çekerim. Bunlardan birisi elimde bulundukça bana yaklaşamazsınız. Ancak onlar elimden çıktıktan sonra bana istediğinizi yapabilirsiniz. Şimdi servetimin yerini bildirir ve onu size bırakırsam yolumu açar, beni serbest bırakır mısınız?” dedi.
 Müşrikler, teklifi kabûl ettiler. Bunun üzerine Suheyb (ra)-, servetinin yerini onlara bildirerek yoluna devâm etti.
Rebîulevvel ayının ortalarında Kubâ’ya varıp Sevgili Peygamberimize  kavuştu. O sırada Hazret-i Peygamberin  yanında Hazret-i Ebû Bekir ile Ömer (ra) bulunuyordu. Önlerinde de Külsûm bin Hidm’in getirdiği Ümmü Cirzan hurmasından bir salkım bulunuyordu. Suheyb (ra) yolda gözleri rahatsızlanmış , karnı da son derece acıkmıştı. Hurmalardan yemeye başladı. Hazret-i Ömer , latîfe yaparak:
  “–Yâ Rasûlallâh! Suheyb’i görüyor musunuz? Hem gözü ağrıyor hem de yaş hurma yiyor?!” dedi. Efendimiz, Suheyb’e:
  “–Hem gözün ağrıyor, hem de yaş hurma yiyorsun ha?!” buyurdu.
Suheyb de:
“–Ben, onu gözümün ağrımayan tarafıyla yiyorum!” dedi.
 Rasûlullâh (AS)tebessüm etti ve Suheyb’in serveti karşılığında Mekkeli müşriklerden canını kurtarmasını îmâ ederek):
  “–Suheyb kazandı! Suheyb kazandı! Ey Ebû Yahyâ! Satış kârlı çıktı! Satış kârlı çıktı!” buyurdu. (İbn-i Sa’d, III, 226-230; Hâkim, III, 450, 452)18
Şimdi bu olayı neden anlattık .
Süheyb ,sırf peygamberimize ve özgürlüğüne kavuşup İSLAM’ı rahat yaşayabilmek için canını tehlikeye attı ve malının tamamını müşriklere verdi .Lakin onun bu hareketi çok karlı bir ticaret idi .Çünkü ebeden söylenecek kelam olan Allah’ın kitabına bir ayet inmesine ve bu ayette sonsuza dek anılmasına vesile olacaktı .
Bir önceki yazımızda zekattan bahsettik .
Kimler ,hangi durumda, ne kadar zekat vermeli vs .
Günümüzde biz müslümanlar SAHABE neslindeki infak ve iman anlayışına maalesef sahip değiliz .Sahabedeki iman öylesine kuvvetliydi ki ,onlar hem canlarını hem de mallarını ALLAH yolunda sarfetmekten asla geri kalmamışlar günümüz insanı gibi zekat vermemek için binbir soruyu birden sormamışlardı .Maalesef insanlar şimdilerde namazı kılarlarken zekata gelince bana zekat düşmüyor diye bahaneler arkasına sığınıyor . Halbuki mala esir olmadan,malını esir alan bir insan gerçekten zengindir .
İnsanlar zekat verince mallarını eksilecek sanıyor .Tam tersine zekatı verilen mal korunur .İnfak insanı ruhen yüceltir ,paranın esiri olmadan özgürce yaşar.
Bu özgürlüğe kavuşanlara ne mutlu!
 Yine tarih sayfaları arasına şöyle bir girelim ve gezinelim : 
 “Hazret-i Ömer, hilafeti zamanında Hımıs ileri gelenlerine bir mektup yazıp, çevredeki fakirlerin kendisine bildirilmesini isteyerek yardım edeceğini bildirdi. Hımıs’lılar Şam ve civarında bulunan fakirlerin bir listesini Halife Hazret-i Ömer’e arzettiler. Hazret-i Ömer gelen listeyi açıp baktığında listenin başında kadı olarak tayin ettiği Sa’d bin Amir’in ismini görüp, listeyi getirenlere hakiminin mali durumunu sordu. Onlar, (Hakimimiz hakikaten gayet fakirdir. Elinde avucunda olanı fakir fukaraya dağıtıyor, rüşvet olacağı korkusundan, bizim de en küçük bir hediyemizi bile kabul etmiyor) dediler.
 Hazret-i Ömer sordu:
 – Allah’tan bu kadar korkan hakiminizin hoşunuza gitmeyen tarafları da var mı?
 -Evet, diyerek kusurlarını şöyle sıraladılar:
* Vazifesine sabah namazından sonra başlaması gerekirken kuşluk vakti başlıyor.
 * Evine çekilir aramıza girmez.
 * Haftada bir gün, evinden dışarı bile çıkmaz. Kapısı arkasından kilitlidir.
 Hazret-i Ömer, onlara bir kısım erzak ve giyecek vererek gönderdi. Hakim Sa’d bin Amir’i de bunların sebebini öğrenmek üzere huzuruna davet etti.
 Hakim, Hazret-i Ömer’in huzuruna gelince durumu anlattı:
Birinci kusurum; ailem hasta olduğundan evin bütün işlerini bizzat kendim görüyorum ve bu sebepten vazifemin başına ancak kuşluk vakti gelebiliyorum.
 İkincisi ise; akşam olunca gün boyu yaptığım işlerin muhasebesini yapıyor acaba yaptığım işlerde bir kusurum var mı diye onu tetkik ediyorum.
 Üçüncüsü; sırtımdakinden başka giyecek elbisem yoktur. Haftada bir gün giydiğim çamaşırlarımı yıkıyor temizlik işleri ile meşgul oluyorum. Hatta evimde bile üzerime alacak bir elbisem olmadığından yıkadığım çamaşırlarım kuruyuncaya kadar hiçbir kimseyi görüşmeye bile kabul edemiyorum.
Sa’d bin Amir’in bu izahatı karşısında Hazret-i Ömer çok memnun oldu ve ondan sonra Sad’ı hatırladıkça,
-Ah Sa’d ah, Allah korkusu seni ne kadar yüceltmiş!” der onunla iftihar ederdi.
 Yine mi ÖMER (RA)demeyin .
O ,öyle bir şahsiyettir ki Hakk’ın sevgili elçisi ona “FARUK” demiş.elbette ki her daim anılacak .
 Bir gün Hz. Ömer ‘es-salâtü câmiatün’ diye insanları namaza çağırdı ve cemaat toplanıp çoğalınca minbere çıktı. Allâhü Teâlâ’ya hamd ve senâdan ve Peygamber Efendimiz {s.a.v.)’e de salâttan sonra:
 “Ey jnsanlar! Ben bir zamanlar teyzelerim için çobanlık yapıyordum. Onlar buna karşılık bana bir avuç hurma veya kuru üzüm verirlerdi. Günlerim bu şekilde gelip geçerdi.” dedi ve minberden indi.
 Abdurrahman bin Avf (r.a.| ‘Ey Ömer, sen bunları söylemekle kendini ayıplamaklan başka bir şey yapmadın.’ dedi.
Hz. Ömer,
-“Ben yalnız kaldığım bir zaman, nefsim bana: ‘Ey Ömer! Sen müminlerin emirisin. Senden daha üstün kim olabilir ki,’ dedi. Ben de ona haddini bildirmek için böyle yaptım.” dedi.
Evet .hatıralar ,hatıralar …
Hele ki İslam tarihinin hatıraları bize öyle dersler verir ki .
Keşke o hatıralardaki mesajları alabilsek,hayatımıza uygulayabilsek .
İSLAM Dinine yapılan saldırıların sinsiliğini gördükçe o hatıralardaki ,KUR’ANİ mesajlara sığınmamız gerek.
Unutmayalım kisığınılacak tek kapı ALLAH’ın kapısı . Ellerimizdeki Kur’an o kapının anahttarını  bize sunuyor .Alalım ve açalım o huzurlu dünyanın kapısını .
BİR DE FIKRA …
Sonradan görme bir zengin evinin pencerisinin önüneoturmuş ,dışarıyı seyrediyormuş .Bir fakir ONU PENCEREDE GÖRÜNCE :
-Allah rızası için bir yardım diye seslenmiş .
zengin kibirle başını çevirmiş evin hizmetçisine seslenmiş :
-Ahmet ,Mehmet’e söyle ,Mehmet Receb’e söylesin ,o da vekilharç Ayvaz’a söylesin .Ayvaz da şu kapıdaki dilenciye :
-İnayet ola (Allah versin) desin.
Aşağıdaki gariban kırık bir gönülle ellerini açmış ve adama uyuracak şekilde şöyle dua etmiş :
-Ey ALLAH’ım !Cebrail’e söyle !Cebrail de Mikail’e söylesin .Mikail de İsrafil’e söylesin . O da Azrail’e söylesin .Azrail de gelsin şu sonradan görmenin canını alsın !
İnsanlar kendilerinden yardım istendiğinde cepleri para dolu olsa yardım etmek istemezlerse ya cebini karıştırıp en az miktarı bularak verirler veya :
-İnayet ola derler .Yani Allah versin .
Tamam ALLAH versin de ,elbet veriyor zaten Razzak ism-i şerifiyle imanlı imansız dünyadaki tüm insanlara rızık veriyor. Ancak bakın bazen de ne diyor bize :
“ÇELİMSİZ küçük bir kız çocuğu sokağın köşesine oturmuş yiyecek,para veya işe yarar herhangi birşey için dileniyordu. Üzerindeki yırtık pırtık giysiler ,giysiden çok paçavraya benziyordu.
Yüzü gözü ise kir içindeydi. Küçük kız çocuğu gerçekten perişan bir haldeydi.

Kız dilenirken sokaktan,genç sağlıklı zengin görünümlü bir adam geçti,kızı farketmişti ama belli etmemek için dönüp bir daha bakmadı. Geniş ve lüks evine, konfor içinde yaşayan ailesinin yanına geldiğinde çok güzel hazırlanmış bir akşam sofrası onu bekliyordu.Fakat az sonra gördüğü o dilenci kız aklına takıldı yeniden,duyguları birşeylere itiraz ediyordu.

Sonra kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah’a yöneltti.Böyle durumların var olmasına izin veren O değil miydi?

“Böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için birşeyler yapmıyorsun?” diye yakınmaya başladı.

Biraz sonra ruhunun derinliklerinden gelen şu sesi işitti:

“YAPTIM.SENİ YARATTIM!”

Evet sevgili okurlar .
Allah, bazen bize böyle der .Aslında her zaman der de ,duyan yok .
İşin kolayı nedir ?
“-Allah yardım etsin !
-İnayet ola!
İç sesimize kulak verelim .
Allah oralarda iyiye çağıran ,hayra çağıran bir sesle bize hitap eder .
Bir seslenen daha vardır zıddını söyleyen :ŞEYTAN !
Hangi sese kulak vereceğimiz ise bize kalmış .
Serap UYSAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir