AKİLİN AKLI ÇOBANDA KOYUN KOMADI

Çobanın bir koyun sürüsü varmış, kısa zamanda bir kurt sürüye dadanmış. Çoban gidip ‘akil’ bilinen bir adama ne yapacağını sormuş.

Akil adam, ‘Sürünün etrafını tel çitle çevir’ aklını vermiş.

Çoban tavsiyeyi tutmuş, ama kurt çitten atlayıp koyunları bir bir götürüyormuş .

Çoban yine aynı akil adama gidip öğüt istemiş .

AKİL olacak Adam:

-Sürünün etrafını duvarla çevir, aklını vermiş bu defa.

Çoban denileni bir kez daha yapmış, ama duvar da kurda kar etmemiş, koyunlardan biri daha gitmiş.

Çoban, akilin yanına tekrar gelip:

-Bana verecek yeni bir fikrin var mı?’ diye sorduğunda akil adam şu cevabı vermiş:

-Bende sana verecek fikir çok da, sen de koyun kaldı mı?..

kalmış mıdır ki …belki bir iki tane vardır ondan soruyordur ..

sahi bu nerden geldi ki aklıma şimdi akşam akşam …

serap uysal

NECİPFAZIL’DAN BİR ŞİİR :”SERSERİ”

 

 

SERSERİ

 yeryüzünde yalnız benim serseri,

yeryüzünde yalnız ben derbederim

herkesin dünyada varsa bir yeri,

ben de bütün dünya benimdir derim.

 

Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,

Aradım ,bir ömür arkadaşımı,

Ölsem dikecek yok mezar taşımı.

Halime ben bile hayret ederim.

                                                                             N.Fazıl

KUTSAL RUHA İNANIYOR MUSUNuZ

**

Kutsal ruha inanıyor musunuz
Yoksa inanmıyor musunuz ?
Neden?
“Hristiyanlıktaki kutsal ruh düşüncesi bir üçlemedir.
Hristiyanlar diyor ki:
-Baba ,Tanrı’ dır .,
Oğul Tanrı’dır.
Kutsal ruh  Tanrı’dır.
Fakat onlar 3 tanrı değil, 1 tanrıdır.
Devam edelim;
-Baba her şeye kadirdir.
Oğul her şeye kadirdir.
Kutsal  ruh her şeye kadirdir.
Fakat  üç değil bir tane kadir  var.
Yine devam…
Baba bir şahıstır.
Ogul bir şahıstır.
Kutsal ruh bir şahıstır.
Kitaplarında öyle  diyor.
Şahıs şahıs şahıs !
Fakat üç  değil bir şahıs!
Ey Hristiyanlar!

Size soruyorum.
Siz hangi dili konuşuyorsunuz ?
Soruyorum size bu İngilizce mi?
Vallahi bu Marsca!
İngilizce değil!
Görüyorsunuz!
Şahıs şahıs şahıs!
Fakat üç  değil bir şahıs.
Bir şahıs..
Diyelim ki sen ve iki kardeşin birbirinizin tıpkı aynısı olan üçüzlersiniz.
Biz sizin  aranızda herhangi bir ayırım yapamıyoruz.
Her şey  aynı. Farkınızı anlayamıyoruz.

*

İçinizden biri bir cinayet  işlediğinde digerini asabilir miyiz?
Hayır diyeceksiniz!
Soruyorum  neden olmasın?
Diyeceksiniz  ki çünkü farklı bir şahıs.
Evet .haklısınız. Onu farklı yapan şey ne?
Onun şahsiyeti..
Onun kişiliği!
Baba..insanın  hayal gücü bir kelime kullandığınızda elinizde olmadan zihninizde bir  şey canlanmasına neden olur.
Babanın adına dediğinizde zihninizde bir resim canlanır.
Noel Baba gibi  yaşlı biri milyonlarca kez insandan büyük, insana benzeyen bir gezegende oturan ayaklarını dünyadaki bir taburenin üstüne  uzatmış..gökyüzünde cennette yaşayan bir baba!
Oğul deyince nasıl birini düşünüyorsunuz?
Hayır    !
Yakışıklı birini düşünüyorsunuz!
Sarışın, mavi gözlü, düzgün yüz hatları olan…
“Kralların Kralı “filmindeki gibi bir şey
Jeffrey Hunter’in oynadığı “Nasaralı İsa “..yakışıklı bir genç sarışın mavi gözlü güzel sakallar eğri  burunlu değil.
Görüyorsunuz..
Zihninize farklı bir resim geliyor. Shakespare’nin meşhur  “Shylook” karakteri mi ?
Hayır!
İngiliz tipinde, Alman gibi düz burunlu birini düşünüyorsunuz.
Kutsal Ruh için  , Yahya ,Isa’yı nehrin kenarında vaftiz ederken yukarıdan gelip giden parlak bir şey akla geliyor.
Resimler canlı değil ama zihinde beliriyor.
Zihinde üç belirgin  resim var
Nasıl oluyor da üç resim olduğu  halde bir resim  oluşturuyorsunuz?
Zihninizde her zaman üç tane olacak.
Size kaç  tane resim görüyorsunuz diye soruyorum!
Siz:
-Bir…diyorsunuz!
Kardeşler!
Bana yalan söylüyorsunuz!

**

 

HÜSN-Ü HATİME İSTER MİYDİNİZ?

Mumine abla  bizim Kur’an  kursuna gelen  öğrencilerimizdendi aynı zamanda  çok  yakın  olmasa da komşularımızdan.

Anne ve babası  değişik  rahatsızlıklara   muzdarip olduklarından uzun yıllar kardeşleriyle  beraber  baktılar  onlara.

Anneleri Alzheimer hastasıydı.

Babası  ise uzun yıllar çeşitli hastalıklarla boğuştuktan  sonda  Hakk’ın rahmetine kavuştu  .

Anne ,eşini çok zaman unutuyor, hatırladığında “babanız nerde “diye soruyormuş.

Önceleri söylememişler, geçiştirmişler .

Sonra söyleseler  de anne bunu ya idrak  edememiş yahut da kadere rıza göstermiş..veyahut da ölümü idrak edememiş.

Ama zaman zaman soruyormuş  yine …

Teyze , Mü’mine Abla’ya geldiğinde  hem ziyaret edip elini öpelim hem de taziye dileyelim dedik.

Diğer  öğrencilerimizle beraber kalktık gittik.

Teyze ,tabiri caizse “Şeker Nine .”

Tabii ki ona taziye dilemedik idrak edemediğinden..

Amma çok  güzel  sohbetler ettik.

Bize hayatını anlattı .

Teyze ilkokulu birincilikle  bitirmiş. Ama babası onu okutmamış.

İlkokulda iken ezberlediği “Atatürk  ve 23 Nisan şiirlerini okudu bize.

Daha sonra Mü ‘mine Abla:

-“Hadi anne, bi de Kur’an oku” deyince ezbere bildiği tüm  sureleri okudu.

Ki , tecvid üzre ve çok güzel  ezberlemiş,unutmamış .

Dinlediğimde  bir hoca  olarak hayretler iç inde kaldım .

O kadar ki:Rabbimiz öğretecek

Ve o unutmayacak “diye düşündüm.

Hayretimin sebebi, namazı  kılamayacak kadar  bilinç  gitmiş. Eşinin  ölümünü idrak edemiyor. Çocuklarını tanıyamıyor ,ama yine de uzun yıllar önce öğrendiği Kur’an’ ı  unutmamış ,aklına  geldiğinde abdestli, abdestsiz namaz kılıyormuş dediklerine göre .

Elleri dikkatimi çekti  daha sonra  .

Devamlı tesbih çeker gibi parmakları  hareket halinde.

Ve Mü’mine Abla dedi ki:

“-Hocam.. Annem uyurken  bile böyle  parmaklarıyla tesbih çeker,    zikir eder.”

Sonraki zamanlarda teyze daha ne kadar yaşadı hatırlayamıyorum  ama ,teyze vefat ettikten sonra

Mü’mine Abla’ya taziyeye gittiğimizde öyle  bir andık  ki teyzeyi.

Parmaklarıyla ölünceye  kadar  tesbih  çekmiş

Hani Peygamberimiz ( sav) buyurmuştu ya :

“Nasıl  yaşarsınız öyle  ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz .”

Teyze herhalde kabirde de tesbihe devam ediyordur.

Bu ihlas onu “Cennet Hatunu  ” eylesin inşaallah.

İşte sevgili dostlar …

Dünyadan böyle  bir kul gelmiş  geçmiş..

Bir varmış ,bir yokmuş misali..

Ama önemli olan hayırla yadedilmek ve güzel hatırlanmak ..

“Baki kalan kubbede bir hoş sada “gibi..

Rabbim hepimize Hüsn- i Hatimeler nasip etsin..

AMİN .

YAZAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

 

 

ZENGİN VE HAYIRSEVMEZ TEMEL

Temel  son derece zengin  bir iş adamı..
Bir  gün bir hayır  kurumunun elemanları, Temel’in zengin bir iş adamı olduğunu  ve o ana kadar da hiç bir hayır kurumuna bağış yapmadığını öğrenir ve ümitle kurumlarına bağış  yapmasını  istemek  için Temel’in ofisine giderler  .
Ve Temel’e :
“-Efendim, sizin  zengin bir  iş adamı olduğunuzu öğrendik.
Kurumumuz için bağış yapmanızı talep için geldik. “derler.
Temel ,masasında şöyle  bir geriye doğru yaslanır .

Kısa bir süre gelen adamların yüzüne bakar ve….
Sonra öne  doğru eğilerek ellerini kavuşturur..gözlerini  adamların  gözlerine dikerek:
-Siz benim dul bir kızkardeşim olduğunu ve üç  çocuğuyla kocasını kaybedince geçim  sıkıntısı  yaşadığını biliyor musunuz

Deyince adamlar şaşkınlık  içinde:
-Yooo!.
Ve  mahcubiyetle:
-Çok üzüldük efendim, geçmiş  olsun demişler.
Temel tekrar söze başlamış:
-Siz benim  özürlü  bir kardeşim olduğunu ve onun da yardıma muhtaç  olduğunu biliyor musunuz deyince, adamların şaşkınlığı bir kat daha artmış:
-Hayır  efendim diyen adamlar yine üzüntülerini dile getirmişler.
Temel ,ardarda bombalarını patlatmaya devam  etmiş  ve :
–  Peki siz anne ve babamın  yaşlı ve hasta olduklarını biliyor musunuz?
Adamlar  donmuş  bir vaziyette hayretle:
-Çok geçmiş  olsun  efendim ,demişler…
İşiniz   gerçekten  çok  zormuş! Deyince Temel kısa  ve net buna da cevap  verivermiş!
– Peki  .Ben onlara  zırnık bile koklatmazken size  niye yardım  edeyim ki?!

SUNAN :SERAP UYSAL

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ

KAZANMA VE ÇOĞALMA HIRSINA DUR DİYEN SURE: TEKASÜR SURESİ
Bugünlerde acayip bir şekilde “TEKASÜR SURESİ”ne kafayı taktım. Niye TEKASÜR SURESİ? Senelerdir ekranlardan, gazetelerden siyasilerin, cemaatlerin, gazetelerin çekişmesi hep bir güç gösterisine dönüştüğü için, bu insanların birbirini adeta yok etmek istercesine hareket etmeleri…
Bir vatandaş olarak bu durumdan rahatsızlık duyuyorum. Türkiye’mizi bir gemi gibi farz etsek, bu geminin içinde hepimiz varız. Battığı anda kimler kurtulabilir: meçhul. Belki de hepimiz. Fakat öylesine bir güç yarışı yaşanıyor ki, her gün haberler başladığında bugün bakalım, kim kime ne demiş, kim kimi yemiş kabilinden. Ve midemize kramplar giriyor. Tabii Aynı haberi tekrar tekrar diğer kanallardan dinlemek zorunda kaldığınızda ise sinirlerin ne hale geldiğini düşünün.(malum kumanda beylerde)
Dedim ya elbirliği edilecek yerde birinin ak dediğine diğerinin kara demesi kesinlikle muhtemel bu şahıs ve gruplar akla ister istemez Tekasür Suresini getiriyor. Açıp bir daha okuyayım dedim. Değişik tefsirlerden baktım. En son DİYANET’in çıkardığı yeni sayılabilecek bir tefsir olan hepinizin bildiği “ KUR’AN YOLU, TÜRKÇE MEAL VE TEFSİRİ” çağdaş yorumuyla paylaşmaya değer göründü. Tekasür suresine ait bölümü aynen okuyucularımızla paylaşmak istedim. Okuyalım:
NÜZULÜ: Mushafta 102,iniş sırasına göre 16.sure. Kevser suresinden sonra, Maun suresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır.
ADI: Sure adını birinci ayette geçen ve “çokluk yarışı, çoklukla övünme”anlamlarına gelen “tekasür”kelimesinden almıştır.”Elhaküm” ve “Makbure”isimleriyle de anılmaktadır.
KONUSU: Surede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve ahiret hallerinden söz edilmektedir.
MEALİ: RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA:
1-Çoğalma yarışına kendinizİ öylesine kaptırdınız ki;
2-Sonunda(kimin yakını daha çok diye)kabirlere bile gittiniz.
3-Hayır! Yakında bileceksiniz.
4-Hayır, hayır! Elbette yakında bileceksiniz.
5-Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız!
6-Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz!
7-Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan –beyan göreceksiniz.
8-nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.
TEFSİRİ:
1-5.ayetler: “Çoğaltma yarışı”diye çevirdiğimiz 1. ayetteki “tekasür”kelimesi, bu sure bağlamında özellikle “yüksek bir amaç gütmeden, neden, niçin demeden mal, evlat, yardımcı, hizmetçi gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri, büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, manevi ve ahlaki sorumluluğu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak”anlamına gelmektedir. Bu tutku bireysel olabileceği gibi toplumsal da olabilir. Ayette “tekasür”kavramı cahiliye toplumunun zihniyet yapısını tanıtmakla birlikte, evrensel bir mesaj da içermekte, genel bir tespit ve dolayısıyla uyarı anlamı da taşımaktadır.
Nitekim birkaç asırdır özellikle “gelişmiş” denilen ülke ve toplumlarda hâkim zihniyet olan kapitalizmin esası da durmadan üretip, tüketmek tekrar üretmek, karı ve serveti sınırsıza çoğaltmaktır. İşte bu dünya görüşü ve onun doğurduğu uygulamalar da bu “çoğaltma yarışı”nın çağdaş örneğidir. Ancak insanlığın manevi ve ahlaki değerlerini, birikimlerini sistem dışı bırakan, hatta tahrip eden bu yarış, sonuçta ekonomik ve siyasi gücü, iletişim imkanların da kullanarak bireysel ilişkilerden, uluslar arası ilişkilere kadar uzanan bir haksızlık ve adaletsizlik düzeni doğurmakta ve nihayet dünyayı “global” bir mutsuzluk alanı haline getirmektedir.
İkinci ayetteki “mekabir”kelimesi, kabir anlamındaki “makbere”nin çoğuludur.”Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz”mealindeki cümleye müfessirler üç türlü mana vermişlerdir.
a-Mecazi anlamda, “Sonunda ölüp kabirlere girdiniz; bu tutku ve yarış ölünceye kadar sürüp gitti.”
b-Yine mecazi anlamda , “Kabirlerdeki ölülerle övündünüz.”
c-Lafzi anlamda, “Bizzat kabirlere gidip ölülerle övündünüz.”
Tefsirlerde anlatıldığına göre Cahiliye Arapları mal, evlat, akraba ve hizmetçilerinin çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususla övünürken yaşayanlarla yetinmeyip, kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de ispat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının kabirlerini göstererek onların dahi çokluğuyla övünürlerdi. Surenin iniş sebebi olarak bu tür rivayetler bulunmakla birlikte genel anlamda insan fıtratındaki mal, evlat ve taraftarların çokluğu ile övünme ve benzeri davranışlar eleştirilmekte, gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.
Üçüncü ve beşinci ayetlerin başındaki “hayır” anlamına gelen “kella” edatı ebedi olan ahiret hayatını orada verilecek hesabı ve bu hesap için hazırlık yapmayı unutup da fani olan ve ancak daha yüksek amaçlar için kullanıldığında bir değer ifade eden mal, mülk ve benzeri imkânları bilinçsizce çoğaltma yarışına girişip bunlarla övünmenin korkunç bir gaflet ve yanılgı olduğu gerçeğini vurgulamak maksadıyla üç defa tekrar edilmiştir.
Beşinci ayette “kesin bir bilgi” diye çevirdiğimiz “ilmel yakin”tamlaması sözlükte , “bir şeyi gerçek haliyle idrak etmek”anlamına gelen “ilim” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamına gelen “yakin”kelimelerinden oluşan bir terim olup “kesin olan akli ve nakli delillerin ifade ettiği bilgi”diye tarif edilmiştir.
6 -8.ayetler:”…gözünüzle ayan beyan göreceksiniz”diye çevirdiğimiz kısımdaki “aynel yakin “tamlaması sözlükte göz anlamına gelen “ayn” ile “gerçeğe uygun kesin bilgi”anlamındaki “yakin”kelmelerinden oluşan bir terim olup gözlem yoluyla elde edilen ve doğruluğu apaçık olan bilgiyi ifade eder.(BK: Yusuf Şevki Yavuz, “Aynel yakin ,DİA,4,269).
Aynel yakin ile elde edilen bilginin, İlmel yakin ile elde edilen bilgiden daha üstün ve kesinlik derecesi daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.(ayrıca bk: Al-i İmran:18)
Yüce Allah, dünya hayatında mutlak gerçeği kabul edip de ahiret hayatı için hazırlık yapmayan, aksine fani şeylere aldanıp onlarla başkalarına karşı övünenlerin ahirette cehennem azabıyla cezalandırılacağını yemin ederek haber vermiştir.
Altıncı ayette , “Cehennemi mutlaka göreceksiniz .”ifadesinin mecazi bir görme şeklinde anlaşılmaması için yedinci ayette “Onu aynel yakin olarak gözünüzle ayan beyan göreceksiniz.”buyurulmuş; böylece hem tehdit pekiştirilmiş hem de cehennem olayının büyüklüğü ifade edilmiştir.(EBU HAYYAN: 8,508)
Sekizinci ayet ise, Allah’ın verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirmek üzere O’nun yolunda ve emrettiği şekilde değerlendirmeyip de onları başkasına karşı övünme ve kendini üstün görme aracı yapanların bu nimetlerden hesaba çekileceklerini, sonuçta cehennem azabıyla şiddetli bir şekilde cezalandırılacaklarını göstermektedir.
 
“Dört yüz kadar alime hizmet ettim. Dört bin hadis ezberledim. Sonra yalnız bir tanesini seçip onunla amel ettim. Kurtuluşumun bu hadise bağlı olduğunu anladım. O hadis-i şerif de şudur:
“Ey insan! Dünya için orada kalacağın kadar çalış. Ahiret için de orada kalacağın kadar çalış. Allah için, O’na ihtiyacın kadar çalış. Cehenneme dayanacağın kadar da günah işle.”
                                                                   İmam-ı Azam
KAYNAK: DİB YAYINLARI
KUR’AN YOLU TÜRKÇE MEAL VE TEFSİR
PROF.HAYRETTİN KARAMAN
PROF.MUSTAFA ÇAĞIRICI
PROF.İBRAHİM KÂFİ DÖNMEZ
PROF.SADRETTİN GÜMÜŞ
ANLARA 2007
CİLT5,SH:677–680
HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

 

NECİP FAZIL’DAN

 

tohum saç bitmezse toprak utansın .

hedefe varmayan mızrak utansın.

Hey gidi küheylan ,koşmana bak sen!

Çatlarsan doğuran kısrak utansın!

*

ustada kalırsa bu öksüz yapı,

onu sürdürmeyen çırak utansın!

                                                                                 N.Fazıl

ben neyim ve bu hal neyin nesi ?

yetiş ,yetiş hey sonsuz varlık muhasebesi.

*

Dışımda bir dünya var ,zıpzıp gibi küçülen ,

içimde homurtular ,inanma diye gülen…

İnanmıyorum bana öğretilen tarihe!

Sebeb ne ,mezardansa bu hayatı tercihe!

 *

Üç katlı ahşap evin her biri ayrı alem!

Üst kat:Elinde tesbih ağlıyor babaannem.

Orta kat:Mavz oynayan annem ve aşıkları,

Alt kat:Kızkardeşimin tamtamda çığlıkları.

Bir kurtlu peynir gibi ortasından kestiğim

Buyrun ve maktaından seyredin işte evim!

Bu ne hazin ağaçtır,bütün ufkumu tutmuş!

Kökü iffet,dalları taklit,meyvesi fuhuş…

                                                                         N.FAZIL

 

                               

İŞİM ACELE

Gökte zamansızlık hangi noktada

Elindeyse yıldız yıldız hecele

Hüküm yazılıyken kara tahtada,

İnsan yine çare arar ecele.

 

Gençlik gelip geçti..

Bir günlük süstü.

Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.

Eser darmadağın ,emek yüzüstü,

Toplayın eşyamı işim acele

 

                                                                         Necip Fazıl

yağız atlı süvari ,koştur atını koştur.

Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları,

Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,

Ne de senin anladığın kadar kaldırımları.

                                                                           N.Fazıl

NECİP FAZIL’DAN SEÇME BEYİTLER

tam otuz yıl ,saatim işlemiş ,ben durmuşum;
gökyüzünden habersiz ,uçurtma uçurmuşum…
                                                                           N.Fazıl
***
Güzel Allah’ım ,senden ne gelecekse gelsin.
Sen ki rahmetinle de ,kahrınla da güzelsin
                                                                          Necip  Fazıl .
**
namaz sancıma ilaç ,yanık yerime merhem.
onsuz ebedi hayat ,benim olsa istemem.
                                                                            Necip Fazıl
**
ey düşmanım ,sen benim ifadem ve hızımsın;
gündüz geceye muhtaç ,bana da sen lazımsın!…
                                                                             Necip Fazıl
***
atomlarda cümbüş ,donama şenlik,
ve çevre çevre nur,çevre çevre nur.
İç içe mimari iç içe benlik
Bildim seni ey Rab,bilinmez meşhur!
                                                                         N.Fazıl
garip geldik gideriz, rafa koy evi,barkı!…
tek dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı…
                                                                              Necip Fazıl
***
bize kalan aziz borç,asırlık zamanlardan ;
tarihi temizlemek sahte kahramanlardan…
                                                                              Necip Fazıl
***
ölümü sığdıramaz akıl daracık koğuk.
Ölemez,çıldıramaz,ağlarlar boğuk boğuk.
                                                                                Necip Fazıl
***
o yüz her hattı tevhid kaleminden bir satır;
o yüz ki göz değince Allah’ı hatırlatır.
                                                                                Necip Fazıl
***
Bülbüllere emir var;lisan öğren vakvaktan
Bahset tarih,balığın tırmandığı kavaktan.
N.Fazıl
***
Düşünün ben ne büyük rütbeye tutkuluyum,
Çünkü o’nun kulunun kölesinin kuluyum.
                                                                                Necip Fazıl
neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık,
 anladım ki , yok, Allah’tan başkasıyla yakınlık.
                                                                                Necip Fazıl
***
biri aşk ,biri nefret:bizim kanadımız çift…
ateş saçmalı ki nur,erisn kapkara zift.
                                                                                Necip Fazıl
hazırlayan ve sunan :serap uysal

MANA YÜKLÜ GÜZEL SÖZLER

Bir kabza-i hak olur bu tenler.

Bilmem ki neye kibreder kibredenler.                                                           Şeyhülislam Yahya

                                     

Çok okuyan çok bilir ,yarını parlak olur.  

Okuyanın yarını alnı gibi ak olur.

   Medeniyet dediğin açmaksa bedeni,

Desene hayvanlar bizden daha   medeni.                                                             Mehmet Akif

   Yiyince hiç doyar mı girdiğiniz yer?

Dünyaya uyar mı girdiğiniz yer?

Ölümden öteyi anlat bize.

Dünyaya uyar mı gördüğünüz yer.   

Etme ar oku ,öğren ehlinden.

Herşeyin ilmi güzel cehlinden.   

  İbadet için geldik, hesap için döneceğiz.

Dünyada misafiriz dirilmek için öleceğiz.                                             

  Evini temiz tut ansızın misafir gelir

HAZIRLAYAN VE SUNAN :SERAP UYSAL

Anne istemiyordum ne tacı ,ne sarayı! Anne karnında ,fazla yaramazlık mı ettim?CAHİT SITKI TARANCI’DAN BİR ŞİİR

ANNE NE YAPTIN?
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Senden istemiyordum ne tacı ,ne sarayı;
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.
Bir kere doğurdunsa ,sonra niçin büyüttün?
Kundakta, beşikte de bir zahmetim mi vardı?
Koynundan niçin attın ,yavrunu bütün bütün?
Bilmiyor muydun ki o ,yalnızlıktan korkardı.
Sütünden tatlı mıdır ,anne sanki bu hayat?
Bana sorsana anne ,yaşamak bir hüner mi?
El aç ,yalvar gündüze,geceye boyun uzat
Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi?
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim!
Anne istemiyordum ne tacı ,ne sarayı!
Anne karnında ,fazla yaramazlık mı ettim?
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
                                                            Cahit Sıtkı Tarancı
 Bir insan niçin böyle düşünür ?
yaşamak niye zül gelir,ağır gelir?
hayatın tüm yükü niye omuzlarına binmiş gibi hisseder?
niye annesine kızar onu dünyaya getirdiği için .?
tüm bu duygular inancını kaybetmiş bir insanın portresi …
hiç bir şeyden zevk almayan adeta ölümü dileyen insan ..
inancını kaybetmeseydi böyle mi olurdu?
edebiyatımıza en güzel eserleri sunan bu şairimizin unutulmayacak o kadar şiiri var ki …
zevkle okuruz .
ama bir hüzün sarar bizi okuduğumuzda .
35 yaş şiiri unutulmazlar arasında başı çeker .
ölüm korkusu ,yalnızlık …
o yazar ,biz okur hüzünleniriz .
hele de yaş 35 ,yolun yarısı eder deyip de genç denecek yaşta vefat ettiğini öğrenince yazık olmuş diyesiniz gelir .
edebiyatımızın en güzel eserlerini verenlerin kısacık ömürlerine ne çok eser sığdırdığını görünce ise takdir etmekten kendinizi alamazsınız .
bize bu eserleri bıraktıkları için ,gönül dünyamıza hüzün salsalar da biz onları rahmetle anıyoruz .
yazan :serap uysal