RAMAZANIMIZ BİR KÜLTÜRDÜR

Ramazanlar bizim kültürümüzün bir yansımasıdır .

Bir çok  ibadeti içinde barındıran RAMAZAN-I ŞERİF’in her yönüyle ayrı bir güzelliğe sebeb olduğunun görürüz .

Oruç fakirin halini ,açlığın acısını anlama idrak etme hali.
İftar sofraları ,lokmayı paylaşmanın güzelliğinin yaşandığı anlar .
Sahur ,oruca hazırlık safhası …Allah’ın merhametinin tezahürü .
Teravihler ,müslümanların omuz omuza ALLAH için yanyana durduğu anlar .
Her bir hal ve ahvali ile Ramazan ,O MÜBAREK ZAMAN DİLİMİ ,ONBİR AYIN SULTANI ,hayatımıza iyiliklerle ,güzelliklerle gelir her sene .
Bir kültürdür bizde RAMAZAN ,bir medeniyettir .
Açılan sofralar ,zenginliği ,ihtişamı değil paylaşmanın güzelliğini göstermek için vardır .
Geçmişte de günümüzde bir çok anılar bırakmıştır .
Hatıralar yadedilir her Ramazan geldiğinde.
Geçmişe yolculukla hatıralar yadedilir .Yüzlerde bir gülümseme bırakan çok hatıralar vardır anlatılan .
Biraz da geçmişi hayırla yadederek analım bir yolculuk yapalım şöyle:
**
“Bir adam sohbetlerinde diliyle hep cömertlikten söz ediyor, ama eliyle hiç de cömertlik yapmıyordu.
İşte bu cimri adam bir gün İbrahim Ethem hazretlerine rica etti:
– Herkese nasihat ediyorsun, bana da nasihat et .
İbrahim Ethem hazretleri tek cümlelik nasihatını şöyle yaptı:
-Sen açığı kapat, kapalıyı da aç!
Adam bir şey anlamamıştı .Mecburen sordu:
– Açık nedir ki onu kapatayım, kapalı nedir ki onu da açayım?
İbrahim ETHEM de kısaca açıkladı:
– Açık olan hep cömertlikten söz eden çenendir, onu kapat.
Kapalı olan da Ramazan boyu yoksula hiç açmadığın kesendir Onu aç!
Adam, tebessüm ederek söylendi:
– Vallahi bir doğru ancak bu kadar veciz söylenebilir! Bu söz gerçeğin ta kendisidir!
**
Eski Ramazanlarda insanların sofrası ,gönlü herkese açıkmış .İnsanlar sofralarını aniden habersiz gelebilecek ALLAH misafirine her dem,özellikle de Ramazanda açık tutarlarmış .Günümüzle kıyaslandığında ne kadar de zıd bir gelenek .Şimdilerde aileler kendi bireylerini dahi randevuyla kabul ediyor. Habersiz misafir gelince insanların canı sıkılıyor .
Halbuki meşhur atalar sözüdür :
“EVİNİ TEMİZ TUT ANSIZIN MİSAFİR GELİR .
KENDİNİ TEMİZ TUT ANSIZIN ÖLÜM GELİR .”
ALLAH ,bizlere evimizi her daim HALİL İBRAHİM sofrasına çevirenlerden eylesin .Evlerimizde insanlara ikram edelim .
“ALLAH’A VE AHİRET GÜNÜNE İMAN EDEN MİSAFİRİNE İKRAM ETSİN.”buyuran Sevgili Peygamberimizin sünneti düsturumuz olsun .Hele ki RAMAZAN’da .
**
Bir de Sultan 2. Mahmut Han Dönemine gidelim :

Sultan 2 .Mahmud döneminde iki defa şeyhülislamlık makamına gelen Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi, İstanbul’un sayılı zenginlerindendir.
Üsküdar Doğancılarda inşa ettirdiği, Paşa Kapısı diye anılan saray yavrusu muhteşem konakta yaşamaktaydı.
Sultan Mahmud, bir yaz günü Ramazan akşamında, şeyhülislamın konağına adeta bir iftar baskını düzenledi. Yanında bakanları, önde gelen devlet adamları ve hizmetine bakanların oluşturduğu hatırı sayılır bir kalabalık vardı.

Haber vermeksizin gerçekleştirdiği ziyaretle Dürrizade’ye sürpriz yapmak istedi. Tabii, o anda konak halkını tarif edilemez bir panik havası sardı.

Etekleri tutuşarak efendisi Şeyhülislam Hazretlerine koşan kâhya, ellerini iki yana açarak şöyle sordu:

– Ne yapacağız şimdi?

Ama Dürrizade hiç telaş göstermedi. Ev halkına ayrılan yemekler misafirlere verilecek, kendi yemeği de padişaha takdim edilecekti.

Neticede, bütün olumsuz şartlara rağmen her şeyiyle dört dörtlük bir sofra kuruldu. Sultan Mahmud hizmetkârı çağırtarak tebrik etti.

– Yemekler gerçekten nefis olmuş. Sadece bir şey dışında: O da, şu billur kâse içindeki hoşaf biraz ılık olmuş, dedi.

Kâhya ya da o zamanki ismiyle Kethuda, padişahın bu küçük eleştirisi üzerine, elleri göbeğinde bağlı, başı hafifçe eğik bir vaziyette cevap verdi:

– Biraz karıştırılınca kendiliğinden soğur efendimiz.

Padişah, işte o zaman işin farkına vardı. Ve dile getirdiği tek kusurun da geçersiz olduğunu gördü. Çünkü billur zannettiği hoşaf kabı, içi oyularak kâse süsü verilmiş bir buz kalıbıydı.”

Soframıza oturan kim olursa olsun ister bir sultan, isterse bir gariban .
Kendi yiyeceğimizi ikram edebiliyor muyuz ?diye nefsime sorarken aklıma sevgili peygamberimizin torunları Hz. Hasan ile Hz .Hüseyin’in hastalanmaları dolayısıyle annesi Hz .FATIMA ve babası Hz .Ali’nin adak oruçları geldi aklıma .
Onu da bir sonraki yazıda anlatalım inşaallah derken yaklaşan iftar vaktinde duamız “Allah oruçlarımızı kabul etsin ,evlerimizde insanlara yemek ikram etmek nasip olsun .”diyelim Ve hayırlı iftarlar dileyelim .

Hayırlı Ramazanlar ,koronasız günler

Serap Uysal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir